Dünya yeni bir ekonomik krizin içinde. 2008 yılında başlayan ve derinleşerek devam eden kriz, şimdiye kadar yüzbinlerce kişiyi işsiz bıraktı. Hükümetlerin, tekellerin ayakta kalabilmesi için emekçi kıyımının önünü açan düzenlemeler yapması önümüzdeki dönemde işsizlerin sayısının milyonlara çıkacağını gösteriyor. 14 Kasım’da Avrupa’nın genelinde milyonlarca emekçi sokağa çıkarak, „krizin sorumlusu biz değiliz“ diyerek, hak gasplarına karşı durdu. Yine ekonomik krizle birlikte Avrupa’da ırkçı söylemlerde bulunan partilerin yükselişi de dikkat çekiyor. Diğer taraftan yaşanan ekonomik kriz, halk hareketlerini de tetikliyor. Tunus’ta üniversite mezunu olmasına rağmen seyyar satılıcık yapan Muhammed Bouazizi, zabıtanın mallarına el koyması üzerine kendini yakarak aslında Arap dünyasını sarsan halk hareketinin isyan kıvılcımını ateşlemişti. Bugüne kadar dünya ekonomisi iki büyük kriz geçirdi. Birincisi 1873-1896 yılları arasında, ikincisi de 1929’da gerçekleşti. Uzmanlar; ‘deprasyon’ olarak nitelendirdikleri iki krizi, birinci ve ikinci dünya savaşlarının nedeni olarak gösteriyor. Şu an yaşanmakta olan kriz ise deprasyon boyutuyla 1929 bunalımıyla karşılaştırılıyor. Konunun uzmanlarından Marksist iktisatçı ve Devrimci İşçi Partisi Genel Başkanı Sungur Savran’la, ekonomik krizin nedenleri ve etkilerini konuştuk.

Almanya Başbakanı Angela Merkel, krizin 5 yılda atlatılabilineceğini söyledi, siz ne dersiniz ?

Merkel fazla iyimser konuşmuş! Ama söylediğinden çıkarılacak sonuç yalın. Dünyada beş yıldır zaten kriz var. Merkel 5 yıl daha verdiyse, bu 10 yıl eder. Bu her türlü ölçüye göre ‘depresyon’ demektir! Aslında dünya tam tamına bir depresyon geçiriyor. Daha da kesin bir teşhis koyacak olursak, dünya kapitalizmi 1873-1896’nın ve 1930’lu yılların depresyonlarından sonra üçüncü büyük depresyonunu yaşıyor.

Bu ne demek?

Basit bir krizden farklı olarak, krizden çıkmak için devasa değişiklikler gerekir demek. Ekonominin yapısında değişiklikler, ama aynı zamanda işçi ve emekçilere çok ağır taarruzlar. İlk büyük depresyon (1873-96) emperyalizme geçişle aşıldı. İkincisi faşizm ve İkinci Dünya Savaşı ile. Şimdikinin boyutları ancak bunlar hatırlanırsa kavranabilir.

Yunanistan ve İspanya başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesi ekonomik krizde. Yaşanan krizi tek tek ülkeler bazında mı ele almak gerekiyor, yoksa kapitalizm bir bütün olarak mı krizde?

Avrupa aslında dünya krizinin en zayıf halkası. Hepsi bu. Dünyanın en büyük ekonomisi ABD’de de büyüme zayıf, borçluluk başa bela, bütçe açıkları devasa. Dünyanın üçüncü büyük ekonomisi Japonya, zaten 20 yılı aşkın süredir, tam bir depresyonda, şu anda ekonomisi yine daralıyor. Lanse edilenin Çin, Hindistan, Brezilya ve bu arada Türkiye de hızla geriliyorlar. Hiçbir krizde bütün ülkeler aynı derecede etkilenmez, Avrupa krizin ön safında yer alıyor hepsi bu.

Peki neden Avrupa zayıf halka?

Çünkü Avrupa Birliği, çelişik bir ekonomik yapıya sahip. Dikkat ederseniz, ağır kriz yaşayan ülkeler sadece Yunanistan ve İspanya değil, Portekiz, İtalya, İrlanda, hepsi Euro Bölgesi’nin mensupları. Çelişik ekonomik yapı şuradan kaynaklanıyor; para sistemi bütünleştirilmiş, yani tek para (Euro) kullanılıyor, ama kamu maliyeleri bağımsız. Şimdi Almanya’nın diktatörlüğü altında “troyka” bu ülkelerin kamu maliyesini Euro’nun çıkarlarına göre tıraş ediyor! Troyka, “üçlü” demek, yani Avrupa Komisyonu, Avrupa Merkez Bankası, İMF. Şu anda belki yalnızca Yunanistan’ın Euro Bölgesi’nden çıkması konuşuluyor ama muhtemel olan Euro’nun paramparça olmasıdır. Euro sistemi dağılırsa dünya, tarihte eşi benzeri görülmemiş bir krize girecektir.

