Kürt Özgürlük Hareketi, Türk devleti ve AKP Hükümetinin Türkiye’yi demokratikleştirme ve Kürt sorununu çözme gibi bir politikası, projesi ve planını olmadığını görerek gerillanın Türkiye sınırları dışına çıkmasını durdurdu. Bununla birlikte sınır dışına çıkanların oranı yüzde 15-20’dir; bunlar da yaşlı, hasta, kadın ve çocuk diyenler telaşa kapıldılar. Bu telaşları onların yalancı olduğunu bir daha gözler önüne sermiştir. Gerillanın geri çekilmesini küçümseyenler, önemsemeyenler birden “PKK bunu neden yapıyor” diyerek suçlamalarını arttırdılar.

Kürt Özgürlük Hareketi, Önder Apo’nun çağrısıyla esir askerleri serbest bıraktı. Tek taraflı ateşkes ilan ederek çatışmasızlık ortamını sağladı. Demokratik çözüm iradesinin ne düzeyde olduğunu somut göstermek için gerilla güçlerini de Türkiye sınırları dışına çıkarmaya başladı. Türkiye’nin yakın tarih açısından en büyük olayı olan bu duruma daha baştan AKP gayri ciddi yaklaştı. Bülent Arınç’ın “Cehenneme kadar yolları var” demesi bunun en somut ifadesidir. Bu tür ifadeler Kürt Özgürlük Hareketi’nin kırk yıllık mücadelesini unutmak, otuz yıllık bir savaş yokmuş gibi hareket etmektir. Bu hareket kırk yıldır neden mücadele ediyor? Gerilla otuz yıldır neden mücadele ediyor sorularına hiçbir cevapları bulunmamaktadır. İnsanlar bu gerilla otuz yıldır direnirken, yirmi bin gerilla yaşamını yitirmişken, binlerce gazi varken neden ateşkes ilan etti ve geri çekilmeye başladı diye sormaz mı? Hangi aptal gerillanın hiçbir karşılık olmadan üslerini bırakıp çekilebileceğini düşünebilir?
Gerilla çatışmasızlığı ve çekilmeyi bir karşılık için yapmıştır. Bu gerçekleşmeyince de çekilmeyi durdurmuştur. Bu çekilme bu kadar basit ve anlaşılabilir nedenle olmuştur. Bir taraf sürecin gereklerini yerine getirmediğinde diğer tarafın aynı tutumu sürdüreceğini düşünmek siyasetten, hatta mantıktan hiçbir şey anlamamaktır. Eğer hiçbir adım atılmaz, oyalama farklı bir biçimde sürdürülmeye çalışılırsa çatışmasızlığın da hiçbir karşılığı olmadan süreceğini sanmak gerillanın otuz yıl boyunca yürüttüğü direnişi anlamamak olur.

AKP’nin çekilme istemi yoktu

AKP Hükümetinin çatışmasızlığın kalıcı barışa evrilmesi için Türkiye’yi demokratikleştirme ve Kürt sorununu çözme yaklaşımları göstermesi gerekmektedir. Hem de acilen bunu yapması gerekmektedir. Çünkü Kürtlerin artık oyalamaya tahammülü kalmamıştır. Varlıklarını ilgilendiren sorunların seçime kurban edilmesine hiçbir biçimde tahammül edemezler. Bu nedenle derhal ciddi adımların atılması şarttır. Yoksa Kürtler varlıklarını ilgilendiren temel hakları seçime kurban ettirmezler. Bu nedenle AKP’nin daha ciddi düşünmeye ihtiyacı var.
Aslında AKP için çatışmasızlık yetiyordu. AKP’nin çekilme istemi yoktu. Bu çekilme esas olarak devletin asker ve sivil bürokrasinin isteğidir. Devlet PKK’nin tümden tasfiyesini ve Kürt sorununu ortadan kaldırılmasını hedeflediğinden gerillanın çekilmesini dayatmaktadır. AKP ise Kürt sorununun varlığından iktidar derlediğinden çatışmasızlığı kendisi için yeterli görmektedir. Bu açıdan devletin asker ve sivil bürokrasisi kendi amacı açısından daha samimi ve açık davranmaktadır. Çünkü Kürt sorunundan PKK’yi tümden tasfiye ederek kurtulmak istemektedirler. AKP ise hükümet olma diyalektiğini Kürt sorununun varlığına dayandırmıştır. Kürtleri benden başka oyalayacak siyasi aktör yoktur; eski yöntemler sonuç alamadı, ben sonuç alırım diyerek iktidarını sürdürmektedir. Bu açıdan Kürt Halk Önderi sadece çatışmasızlığı önermemiş, sadece hükümeti değil, devletin tüm kademelerini de demokratik çözüm süreci içine çekmek için geri çekilme iradesini de göstermiştir. Yoksa AKP için ateşkes yetiyordu. Geri çekilme ise onu çözüme zorlayacağından bunu gerekli görmüyordu.
AKP çekilmeyi, önemli bir adım görüp çözüm için devletin tüm kademelerini katma fırsatı ve zemini olarak değerlendireceğine sadece çatışmasızlığı daha da güvenceye alan bir adım olarak ele almıştır. Bu nedenle bu büyük adım önemsenmemiştir. Bu adımın karşılığında adım atmaktan kaçınmak için “Çekilenler kadın ve yaşlıdır” diyerek küçümsemiştir. AKP’nin telaşı çekilmenin durmasına değildir, çatışmasızlığın bozulacağından korktuğu için çekilmenin durdurulması AKP’yi telaşlandırmıştır.


