Akın Gürlek’i parlatma operasyonu
Kadın Haberleri —

Eren Keskin
- İnsan hakları savunucusu ve hukukçu Eren Keskin, Gülistan Doku soruşturmasının ani hızlanmasını “geç kalmış bir çözülme” olarak nitelendirdi. Olayı tekil bir suç örgütüyle değil, İçişleri Bakanlığı’ndan yerel bürokrasiye uzanan sistematik bir yapıyla açıkladı ve bölgedeki cezasızlık politikasına dikkat çekti.
- Gülistan Doku soruşturmasıyla Bakan Akın Gürlek’e meşruiyet sağlandığını belirten Eren Keskin, “Hangi güç bu olayı gizlediyse, devletin içindeki diğer bir güç de bu olayı ortaya çıkarmaya karar verdi. Bu durum, güçler içindeki bir çatışma sonucu ortaya çıktı” ifadelerini kullandı.
Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun 5 Ocak 2020’de Dêrsim’de kaybolmasından bu yana geçen 6 yılda dosya büyük ölçüde hareketsiz kalmıştı. 2026’de soruşturmanın yeniden hız kazanmasıyla birlikte eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in de aralarında bulunduğu birden fazla şüpheli tutuklandı. Soruşturma sürecinde yaşanan gelişmelere ilişkin ANF’ye konuşan Eren Keskin, olayın bireysel suçlularla sınırlı olmadığını, devletin iç mekanizmalarında yer alan sistematik bir cezasızlığın parçası olduğunu ifade etti.
90’lardan bu yana aynı yöntem
Dünyanın tüm çatışmalı bölgelerinde kadınların sistematik şiddete maruz kaldığını dile getiren Eren Keskin, “Aslında bu hızlı değil, geç kalmış bir çözülme söz konusu; ancak birdenbire başlayıp bu kadar çabuk ilerlemesi dikkat çekici oldu.
90’larda bu çok kullanılan bir yöntemdi. Örnek vermek gerekirse, 90’ların başında Mardin bölgesinde, Musa Çitil döneminde çok sayıda kadın gözaltında cinsel saldırıya maruz kaldı. Bunlarla ilgili tek bir dava açıldı; genel olarak dosyalar hep kapatıldı. Nasıl olduysa… Musa Çitil de dahil olmak üzere 405 askere dava açıldı; ancak bu da beraatla sonuçlandı. Peki sonra ne oldu? Musa Çitil görevinde yükseldi, daha sonra Sur ve Cizre olaylarında yine karşımıza komutan olarak, hem de daha yüksek bir rütbeyle çıktı” dedi.
Nasıl çorap söküğü gibi çözüldü?
Gülistan Doku dosyasındaki gelişmelerin devlet içindeki güç odaklarının çatışmasından kaynaklandığını belirten Eren Keskin, şöyle devam etti: “Gülistan Doku vakası asla tekil bir olay değildir. Biz 90’larda Batman’ı ‘intiharlar şehri’ olarak biliriz. Çok sayıda kadın intihar ederdi; çünkü o bölgede de bu yöntem çok kullanılırdı. Devlet gücüne mensup kişiler, özellikle askerler, genç kızlarla ilişki kurup onları her açıdan istismar ederek ölümlerine neden oldular. Bu, aslında bir politikadır.
Gülistan Doku olayının altı yıl sonra bir çorap söküğü gibi ortaya çıkmasının nedeni bence şudur: Hangi güç bu olayı gizlediyse, devletin içindeki diğer bir güç de bu olayı ortaya çıkarmaya karar verdi. Bu durum, güçler içindeki bir çatışma sonucu ortaya çıktı. Yoksa altı yıl boyunca gizlenen bir suçun başka türlü ortaya çıkması mümkün değildi.”
Sonel devletin temsilidir
Sorumluluğun şahıslarla sınırlı olmadığını ve devlet mekanizmasının bir bütün olarak bu sürecin içinde yer aldığını ifade eden Eren Keskin, meselenin sistemli bir yapı tarafından yürütüldüğünü vurguladı. Delil karartma süreçlerinin devlet gücüyle gerçekleştirildiğine dikkat çeken Eren Keskin, şöyle konuştu: “Karşımızda sadece bir ‘Tuncay Sonel suç örgütü’ yok. Tuncay Sonel orada devletin temsilcisidir. Bizim karşımızda devlet var, devletin valisi var. Devletin valisi, emniyet müdürü, hastane başhekimi; herkes bu sistematiğin bir tarafında yer almış ve süreci birlikte yürütmüşlerdir. Bunu devlet gücünü kullanarak yapmışlar ve delil karartmışlardır. Bu coğrafyada her zaman hukuksuzluk vardı; yargı hiçbir zaman bağımsız değildi, bağımlı bir yargı vardı. Ancak ilk kez yargıyı bu kadar yazılı hukuktan koparan, süreci bu denli anti-demokratik bir hale getiren kişi Süleyman Soylu’dur.”
