AKP’nin ne zihniyeti ne de tarihi tecrübesi Öcalan’ı ve mücadelesini anlamaya yetiyor. Dönemi kurtarmak için nasıl kullanırım tarzında yaklaşıyor. Bu yaklaşım ateşle oynamaktır.


Türkiye’nin önünde iki seçenek var; ya Öcalan’ın oluşturduğu taslağa göre müzakerelere başlar ya da Türkiye büyük tehlikelerle dolu bir sürece girer. Bunları iyi görmeli ve okumalı.

İmralı sisteminde ve koşullarında ısrar, çözümsüzlükte ısrardır. Öcalan, halklarımızın geleceği için büyük bir şanstır. Eğer bu şansı görmezden gelirlerse uçuruma doğru adım adım giderler.




KCK Genel Başkanlık Konseyi Üyesi Zaxo Zagros, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın koşullarının değişmesinin zorunlu olduğunu söyledi. “İmralı sisteminde ve koşullarında ısrar, çözümsüzlükte ısrardır” diyen Zagros, yürütülen görüşmelerin sağlıklı sonuçlar açığa çıkarmamasının sebebinin de Öcalan’ın bulunduğu koşullar olduğunu kaydetti.
KCK Genel Başkanlık Konseyi Üyesi Zaxo Zagros, ANF’nin sorularını yanıtladı.

Son günlerde Öcalan’a özgürlük kampanyasına yönelik saldırılar var. AKP Hükümeti, bu saldırılarla ne amaçlıyor?

Elbette bu saldırılar, Hareketimiz ve halkımız üzerindeki saldırılardan bağımsız ele alınamaz. Aslında Önder Apo şahsında Kürt halkı üzerinde yıllardır yürütülen bir operasyon var. Önderliğimizi karalama, illegalize etme ve halk ile arasındaki bağı koparmaya yönelik saldırılar oluyor. Önder Apo’nun hem halk üzerindeki hem de Ortadoğu kamuoyundaki etkisini zayıflatmak istiyorlar. Bu amaçla değişik yöntemlerle saldırılar gelişiyor.

İmza kampanyasına yönelik saldırı da bunun bir devamı mı?

Son saldırılar, komplonun ve Önderliğimiz üzerinde şu ana kadar geliştirilmiş olan operasyonların devamıdır.

İmza kampanyası uzun süredir var ve milyonlarca imza toplandı. Müzakereye geçiş ve Öcalan’ın sunduğu taslağın hemen akabinde saldırıların artması ne anlama geliyor?

Elbette tesadüfi değil. AKP Hükümeti her ne kadar diyalogdan, müzakereden bahsetse ve ‘kararlıyız’ dese de; 6-8 Ekim sonrası alınan kararlar ve Kürt gençlerine yönelik saldırılar, müzakere ve çözüm adımında kararlı olmadığını gösteriyor. Önderliğimize yaklaşımda bu durum daha net ortaya çıkıyor.

Nasıl? Biraz açar mısınız?

Çünkü bu sürecin mimarı Önder Apo’dur. Kampanya konusunda veya başka konularda Önder Apo’ya karşı sergilenen tutumu, sürece yönelik tutum olarak değerlendiririz. Süreçten bağımsız ele alamayız. Önder Apo’yu illegalize etme, etkisini zayıflatma; özgürlüğüne yönelik gelişen pervasızca saldırılar, AKP Hükümeti’nin çözüm kararı olmadığını gösteriyor.

Ancak hem Başbakan Davutoğlu hem de AKP Hükümeti, ‘kararlıyız’ diyorlar…

‘Kararlıyız, süreci yürüteceğiz’ diyorlar ancak başmüzakereci olan Önder Apo’yu meşru ve özgür bir şahsiyet olarak görmek istemiyorlar. Süreç böyle tek taraflı ilerlemez. Önder Apo’nun bu süreçte etkin rol oynaması için bu koşullarda kalmaması gerekir. İmralı sisteminde ve koşullarında ısrar, çözümsüzlükte ısrardır. Değişik yol ve yöntemlerle süreç konusundaki kararsızlıklarını, hazırlıksızlıklarını, konseptsizliklerini ve soykırım siyasetindeki ısrarlarını ortaya koyuyorlar.

