Türkiye’de aklı başında birileri olsa…?

Bu paket böyle çıkmazdı.
Bana göre Erdoğan damgalı “Paket”, “Kürdistan sorununa Türk cevabı” gibi paradoks bir “zihin kazası” sonucu oluşturuldu.
İkincisi, bu “Paket”, mücadeleyi kaybeden, yenik düşmüş bir Komutan’ın, “depresif pozu”nun tercümeli hali.
Biraz açmaya çalışayım:
Kürdistan’da, sokakta yürüyen askerler, yabancı.
Önemlisi, kendilerini yabancı hissediyorlar.
Kürdistan’daki Türk okullarında “andımız”ı okuyan Kürt öğrenci var mı?
Kürdistan’daki Türk Memuru öğretmenler, Kürt çocuklarına “and” içirmenin, asker pozuna bürünmeyle örtüştüğünün bilincine vardılar.
Biraz kurgu gibi gelebilir:
Yakında Kandil’de Kürdistan Yargıtayı kurulabilir.
Hayal sanmayın, belki de günün birinde, “ayrı yargılanma” arzusunu dile getiren Ağar orada yargılanır.
“Kürdistan Sağlık Meclisi” kuruldu.
Yakında, 90’lı yıllarda Avrupa’da kurulması düşünülen  “Kürdistan Ulusal Meclisi” Diyarbekir’de toplanabilir.
Belki de bu Meclis’in bir Başbakanı, bir de Dışişleri Bakanı atanabilir.
Kuzey Kürdistan’da kurulabilecek Kadın Meclisleri, sivil hayata müdahale ettikleri gün, Kürdistan’da Türk erkeklerine dayanan güçlere geçit verilmeyecek.
Bir de Kürt erkeklerine “kendilerini gözden geçirme” şansı doğacak.
Askere gitme çağına gelen gençlerin Kandil’in yolunu tuttuğu adı hala yasak o ülkede, Türkiye’nin yönetme gücü pek yakında kalmayacak.
Zaten “Paradoks” da burada.
Kürdistan mesafe katetti.
Türkiye’deki yöneticiler, son nefesini veren hastaya, “ıhlamur” çayı verir gibi, “paket” hazırladılar.
Erdoğan kendisini dinlemeyen bir nüfusu, son “Paket”le  dilenenler yerine koydu.
Bu fors artık sökmez.
Bir zamanların Türk Genel Kurmay Başkanı Gürsel, Diyarbekir’de “size Kürt diyenlerin yüzüne tükürün” gibi birşey.  
05-06 Ekim Yeni Özgür Politika’nın baş sayfasındaki Rojava’daki Kürdistan kadınlarının pozuna bakınız:
Türkiye ve ona bağlı güçlerin orada başarılı olmaları mümkün mü?
Erdoğan’ın kolonyal yönetimi, Türkiye’nin son yönetimi olarak, Kürdistan’daki “savaşı” kaybetti.
Kürdistan’da 80’li yılların ortalarından bugüne aralıklarla devam eden “sosyal deprem” sonucunda, Kuzey Kürtleri’nin kıblesi artık Ankara değil.
Kürdistanlılar yollarını buldular.
Türkiye’dekiler yollarını şaşırdılar.
Bu iki gelişme biribirine o kadar akraba ki.
Akraba olanlar ayrıldılar, ayrılan yollar akrabalaştı.
Şiirlerde, hikayelerde, masallarda, romanlarda, Ankara’dan medet uman Kürtler yok artık.
Hewler ve Süleymaniye üniversitelerinin Kürt öğrenciler için daha cazip olduğunun farkına varmayan Türkiye’deki yöneticiler, Kürdistan’a “iyi komşu” olma şansını da kaçırmış olacaklar.
Aslında Türkiye’nin “paketler”e ihtiyacı var.
Erdoğan son “Paket”iyle, Türkiye’ye dönük adımlar atsaydı.
“Kürdistan’dan kurtulmak” için referandum önerseydi?
Ya da Kürtler’in “kendi kaderini tayin hakkı”ni kabul edip, Türk Genel Kurmay Başkanı’nı, Kürdistan’ın “Komutan Giap” (Giap: Vietnam’da efsanevi devrimci Komutan) barış görüşmesine yollasaydı…
Daha akıllıca olmaz mıydı?