Kriz, sosyal patlamaya neden olur mu?

Tabii olabilir. Depresyon dönemleri, devrim, karşı devrim, iç savaş, faşizm, uluslararası savaş, kısacası altüst olma dönemleridir. İçinden geçtiğimiz döneme anahtar olarak 1930’lu yılları düşünmek en iyisi.

Ne oldu o dönemde?

İspanya’da devrim, Fransa’da, ABD’de, Çin’de dev sınıf mücadeleleri, Almanya’da faşizm, sonunda dünya savaşı yaşandı.

Günümüzde ne oluyor peki?

Bugüne dönersek, devrim gözlerimizin önünde gelişiyor. Önce Akdeniz’in güney kıyılarını yokladı; Mısır, Tunus, Yemen, Bahreyn, Suriye. Libya devrim değildi, aşiret savaşı ve emperyalist savaş bileşimiydi. Şimdi Suriye’yi de ona benzettiler. Avrupa’da ise devrim henüz başlamadı, ama her şey devrim ya da karşı devrime işaret ediyor. Sınıf mücadelesi, Yunanistan’da bir ön devrimci durum yarattı, iki senede 16 genel grev yapıldı ve çoğu sokak savaşlarıyla. İspanya tarihinde ilk kez bir yıl içinde ikinci genel grevini yaşadı. Geçen yıl ‘Öfkeliler’ hareketi bir aydan uzun bir süre İspanya’nın büyük kentlerinin meydanlarını işgal etti. Portekiz ve İtalya’da da sınıf mücadelesi adım adım yükseliyor. Günümüzün gerçeği Akdeniz devrimci havzasıdır. Güneyden Arap yoksulları ve mülksüzleri, kuzeyden örgütlü işçi sınıfı sıkıştırıyor. Rojava ile birlikte Kürt halkının mücadelesi de Akdeniz devriminin bir parçası haline gelmeye doğru dev bir adım atmıştır. Suriye Kürdistan’ında olan biten, tartışmasız biçimde Suriye devriminin yani Akdeniz devriminin bir parçasıdır.

Krizle birlikte Avrupa’da ırkçılık da yükseliyor…

Burjuvazi, en başta Yunanistan olmak üzere, bütün Avrupa ülkelerinde faşizmin önünü açmaya başladı. Göçmenlere düşmanlık bu yeni faşizm dalgasının baş kozudur. Avrupa’daki Kürtler ve Türkler büyük mücadelenin bir parçası olmalı, yaşadıkları ülkelerin işçi sınıfı ile el ele faşizme ve burjuvazinin taarruzuna karşı mücadele etmelidir. ‘Ben Almanya’da yaşıyorum, Hollanda’da yaşıyorum, İsveç’te yaşıyorum, burada kriz yok’ demek burnunun ötesini görememek olur. Kriz Avrupa krizidir, hatta dünya krizidir. Almanya, Hollanda, İsveç de etkilenecektir. Bakın “beyaz zambaklar ülkesi” Finlandiya’ya; “Hakiki Finler Partisi”, sanırsınız Fin bozkurtları, beş seçmenden birinin oyunu aldılar tarihte ilk kez! Avrupa’nın en zengin ülkesi Norveç’te Breivik denen adam 72 çocuğu soğukkanlı biçimde katletti!Tüm bunları görerek Kürtler, kendi gelecekleri için Avrupa’da da mücadelenin ön saflarında olmak zorunda.

Raporlara göre; ekonomik kriz döneminde dünya genelinde silah satışında yüzde 24 artış sağlandı. Bu çelişki değil mi?

İşte size kapitalizmin en büyük çelişkilerinden biri. Kapitalizmin krizlerinin en keskin biçimi olan depresyonlar, emperyalizmin ve tek tek her ülke burjuvazisinin, olağan yöntemlerden umut kesmesine yol açtığı için sorunları kılıçla kesip atmaya giriştiği dönemlerde olur. Dolayısıyla, tam para yokken, bütçeler dev açıklar verirken, askeri harcamalar artar. Sözünü ettiğiniz harcamalar, kapitalizmin dünya çapında ve her ülkede savaşa hazırlanmakta olmasındandır. Daha şimdiden iki ‘’depresyon savaşı’’ yaşadık. Libya’da iç savaş ve emperyalist savaş; şimdi de Suriye’de iç savaş ve belki bir emperyalist savaş. Bir yıl arayla oldu bunlar. Ama yaşananlar muhtemelen yaşanacakların yanında gölgede kalacaktır. Suriye’nin ardından, İran mı gelir, İsrail’in Gazze’ye saldırısına veya körüklenen Şii-Sünni kamplaşmasına bakarsak ‘Ortadoğu çapında bir savaş mı göreceğiz’ diye soruyoruz. Euro çöker ya da deprasyon başka yollardan daha da derinleşirse, Çin’e veya Rusya’ya karşı bir savaş bile dışlanmamalıdır. Yani, Üçüncü Dünya Savaşı. Mutlaka olur demiyorum. Olmaz demek çılgınlıktır diyorum.

