Bir taraftan dokunulmazlıkları kaldırmaya çalışıyorlar, diğer taraftan BDP terörle arasına mesafe koyarsa, yani PKK’ye kendileri gibi savaş açarsa mecliste olabilirler diyorlar. Açıkça pişmanlık gösterin diyorlar. Alçakça denilebilecek bir tehdit ve şantaj politikası izliyorlar. Türkiye’de şimdiye kadar Kürt demokratik siyaseti üzerinde çok yönlü baskı uygulanmıştır. Hatta milletvekilleri öldürülmüş ve zindanlara atılmış, ama bu kadar çirkin bir yaklaşım görülmemiştir. Belki bu yaklaşımla BDP’lileri aşağılamayı hedeflemektedirler. Ancak bu tutumla kendilerinin çok aşağılık bir siyaset tarzına sahip olduklarını göstermişlerdir.
Diyarbakır 5 Nolu zindanında faşist cuntanın zindandaki PKK kadro ve yönetimine pişmanlık dayatmak için her türlü işkenceye başvurduğu bilinir. Pişmanlık göstermeyenlerin her gün işkence göreceği bir atmosfer yaratılır. Her gün işkence arttırılarak pişmanlık sağlanmaya çalışılır. Ancak pişmanlık gösterenlerin yaşayabileceği söylenir. Şu anda AKP Hükümetinin BDP’lilere uyguladığı budur. Bugüne kadar yürütülen politikadan vazgeçip PKK’yi tasfiye politikamıza destek vermezseniz siyasi yaşamınıza son verir, sizleri zindana atarız, diyor. Bu politikaların 12 Eylül zindanlarındaki uygulamalardan hiçbir farkı yoktur.
BDP’liler üzerinde yürütülen psikolojik savaş ve baskı yetmeyince, bu baskılarını dokunulmazlıkları kaldırarak daha da etkili kılıp sonuca götürmeyi düşünmektedirler. Dolayısıyla dokunulmazlığın kaldırılması şimdiye kadar sürdürülen politikaların devamı olarak görülmelidir. Dokunulmazlığı kaldırdığı için AKP kötü olmuyor, AKP kötü olduğu için dokunulmazlığı kaldırıyor. AKP faşist olduğu için Kürtlerin demokratik siyaset yapmasına; taleplerini demokratik mücadeleyle dile getirmesine karşı olduğu için bu uygulamaları yapıyor.
AKP bir yandan dokunulmazlıkları kaldıracağım diyor, diğer yandan siyasi soykırım operasyonlarını daha da arttırarak sürdürüyor. AKP, politikasını eskisi gibi hiç gizlemeye gerek duymadan yapıyor. Artık faşist politikalarını açıkça uyguluyor. AKP’nin bu politikaları karşısında AKP’den bir şey beklemek sadece kendini ve toplumu kandırmak olur. Bu uygulamalar başka bir ülkede olsa nasıl yaklaşılacaksa AKP’ye de öyle yaklaşılmalıdır. Vicdanlı olmak da, namuslu düşünce sahibi olmak da böyle olunur. Kendi partisinde farkı seslere bile tahammül etmeyen bir zihniyet kuşkusuz Kürtlerin hak taleplerine hiç tahammül edemez. Tek millet, tek vatan, tek devlet, tek bayrak, hatta tek dil ve tek din diyen bir parti ve başkanı hak arayan Kürt’ü tabii ki susturur. Bunu anlamamak yalakalık ya da değerlerde çürüme ile açıklanabilir.
Bu kadar siyasi soykırım operasyonlarından sonra da AKP’ye açık tutum almayanlara ne demokrat denir, ne aydın denir, ne de vicdanlı insan! AKP’ye tavır konulması için AKP’nin daha ne yapması lazım? AKP ve başkanını değerlendirmek için o kadar veri var ki, buna rağmen AKP’den hala iyi şeyler beklemek en hafif deyimle kafayı kuma gömmek olur. AKP’yi haklı çıkarmak ya da yaptıklarını mazur göstermek için BDP’yi eleştirmek ise ancak vicdan ve ahlakı bir tarafa atmakla olabilir.
Bu kadar siyasi soykırımdan sonra ahlakı ve vicdanı olan her Kürt’ün AKP’ye karşı tavır koyması gerekir. Tavrın konması da yetmez, mücadeleyi yükseltmek gerekiyor. Bu yaptıklarını AKP’ye pahayla ödetmek gerekir. Bunu yapmamak Kürtlere yapılan ağır hakaretlere göz yummak olur. AKP Hükümeti açıkça “siz bizim kölemizsiniz, egemenliğim altındasınız, ister döverim, ister zindana atarım” diyor. Bunu hangi Kürt kabul edebilir? Bu kadar aşağılamayı, zulmü dünyanın başka yerlerinde işbirlikçi olanlar bile kabul etmez. Eğer AKP’nin uygulamalarını normal görenler varsa bunlar yüzlerine tükürülse de amin diyecek olanlardır.
Şu anda yürütülen siyasi soykırım operasyonları Dersim katliamına, 1925 Şeyh Sait ve arkadaşlarının idam edilmesi ve o dönem Kürtlere yönelik zulme bedel bir saldırıdır. Zaten gerillalara yönelik en son tekniklerle imha harekatı yürütülmektedir. Kürt’ün en ufak demokratik etkinliğine ve gösterisine acımasızca davranmaktadır. Tüm bunlar da 1925 ve 1938 zihniyeti ve amacıyla yapılmaktadır. Onlar da Kürt’ün iradesini kırmak ve boyun eğdirmek için yapılmıştı. Bugünkü siyasi soykırım operasyonları ve baskılar da bunun için yapılıyor. Bunu anlamamak, anlayıp mücadele etmemek Kürt için varlığından vazgeçmektir.
