Sosyolog ve Siyaset Bilimci Prof. Jackqueline Pitanguy, Türkiye’de işlenen kadın cinayetlerinin birçok nedeni olduğunu ama temel nedenin kadının bilinçlenme sorunu olduğunu söyledi. 

Pitanguy, “Bu bilince karşı erkek egemenlikli sistem, onu dini manipülasyonlarla takip eden iktidar ve yargının beslendiği sokak erkek kültürü, direnç gösteriyor” şeklinde konuştu.

İsviçre’nin Cenevre kentinde bulunan Birleşmiş Milletler temsilciliğinde bir dizi toplantıya katılan Brezilya asıllı Kadın Hakları Ulusal Konseyi (CNDM) Eski Başkanı, Kadınlar için Küresel Forum Kurucusu, Sosyolog ve Siyaset Bilimci Prof. Jackqueline Pitanguy ile Türkiye’de gittikçe artan kadın cinayetleri meselesini görüştük.


Dünyanın birçok yerinde kadın cinayetleri işleniyor. Kadına yönelik şiddet, baskı ve cinayetlerin nedenini nasıl özetleyebilirsiniz?

Sorunuz çok geniş bir cevaba tekabül ediyor. Ben kısaca birkaç başlık altında toplamaya çalışayım. Şiddet kullanmak, cinayet, baskı uygulamak, ötekileştirmek, sömürmek gibi terimlerin tümünü insan hakları ihlali içinde değerlendirebiliriz. Kadına şiddette ise erkek işbirliği mevcut. Doğal olarak bu işbirliği ihlallerin en başına oturuyor. Ancak bu kültürel, coğrafi, dini, toplumsal ve ekonomik sınırları aşan, küresel düzeyde bir insanlık sorundur. İşbirliği şüphesiz kendiliğinden gelişmiyor, gelişmedi. Köleci toplumdan bu yana kadın ezilmişliğinden bahsedebiliriz ama hiçbir toplumsal süreç modern kapitalizm kadar kadınları öldürmedi. Kapitalist sistem kendisini sadece erkeğe göre dizayn etti. Tüm kurgularını bunun üzerinden geliştirdi. Esas işbirliği de bu süreçte başladı. Öyle bir gelişim sağlandı ki yasalarla, toplumsal düzeneklerle, hukukla, inançlarla, devletlerin yapı taşlarıyla;  kısacası hayatın tüm araçlarıyla beslendi. Sonuçta insanı öldürerek iki dünya yaratıldı. Kadın ve erkek. Her anlamıyla güçsüz bırakılmaya çalışılan kadın nerede, ne zaman ve nasıl olursa olsun ‘ben’ demeye başlamışsa şiddet ve cinayetlerle karşı karşıya kaldı. Çünkü bu erkeğe, sisteme ve devlete başkaldırıydı. Çünkü bu süregelen düzeneklerin bozulmasıydı. Kadının ‘ben’ demesinin içeriğini nasıl görürsesiniz görün, bunu istediğiniz kadar sorgulayın, kadın bunun farkında olsun veya olmasın; onun karşısında bilinçli, tasarlanmış, sistematik ve ideolojik bir işbirliği hemen dikiliveriyor. Uzatmayayım; bence tüm kıtalardaki esas sorun budur. 


Modern kapitalizmin iki yüzü var gibi. Örneğin Avrupa’da kadına yönelik şiddet olsa da bu cinayetlere kadar uzanmıyor ama Türkiye gibi modern kapitalizmin gelişmeye başladığı ülkelerde sokak ortasında kadın cinayetleri işleniyor... 

Töre, geleneksel kültür, sokak baskısı, ekonomik sorunlar, eğitim sistemi, muhafazakarlık ve nihayetinde inaçları bu sorunlar üzerinde manipüle etme, kadın cinayetlerini veya kadının ötekileştirmesinin önünü açıyor. Modern kapitalist sistemde kadına yukarıda belirttiğim gibi bakış açısı her ne kadar aynı olsa da, yine aynı sistemden beslenen töre, inanç, ekonomi, eğitim istemleri kadına şiddeti doğallaştırıyor. Avrupa’da veya çok gelişmiş ülkelerde bu ve benzeri nedenler çok sert olmadığı için veya kadına yönelik şiddete karşı koruyucu önlemlerin alınması, muhafazakarlık ya da kültürel gelişmişlik kadına şiddet cinayet olarak tekabül etmiyor. Fakat  kadın emeğini sömürme, kadına psikolojik baskı uygulama, onu bir cinsel obje olarak görme, ötekileştirme ve iteleme Avrupa’da da yaşanıyor.


Takip ediyorsanız eğer, Türkiye’de son yıllarda kadına yönelik şiddet ve cinayetlerde yüzde bin 400 artış gözlendi. Bu artışın nedenleri nelerdir?

Elbetteki takip ediyoruz. Cumhuriyet tarihinden bu yana kadın cinayetleri en üst seviyede seyrediyor. Bunu sadece AKP iktidarına, onun inançsal manipülasyonuna ve AKP ile birlikte hızlı bir gelişim sergilemeye başlayan muhafazakarlıkla direkt bağlantısını kurmak yanlış olur. AKP benzine ateş verdi, kadını hiç olmadığı kadar hiçselleştirip erkeği ve onun beslendiği iktidarı güçlendirdi. Cinayetleri seyreder pozisyonda hiçbir sahici yasal uygulama getirmedi. Getirdiklerini uygulamadı, inançsal görüşü gereği; kadını doğum yapması gereken, evde erkeğini bekleyen, kariyer yapmasını önleyen veya toplumsal hayattan dışlayan bir konuma getirdi. 

Yargı bunu öylesine doğallaştırdı ki kadına tecavüzü toplumsal ve kültürel gerekçelere bağlayıp cezai indirimlere gitti, gidiyor. Türkiye’de kadın, son yıllarda hızla gelişim gösteren ve kendi yasalarını yapan ve bunu genele dayatan tarikatların insafına bırakılmış durumda. Tüm bunları bir sonuç olarak değerlendirebiliriz ama bence AKP’yi de, sözkonusu kadına şiddet veya cinayetleri de besleyen esas sorun, eğitim sistemidir. Ve toplumsal erkek kültürü de en az bu cinayetlerin suç ortağıdır.

‘Kızını dövmeyen dizini döver’, ‘Kadının karnında sıpayı, sırtında sopayı eksik etmeyeceksin’, ‘Saçı uzun aklı kısa’ gibi atasözleri ve deyimler var. Bu deyimler ilkokul çağından öğretilmeye başlıyor. Hatta şiddet daha çocuk yaşlarda; okul sıralarında başlıyor, askerliğe kadar devam ediyor. Aile içi veya sokakta kadına yönelik uygulanan şiddete karşı toplumda çok ciddi bir tepkisizlik var. “Benim malım, benim karım, sana ne” gibi. Ben bunun temel nedeninin eğitim sistemi ve bunu besleyen toplumsal erkek  kültüründen kaynaklandığını düşünüyorum. Evet, söz konusu cinayetler ve AKP, bunun dışa vurumudur. 


Ne yapılabilir diye sorsam...

 Teorik açıklamalar yapmak veya ‘hükümetler şu önlemi alsın’ demek yetmez. Yalnız Türkiye’de değil, kadının yaşadığı her yerde, büyük-küçük şiddet olayı demeden toplumsal bir direniş sergilenmelidir. Konuyla ilgili hiçbir şeyi doğallaştırmadan ani tepkiler geliştirilmelidir. Elbette bunun için güçlü bir örgütsel ağ gerekiyor.


ALİ ONGAN/CENEVRE