İnkar ve imha konsepti devam ediyor mu diyorsunuz?

AKP’nin Kürt halkının kimliğini inkaretme üzerine kurulu paradigmayı ve siyaseti sürdürdüğünü gösteriyor. Çünkü Önder Apo sadece bir şahıs değil; Kürt halkının iradesini temsil ediyor. Onun için de Önder Apo ve özgürlüğüne yönelik başlatılan kampanyaya saldırı, çözüm sürecine ve Kürt halkının iradesine yöneliktir.

Bu süreçte Şengalli Êzîdîlerin bulunduğu Amed’deki çadır kamp polislerce basıldı. Gerekçe ise ‘Öcalan’ın posterleri ve PKK bayrakları olduğu’ şeklindeydi. Bu saldırıyı nasıl yorumluyorsunuz?

Bu saldırı da AKP’nin Kürtlere yönelik Kuzey’de ve Rojava’da gerçekleştirdiği komple saldırının bir parçasıdır. AKP, Kürt siyasetinde eski paradigmasını ve stratejisini sürdürüyor. İradesiz, eylemsiz, biat eden; kısacası ölü Kürt’ü benimsiyor. Direnen, iradeli, hakkını arayan, özgürlük mücadelesi veren Kürt’e baskı ve ölümü reva görüyor. Onun için de hem Rojava’da hem de Êzîdî Kürt halkımız üzerinde yürütülen saldırılar, AKP’nin dinci, mezhepçi ve ırkçı zihniyetinin ve politikasının bir parçasıdır.

Halka ve demokratik eylemlere yönelik saldırılardaki artış neyi amaçlıyor? Bu saldırılarla halk üzerinde nasıl bir etki yaratılmak isteniyor?

AKP, 2013 Newrozuyla başlattığımız sürecin halkımızı savunmasız bıraktığını düşünüyor. ‘Sizi tanımayız, sizi öldürürüz, ne yapacaksak biz yaparız, talep etmeye bile hakkınız yoktur. Eylem yapamazsınız, reaksiyon gösteremezsiniz, hak arama mücadelesi yürütemezsiniz, bunlara hakkınız yok’ diyorlar. AKP, bütün hak arama ve mücadele etme yol ve yöntemlerini Kürtlere yasaklamış ve Kürt halkı teslim olmalı, diyor. ‘Kürtler, kayıtsız şartsız istediklerimi kabul etmeli ve boyun eğmeli’ diyor. AKP’nin Kürtlere kabullendirmeye çalıştığı siyaset budur. Bu siyasete karşı direniş geliştiğinde de vahşice gençlerimize ve halkımıza saldırıyor. Günübirlik saldırı gelişiyor. Neredeyse her gün bir Kürt genci şehit düşüyor. Her gün halkımız yeni bir katliamla yüz yüze bırakılıyor.
AKP paradigmasını değiştirmemiştir. Çözümden bahsediyor ve ‘kararlıyız’ diyorlar ancak zaman kazanmaya ve kandırmaya dayalı yalan üzerine inşa edilmiş bir siyaset izliyor. Eğer AKP’nin çözüm kararı varsa demokratik eylemlerden korkmamalıdır. Önderliğimizin özgürlüğünü hedefleyen imza kampanyasında hiçbir şiddet yoktur. Halkımız, eğer barışın ve çözümün gelişmesini istiyorsanız; barış ve çözüm Önder Apo’nun özgürlüğünden geçer diyor. Çünkü Önder Apo suç işlediği için değil Kürt olduğu ve Kürt halkının hakkını aradığı; kültürel ve fiziki soykırıma karşı mücadele ettiği için oradadır. Kürtler de Önder Apo özgür olmayana kadar biz de özgür değiliz, diyor. AKP Hükümeti bu iradeye karşı sonsuz bir tahammülsüzlük içindedir.

Tahammülsüzlük devam ederse neler olur?