Tüm bu saldırılar Kürt’ün varlığına yöneliktir. Kuşkusuz Kürtler mücadele ederek, bilinçlenerek ve örgütlenerek varlığını yok etmeye karşı bir direniş göstermişlerdir. Kürt’ü yok etmek isteyenler bile Kürt kelimesini kullanmışlardır. Ancak bu Kürtleri yok etmek isteyenlerin amacından vazgeçtiğini göstermez. AKP Hükümeti pratiği, Türk devletinin Kürt’ü yok etmek için sadece yol ve yöntem değiştirdiğini; ama Kürtleri nihai olarak yok etme amacından vazgeçmediğini defalarca gözler önüne sermiştir. Tüm AKP’lilerin bir zamanların ulusalcıları ve Ergenekoncuları gibi “anadilde eğitim olursa milleti birliğimiz bozulur” demeleri bununun açık ifadesidir. Bu, açıkça tek millet olmak için asimilasyon ve kültürel soykırımın devam etmesi gerekir anlamına gelmektedir. BDP’ye yönelik saldırılar da bu amaç önündeki engelleri kaldırmaktan başka bir anlama gelmemektedir. Aklı olan Kürt ve vicdanı olan her demokrat bu gerçeği rahatlıkla görmektedir.
Siyasi soykırım kültürel soykırım amaçlıdır. Çünkü siyasi soykırım yürütülmeden kültürel soykırım gerçekleşmez. Bu nedenle Kürtler her uyanışa geçtiklerinde, ulusal ve toplumsal sorunlar karşısında bilinçlendikçe ve örgütlendikçe siyasi soykırım operasyonlarıyla karşılaşmışlardır. Zindanlara atarak, her türlü zulüm uygulayarak ya da öldürerek siyasi soykırım gerçekleştirmesindeki amaç, kültürel soykırım önündeki engelleri kaldırmaktır. Bu konuda Kürtler o kadar bilinçlenmiştir ki, o kadar deney yaşamışlardır ki, bu siyasi soykırım operasyonlarına kılıf bulmak mümkün değildir. uydurulmuş tüm kılıflar bu gerçeği gizlemek içindir.
Özcesi tüm Kürtler, aydınlar, demokratlar bu siyasi soykırım operasyonlarını sorun yapmalıdırlar. Bu tutuklamalar sadece BDP’ye yönelik değil, tüm Kürtlere yöneliktir. Bir zamanlar bir Alman Papazın Hitler tutuklamaları için yaptığı değerlendirme tam da bugün Tayyip tutuklamalarını ifade etmektedir. Bugünkü siyasi soykırım operasyonlarına karşı çıkmayanlar yarın sıra kendilerine geldiğinde iş işten geçmiş olacaktır.
Belki Kemal Burkay ve ruhunu satmış bazı çevreler bu tutuklamalara gerekçe icat edebilirler. BDP bunları hak ediyor, bizim gibi davransa bunlar olmazdı diyebilir. Ancak bu faşist tutuklamalar o kadar açık bir amaçla yapılıyor ki, artık vicdanlı her Kürt bu gerçeği görüyor. Ancak bu gerçeği görmek de yetmiyor. Bugün yapılması gereken AKP faşizmine direnmektir. AKP faşizmine geçit verilmeyeceğinin gösterilmesidir. Zaten AKP tepkileri ölçüyor; onu durduracak tepki gelişmeyince siyasi soykırıma devam ediyor.
Bir zamanlar İslami duyarlılığı olan çevrelerin bir vicdanı vardı. Bu uygulamalara karşı en azından sözlü ya da yazılı tepkiler olurdu. AKP Hükümeti İslami çevrelerin vicdanını da bitirmiştir. Geçmişte demokrasi diyen, demokratik hak ve özgürlükler diyen bu çevrelerin günümüzdeki baskıları görmemeleri, duymamaları kendi deyimleriyle “dilsiz şeytan” haline gelmeleri söz konusudur. Bir zamanların ulusalcı ve Ergenekoncu güçlere yakın yazarlardan, aydınlardan, onlara sessiz kalanlardan daha fazla bunların kirlendiklerini görüyoruz. Kürt sorunu bir daha herkesin kaç ayar olduğunu göstermiştir. Maskeleri düşürmüştür. Kürt sorunu maskeleri düşüre düşüre sonuçta Türkiye’de gerçek anlamda bir özgürlük ve demokrasinin yaratılmasına vesile olacaktır.
Siyasi soykırımlara artık yeter deyip ayağa kalkmanın zamanıdır. Kuşkusuz bunu Kürt halkı da, BDP de, tüm demokratlar da yapmalıdır. Bu da AKP’ye açık ve net tutum takınmakla ve KCK operasyonlarında tutuklananların özgürleştirilmesiyle olur. Kürt sorununu çözümü ve Türkiye’nin demokratikleştirilmesi konusunda da Kürt Halk Önderi özgürleşmeden, KCK operasyonlarıyla tutuklananlar serbest bırakılmadan herhangi bir ilerleme, küçük bir adım bile beklemek ham hayal olur.
AKP Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiyede ısrarlı davranıyor. Bu konuda hiçbir gevşeme göstermiyor, ama bu politikasının önüne engel çıkmaması için mücadele güçlerini gevşetmeyi de bir politik taktik olarak uyguluyor. Artık AKP’nin bu politikasına da dur diyerek çözümsüzlük politikaları boşa çıkarılmalı ve böylece Kürt sorununun demokratik çözümü ve Türkiye’nin demokratikleştirilmesinin önü açılmalıdır.
AKP çaresizleştikçe yöntemleri çirkinleşiyor