Soylu’dan gizli yapılamaz
Dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun işkenceyi savunan yaklaşımlarının yereldeki uygulamalara zemin hazırladığını ifade eden Eren Keskin, “O dönem Tuncay Sonel, tüm bu delil karartma işlemlerini İçişleri Bakanı’ndan gizli asla yapamazdı, bir valinin böyle bir gücü yoktur. O nedenle bunu Süleyman Soylu ve Mehmet Ağar dönemiyle birlikte değerlendirmek gerekir. 90’larda da bu yapı vardı. Bu yapı, cezasızlıkla ödüllendirildi. İşledikleri hiçbir suçun cezasını çekmediler ve hâlâ iş yapabilecek durumdalar. Gülistan Doku olayına böyle bakmak gerekiyor. Devletin içindeki bir yapı bu olayı açıkça gizledi, delilleri kararttı, altı yıl boyunca bu suçu işlemeye devam etti. Bugün yine kendi içlerindeki bir çatışma veya farklı bir bakış sonucunda bu olay ortaya çıktı. Ancak yine yanlış yapılıyor; sanki bunu bir kişi yapmış gibi konuşuluyor. Devleti tartışmadan, sadece Tuncay Sonel ile bu durumu açıklayamayız.”
Gürlek ve Soylu arasında çatışma
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in hakimlik ve savcılık dönemindeki kararlarını anımsatan Eren Keskin, şunları söyledi: “Akın Gürlek, ifade özgürlüğü alanında en kötü kararlara imza atmış bir isimdir. Osman Kavala, Can Atalay ve Gezi davası gibi süreçlerdeki sonuçları hepimiz biliyoruz. Yine İstanbul Başsavcılığı döneminde de tutuklamanın bu kadar fütursuz ve kolay uygulandığı başka bir dönem olmamıştır. Çok sert bir savcılık dönemi geçirdi ve ardından bakan oldu. Bir yanıyla bakana bir meşruiyet sağlanmaya çalışılıyor; ancak sırf bunun için devletin içindeki bir grubu bu kadar kötü göstermezler. Demek ki Süleyman Soylu ekibiyle aralarında bir çatışma da var. Bir taraftan bu çatışma sürerken, diğer taraftan ‘Bakan ne kadar iyi, bütün faili meçhulleri çözecek’ gibi bir algıyla ona meşruiyet sağlama amacı güdülüyor olabilir.”
Süreç beyanlar üzerinde yürüyor
Gülistan Doku dosyasındaki gelişmelerin insan hakları savunucularının yıllardır dile getirdiği devlet sistematikliğini doğruladığını kaydeden Eren Keskin, son olarak şunları ifade etti: “Bugüne kadar somut tek bir delil açıklamadılar; çünkü deliller zaten karartılmış durumda. Şu anda birtakım gizli tanıkların beyanları üzerinden yürüyen ve Gülistan'ın cenazesinin dahi henüz bulunmadığı bir süreç yaşıyoruz. Eğer gerçekten bütün bu gerçekler ortaya çıkarılırsa, bu tabii ki olumlu bir gelişme olur.
Biz, olumlu yapılan her işi destekleriz; bu sürece tamamen baştan karşıyız demek istemiyorum. Tabii ki olumlu bir adım atılıyorsa arkasında duracağız. Ancak şu ana kadar bildiğimiz kadarıyla somut delillerin karartıldığını görüyoruz ve süreç sadece beyanlar üzerinden ilerliyor. Somut delillerin ve her şeyden önce Gülistan’ın cenazesinin ortaya çıkarılması gerekiyor.” HABER MERKEZİ
* * *
Rapor sinyali köprüde göstermedi
Tunceli Valiliği İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü AFAD’ın Gülistan Doku’yu 220 gün araması sonucunda hazırladığı rapor Jinnews’in eline ulaştı. Raporda, “Telefon sinyalinin Sarı Saltuk Viyadüğü (Dinar Köprüsü) üzerinde kesildiği tespit edilmesi üzerine su altı ve su üstü arama çalışmaları bölgede başlatılmıştır. Bugüne kadar yapılan arama çalışmalarında herhangi bir sonuca ulaşamamıştır” denildi.
Raporda her ne kadar Gülistan Doku’nun telefon sinyalinin köprüde kesildiği söylense de aslında Gülistan Doku'nun telefon sinyali hiçbir zaman köprüde alınmadığına yer veriliyor.