AKP, demokratik siyasete ve demokratik eylemlere saldıran bu siyasetiyle şiddetin önünü açıyor. Kör, sağır ve dilsiz bir toplum yaratmak istiyor. Bunu kimse kabul eder mi?

AKP’nin,Öcalan’a geçmişte nasıl yaklaştığı biliniyor. Sizce bu yaklaşım değişti mi? Hükümet yetkililerinin bu rolün farkına vardıklarını düşünüyor musunuz?

Hayır. 13 yıllık iktidarları boyunca da bu rolü yeterince okuyamadılar. AKP kendisinden önceki hükümetler gibi dar, pragmatist ve günü birlik yaklaşımlar içindedir. Aynı zihniyet ve yaklaşımlardan kendisini kurtaramamıştır. Önder Apo’nun sorumlu yaklaşımı ve halkların birliğine dayalı verdiği stratejik mücadele olmasaydı şimdiye kadar Türkiye’nin durumu Suriye ve Irak’ın durumundan on kat daha kötü olurdu.

Peki devlet bunu görüyor mu?

AKP’nin ne zihniyeti ne de tarihi tecrübesi bunu anlamaya yetiyor. AKP, dönemi kurtarmak için nasıl kullanırım tarzında yaklaşıyor. Bu yaklaşım ateşle oynamaktır. Bu tarzla Önder Apo’ya yaklaşan hükümetlerin hepsi kaybetti.

Bu son saldırıların yine bir seçim öncesine denk gelmesini nasıl yorumluyorsunuz?

Erdoğan, geçen seçimler öncesi milliyetçi oyları almak için idam meselesini gündeme getirmişti. Çözüme stratejileri, Türkiye’nin demokratikleşmesine dönük planları yoktur. Eğer bu noktalarda bir karar ve strateji sahibi olsalardı, Önder Apo’nun özgürlüğünden bu kadar korkmazlardı. Korkuyorlar, çünkü;
* Önder Apo’nun özgürlüğü Türkiye’nin özgürlüğü,  demokratikleşmesi ve bütün Türkiyeli halkların demokratik birliği anlamına geliyor.
* Önder Apo’nun fiili önderliğinde PKK’nin ulaşacağı düzey.

Hareket olarak yeni yılda Öcalan’ın özgürlüğü için nasıl bir mücadele içerisinde olacaksınız?

Önder Apo’nun sağlık, güvenlik ve özgürlük koşulları bizim için savaş ve barış gerekçesi olmaya devam ediyor. Kürt halkı ve Kürt Özgürlük Hareketi için Önderliğimizin durumu esas ve en belirleyici noktadır.

Temel hedefiniz nedir?

İmralı konseptini bitirmek. Müzakerelerin başarıya ulaşması da Önder Apo’nun sağlığı, güvenliği ve özgürlüğü şartına bağlıdır. Tek hücreli bir odada ve ağırlaştırılmış koşullarda sağlıklı bir çözüme ulaşılması düşünülemez. Önder Apo, avukatlarıyla görüşemiyor. Heyet ile olan görüşmeler de istenen ve olması gereken şekilde yürütülmüyor.

Bu durum süreci nasıl etkiliyor?

Eğer sağlıklı sonuçlar alınmıyorsa, sebebi budur. Bizim için müzakerelerin ya da çözüm sürecinin birinci şartı Önder Apo’nun durumudur. Önder Apo bu müzakerelerde eğer başmüzakereci ise özgür biri olarak kabul edilmek durumundadır. Bir yandan bu sürecin muhatabı olarak göreceksiniz diğer yandan ise ağır hükümlü muamelesi yapacaksın. Bu yaklaşım kabul edilmez.

Türkiye ne yapmalı?

Türkiye’nin önünde iki seçenek var:
* Önderliğimizin oluşturduğu taslağa göre hareket eder ve en kısa sürede müzakerelere başlar.
* Türkiye büyük tehlikelerle dolu bir sürece girer.

Türkiye bunları iyi görmeli ve okumalı. Önder Apo, halklar ve halkların geleceği için büyük bir şanstır. Eğer bu şansı görmezden gelirlerse uçuruma doğru adım adım giderler.


CİHAN ÖZGÜR/ANF/BEHDİNAN