Erdoğan’ın atadığı Akiller kent kent dolaşarak Türk toplumuna ayar vermeye çalışıyorlar. Haklarını teslim etmek gerekir. Ev ödevlerinin gereğini yerine getirme, Türk toplumundaki yüzde 70’lik Kürt düşmanlığını alta çekmenin gayreti içindeler.

Ne kadar başarılı olabilecekleri konusunda şimdiden birşey söylemek erken. Başarılı olabilmelerinin birinci koşulu iktidardaki AKP ve Cemaate hendek atlatmalarına bağlı. Ne de olsa Kürde düşmanlıkla aşılanan, Türk-İslam-Kokteyli’nden tıksırıncaya kadar içen ve Kürde düşmanlığı neredeyse genetik değişimi de göze alarak içselleştiren benzer yapılarla karşı karşıyayız.
Başarılı olabilmelerinin ikinci koşulu ise kendi geçmişleriyle yüzleşmekten geçiyor. Bu ekipte yer alanların bir kısmı yakın zamana kadar Kürtleri aşağılama, rencide etme, Kürtlere küfür ve hakarette bulunarak iktidar ve medya baronlarının gözüne girme yarışı içindeydiler. Aralarında Kürde ve Türk’ten gayrısına düşmanlık olimpiyatlarında ipi göğüsleyebilmek için birbirlerini tepeliyenler bile var.
Üç-dört haftadır hep dinlediler; dinlediklerini anlatmakla, tefrika etmekle yetindiler. İnandırıcı olabilmeleri içinse sıra geçmişleriyle yüzleşmeye geldi. Kürde düşmanlık çıtasının yükselmesinde epeyce pay ve katkı sahibi olan bu insanlardan bir kısmının soyundukları toplum mühendisliğini başarıyla yürütebilmeleri öncelikle Kürt halkı ve hareketiyle nişangaha oturttukları tüm Kürtlerden kamuoyu önünde özür dilemelerine bağlı.
Samimiyet testinden geçmek, göz göze bakmak, yan yana durmak için bu özrün dilenmesi gerekiyor. Bundan kaçınanlar Saray nezdinde Akil sayılabilirler, ama halk nezdinde bir şarlatan ve soytarıdan öteye gidemezler.
Diğer bir mihenk taşıysa şu sıkça tekrarlanan eşitlik meselesi. Öyle anlaşılıyor ki herkes eşitlikten kendi kafasındakini anlıyor. Kimileri silahların susmasıyla barışın geleceği, Kürt sorununun çözülüp Kürtlerle Türklerin eşit olacağını sanıyor. Ne de olsa doksan yıldır zaten eşittik, etle tırnak gibiydik!
Salt silahların susmasıyla barış ortamı oluşsa ve Kürt sorunu çözülseydi 1938’den 1984’e kadar bu sorunun çözülmüş olması gerekirdi. Yine salt silahların susmasıyla barış gelseydi, sorun çözülseydi 1999’dan 2004’e kadar bu sorun çözülmüş olurdu. Salt silahların susmasıyla sorun çözümlenseydi 2007, 2009 ve 2011 seçimleri öncesi ve sonrası çözülürdü.
Demek ki silahların susmasıyla ne barış ortamı oluşuyor, ne de Kürt sorunu çözülebiliyor. Barış da, Kürt sorununun çözümü de bundan daha fazlasını gerektiriyor. Bunların olabilmesi içinse Kürt sorununun tam hak eşitliği temelinde çözüme kavuşturulması gerekiyor.
Eşitlik temelinde bir çözüm için dünya örneklerinden öğrenilebilecek bir dizi ev ödevi var. Akillerin bir kısmı Güney Afrika’da ders çalışıyor. Şayet Güney Afrika’da Afrika Ulusal Konseyi (ANC) lideri Nelson Mandela eşit bir partner olarak tanınmasaydı, örgütü ANC çözüm masasında eşit ve reşit bir taraf olarak yer almasaydı ve Apartheid Rejimi baştan sona elden geçirilmese ve yeni bir çehreye kavuşturulmasaydı Güney Afrika’da da ne barışa, ne de kalıcı bir çözüme ulaşılabilirdi. Güney Afrika kendi geçmişi ile yüzleşmeseydi, devlet aygıtı ve devlet-toplum ilişkileri yeni ve farklı bir anlayışla ele alınmasaydı bugünkü sonuca ulaşılamazdı.
Güney Afrika Devleti’nin o zamana kadar ki tüm sembolleri, tüm kırmızı çizgileri ortadan kaldırıldı. Yeni bir marş ve Gökkuşağı bir bayrak, dokuz eyaletli bir devlet ile 11 resmi dil bu adımdan sonra oluşturuldu.
Evet eşitlikse Kürtlerin anladığı böylesine bir eşitlik. Şayet iki halk yüzlerce yıl süren bir haksızlıktan sonra birlikte yaşayacaklarsa Türk halkının kendisine reva ve meşru gördüğü tüm haklardan Kürt halkı da aynı oranda yararlanabilmelidir.
Kürt sorunu Irak’ta nasıl çözüm yoluna girdiyse Türkiye ve Kürdistan’ın Kuzey yakasında da girebilir. Irak Anayasası ortak hazırlandı, Arap ve Kürt halkları eşit kılındı, ortak bir federal devlet oluşturuldu ve Kürtçe ikinci resmi dil olarak tescil edildi.
Akiller ırak diyarlara seyahat yapma hakkına sahipler. Ama derslerine çalışmak, ev ödevlerini yapmak istiyorlarsa Kürdistan’ın Güney’i, Hewlêr yanıbaşlarında. Sadece bir ekip değil, her yedisi oraya gidip ‘Kürt sorunu Irak’ta nasıl çözüldü’ konusuna yoğunlaşabilir, sonuçlarını hem Erdoğan, hem de Türk toplumu ve medyasıyla paylaşabilirler.
Tabii oraya gitmişken Kandil’siz de olmaz. Bir zahmet buyurup oraya giderlerse binlerce, onbinlerce insanın Türk devletine karşı neden silah kuşandığını, hangi şartlar gerçekleşirse “otuz yıllık pikniği” sonlandırarak ovaya inebileceklerini de ilk elden öğrenmiş olurlar.
Kısacası Akillerin gidecekleri yol hayli uzun. İncir yaprağı işlevi görmek istemiyorlarsa gölgelerinin üzerinden atlamaları gerekiyor. Zira bırakalım akil olmayı, insan olmak dahi adil olmayı, temiz bir vicdanla empati yapmayı gerektiriyor. Kendisine hak gördüğünü komşusundan esirgeyenin insanlığıysa hep tartışıldı.

msahin1@web.de