Tedbirlere rağmen krizin önü alınamadı, nasıl bir politika izlenmeli?

İş yürümüyor. Herkes görüyor, ama çare bulamıyor. Troyka işin içine girmeden önce Yunanistan’ın borcu ulusal gelirinin yüzde 140’ı düzeyindeydi. Bugün yüzde 180’e yaklaşıyor! Neden? Çünkü halka kemer sıktırmakla ekonomiyi daha da fazla daralma içine itiyorlar. O zaman devletin geliri de azalıyor. İstediğiniz kadar kısıntı yapın bütçe açığı artıyor, borçlanmadan başka çare kalmıyor. Ama hakim sınıflar açısından bunun alternatifi de yok. Bazı ülkelerde çok büyük sınıf mücadelelerinin etkisi altında köşeye sıkışan burjuvazi tavizler verebilir. 1930’lu yılların ABD’si ve Fransa’sı örnektir. Ama bir bütün olarak kapitalist sınıf dünya çapında işçi sınıfına saldırmak zorunda. Bizim “onlar acaba biraz insafa gelir mi, daha yumuşak bir çıkış yok mudur?” gibi hayali fikirlerle uğraşmak yerine bu saldırıya karşı saflarımızı örgütlememiz, kendi alternatifimizi, yani işçilerin, emekçilerin, ezilenlerin iktidarını hazırlamamız gerekir. Sınıf mücadelesinden başka alternatif yoktur. Sınıf mücadelesini ve devrimi uluslararası alanda örgütlemeliyiz. 


Yunanistan’ın iflasından bahsediliyor. Bir firma iflas ederse ortadan kalkar, bir ülke iflas ederse ne olur?

Ülke iflas ederse ortadan kalkmaz ama köleleşir. Kendi ortak tarihimizi hatırlayalım. Osmanlı borçlarını ödeyemeyince ne olmuştu? Düyun-u Umumiye idasiyle Osmanlı maliyesini emperyalist ülkeler yönetmişti. Yunanistan’daki durum da buna benzer. “Troyka” söylüyor, Yunanistan Parlamentosu oyluyor. Ama iflas ederse, muhtemelen Avrupa Komisyonu bir kayyum atayacaktır. Ne var ki, Yunanistan tek başına iflas etmeyecektir. O iflas ederse muhtemelen çöküntü diğer Güney Avrupa ülkelerine sıçrar, ve Euro toptan çöker. O zaman bütün dünya kapitalizmi kayyuma gitmek zorunda kalır! Ya da karakola, yani savaşa!

Türk Başbakan Erdoğan, krizin kendilerini ‘teğet’ geçtiğini söylüyordu. Türkiye krizin neresinde?

Türkiye, 2008-2009’da tarihinin en büyük ekonomik daralmalarından birini yaşadıktan sonra, gelişmiş ülkelerin krizi dolayısıyla oralarda yatırım yapamayan uluslararası sermayenin ilgi gösterdiği bazı başka ekonomilerle birlikte, yani sermaye girişinin dopingi ile yüzde 9’larda bir büyüme yaşadı. Ama bu yıl yüzde 3’e geriledi. AKP iktidarı bunu yumuşak iniş gibi göstermeye çalışıyor. Halktan gizledikleri şu; yatırımlar son altı aydır yüzde 7 geriledi. Yatırım ekonominin motorudur. Geleceğin aynasıdır. Türkiye ekonomisi hızla krize doğru ilerliyor. 2008-2009’da banka sektörü sağlam kalmıştı. Oysa şimdi bankaların Avrupalı ortakları çöküşün eğişinde. Garanti, Yapı Kredi, Akbank gibi bazı en büyüklerin yarı hissesi, çöküntüye girmekte olan İspanyol, İtalyan, Fransız ortaklara sahip. Ortak çökerken ilk kaçacağı yer yabancı ülke olacaktır. Benim kanaatim Erdoğan’ı Körfez sermayesinin bile kurtaramayacağıdır. Kriz başlıyor. Sarsıntılı bir döneme giriyoruz. Kürt halkının kararlı mücadelesinin yanına işçi sınıfının mücadelesi katılırsa, seyreyleyin Türkiye’yi!

DENİZ BAŞPENİR / HABER MERKEZİ