Dünyanın dönüşünün daha da hızlandığı günlerdeyiz. O yüzden son bir hafta on günde olanları başlıklar halinde sıralasak bile çoğu zaman bir gazete yazısına sığdırmak zorlaşıyor. Yine de deneyelim. Geçen hafta tırmanan Ukrayna-Rusya gerilimi, belki başlangıcı Proşenko’nun “ebedi devlet başkanları” serisine eklemlenme hamlesiyken bir anda daha da yalnızlaşmasına ve Putin’in ağırdan alan yaklaşımıyla, Rusya’nın olası toprak genişletme oyununa dönüştü. Hikayenin devamı G-20’de geldi. Putin burada da ön alıcı bir hamleyle Prens Selman’la çak yapıp kahkahalar eşliğinde Trump’ı adeta hasedinden çatlattı. Tabii arada “başkan” da bu kıskançlık sendromuna ortak olmuş olabilir. Buenos Aires’teki zenginler zirvesinin elbette başka sonuçları da oldu ama ilki katillikle itham edilip edilmediğini de bir türlü anlayamadığımız (Nitekim komedyen olma arzusunu saklayamayan Trump’ın Güvenlik Danışmanı Bolton, cinayetin ses kayıtları için “Arapça, niye dinleyelim ki?” demişti.) Prens Selman’ın dünyanın egemenleri nezdinde aklanmasıydı. Arada kem küm edenler oldu, fakat 2020 G-20 dönem başkanlığı Suudi Arabistan’a verilirken kimsenin itiraz ettiğini duymadık. Kandıralı da dahil…. Fakat Erdoğan’ın en büyük hayal kırıklığı sanırım, Selman’dan para koparamaması/yerini kapamaması değil basın toplantısı sırasında dünyanın öteki ucunda, karşısında bazı gerçek gazeteciler bulup özellikle Suriyelilere karşı uygulanan ayrımcılık ve Ermeni Soykırımı konusunda sıkıştırılmasıydı. Yoksa ferah feza atıp tutmaya devam edecekti. Fakat yanıtında ayrımcılık meselesini atladı, Soykırım’da ise işi yine tarihçilere havale ederken Türkiye’de yaşayan Ermenileri tehdit etmeyi ihmal etmedi. Tekrar Prens Selman’ın aklanmasına dönecek olursak her ne kadar ABD Senatosu “Yemen’de Suudiler’e desteği kesme” kararı alsa da bu ertesi gün Suudi Arabistan’la yapılan 15 milyar dolarlık silah satış anlaşmasına engel olamadı. Para her tür kiri yıkıyor maalesef. Fakat ben yine de asıl sorunu anımsatayım. BM verilerine göre 400 bin çocuğun açlık tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğu Yemen’de nüfusun yaklaşık dörtte üçüne tekabül eden 22 milyon kişi, acil insani yardım ve korumaya ihtiyaç duyuyor. Arada “arıza”lar da oldu. İlki Almanya’nın en büyük bankası olan Deutsche Bank’ın Frankfurt’taki genel merkezi dahil 6 şubesine kara para aklama soruşturması kapsamında bir operasyon düzenlenmesiydi. Daha önce de bu banka “2008 küresel krizine neden olduğu gerekçesiyle yürütülen davaların düşürülmesi için ”ABD’ye 7.2 milyar dolar ceza ödemişti. Bu arada Buenos Aires’e uçan Merkel’in uçağında da havadayken bir arıza çıktı, uçak değiştirmek zorunda kaldı ve gecikti. Bir de ve en önemlisi Alman politikacılar arasında “Kuzey akımı-2 bizi Rusya’nın tutsağı yapar” tartışmaları arttı. Postmodern karakterli yeniden paylaşım savaşının jeopolitik ayağında ise Doğu Akdeniz’den başlayıp, İtalya’ya ulaşması planlanan İsrail-Kıbrıs-Yunanistan ve İtalya arasında imzalanan EastMed Doğalgaz Boru Hattı Projesi vardı. Bu gelişmeden Türkiye ve Rusya’nın rahatsız oluyor. Daha doğuda komşu Gürcistan’da ise 28 Kasım’da düzenlenen cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunda hükümetin desteklediği Salome Zurabaşvili yüzde 59 oy olarak ülkenin ilk kadın cumhurbaşkanı oldu. Fakat hikaye orada kaldı, muhalefet seçimler usulsüz diye sokaklara döküldü. Enteresan olan Zurabaşvili’nin af vadettiği eski Devlet Başkanı Saakaşvili’nin de (Gürcistan’da adına verilen tutuklama ve gıyabi hapis cezası nedeniyle dönemeyen) muhalefeti desteklemesi oldu. Göstericilerin ellerindeki AB, ABD ve Ukrayna bayrakları dikkat çekici. Diğer komşu Ermenistan’da da bu hafta sonu genel seçimler var. Yapılan anketlere göre Paşinyan’ın liderliğini yaptığı Benim Adımım Koalisyonu’nun seçimleri kazanması bekleniyor. Fakat iktidarda kim olursa olsun bölgedeki jeopolitik çekişmelerin odağında olan Ermenistan ve Gürcistan’ın daha uzun süre örselenmesi kaçınılmaz…