Ucuz yaşama kredisi bitmiştir
Kürt Özgürlük Hareketi çatışmasızlığı sürdürüyor, ama bunu da adım atma fırsatı vermek için sürdürüyor. Bunu böyle anlamamak kafayı kuma gömmektir. AKP “Çatışmasızlık sürüyor, bu benim için yeterlidir” derse o zaman kendisini akıllı, karşısındakini de hiçbir şey bilmez ve anlamaz yerine kor ki, bu yanılgı AKP’yi kötü çarpar.
Başbakan Erdoğan ve AKP yetkilileri oyalama politikalarını sürdürmek için “Bu süreci bozan altında kalır, vebal altına girer” propagandası yapmaktadırlar. Tam da köylü kurnazlığı! Akılları sıra böyle derlerse oyalama politikalarına Kürt Özgürlük Hareketi sessiz kalacak! Hesabı böyle ucuz kelime oyunları üzerine yapmak tam bir yüzeyselliği, beceriksizliği ifade etmektedir. Hiçbir irade göstermeyeceksin, politik bir yaratıcılığın olmayacak, laflarla süreci kotaracaksın! Böyle ucuz yaşamaya yağma yok! AKP’nin artık ucuz yaşama kredisi bitmiştir. Ancak ciddi bir irade gösterir ve karar gücü olursa ayakta kalır. Yoksa içeride de dışarıda da AKP dağılmayla karşı karşıya kalır. AKP gelinen aşamada kurnaz tilkilikle işleri götüreceğini sanırsa dört ayağıyla kapana kapılır. AKP şunu bilmeli ki, Türkiye’yi demokratikleştirerek Kürt sorununu çözemeyenler bu sürecin altında kalır. Bu süreci ciddiye almayıp oyalayarak zaman tüketenler bu sürecin altında kalır.
Şu da bir gerçeklik; AKP sadece içeride değil, dış politikada da sıkışmıştır. Türkiye özellikle yüz elli yıldır dış politik dengelere dayanarak yaşamaktaydı. Stratejik önemini pazarlayarak ayakta kalmaktadır. Türk devleti iç politikalarını da dış politikanın gereklerini yerine getirerek şekillendirmektedir. Dış politika ve iç politika dengesi en hassas olan ülkelerin başında gelmektedir. Dış politikada başarısız olan bir hükümetin içeride de ayakta kalma şansı yoktur. Türkiye’de iktidar olmanın iki yolu vardır; birincisi dış politikada Türkiye’yi etkin kılmak, ikincisiyse Kürtleri kontrol altında tutma kapasitesidir. AKP 12 yıldır bu konuda işleri belli düzeyde yürüttüğü için iktidarda kaldı. Şimdi iktidarının iki ayağı da sallanmaktadır. Böylece iktidar olmanın temel parametrelerini kaybetmek üzeredir.

Bu süreç iki taraflı sürer

Dış politikada bu kadar zorlanmasının nedeni de Kürt politikasındaki çözümsüzlüğüdür. Suriye’de en erkenden savaşın en önündeki aktör haline gelmesi de ABD’nin atına binip PKK’yi tasfiye etme hesabıydı. Kürt sorunundaki yanlış politika Türkiye’yi her alanda yanlış politikalara sürüklemektedir. Şimdi de Rojava’da Kürtler kazanmasın diye El Kaide’ye bağlı olduğu iddia edilen silahlı grupları Rojava devrimci güçlerine ve Kürt halkına saldırtmaktadır. Herhalde Türkiye bu politikasının da ağır bedelini ödeyecektir. Türk devleti çeteleri saldırtacak ama Kürt halkı buna sessiz kalacak! Bu olabilir mi? Tabii ki olmaz.
AKP gerillanın çekilmesini durdurmasını ne kadar doğru anlayacak, gereklerini ne kadar yerine getirecek bunu yakında göreceğiz. Çatışmasızlık sürsün, seçime kadar böyle gideyim derse baltayı taşa vurabilir. Çünkü bu süreç iki taraflı sürer. Bir taraflı kaldığında ortada bir sürecin varlığından da söz edilemez. Aysel Tuğluk “PKK süreci bozmaz” demiş. Eğer tek taraf kalırsa zaten bir süreçten söz edilemez. O zaman da birilerinin bozmasına gerek kalmaz. Çünkü tek taraflı kalması sürecin bozulduğu, hatta olmadığı anlamına gelir. Yoksa PKK, AKP’nin oyalama politikasına yatar ve buna sessiz kalır anlamında söylenmişse tabii ki bu söylem hiçbir şey ifade etmez. PKK alemin aptalı değildir.
AKP’liler ikide bir PKK silahı tehdit olarak gösteriyor; tehditle iş yaptırmak istiyor, diyor. Bazıları da bu propagandanın etkisinde PKK’yi eleştirmeye kalkıyor. Bu hükümete defalarca fırsat verilmiştir. Hatta PKK’nin en fazla fırsat verdiği hükümetlerden biri de AKP’dir. Ama bir hovarda gibi bu fırsatları değerlendirememiştir; seçim hesapları içinde harcamıştır. Bu tür sorunlarda çatışmasızlık çözüm zemini için yeterlidir. Ama AKP bu fırsatları sadece seçim kazanmak için değerlendirmiştir. Her seçim öncesi İmralı ve PKK’nin kapısını çalmıştır. Bu, eleştirilmesi gerekirken, PKK nasıl silahı bırakmıyor diye eleştirmek arabayı atın önüne koymaktır; olmayacak bir şeyi PKK’den ve Kürtlerden istemektir.
Türkiye Cumhuriyeti Kürtlerin suskunluğunu hep kültürel soykırım için fırsat bilmiştir. AKP Hükümeti de hükümetini sürdürme politikalarını pratikleştirmek için kullanmıştır. PKK silah bırakırsa AKP ve Türk devleti adım atabilirmiş gibi insanların önüne pembe hayaller koyanlar ya aptaldırlar ya Türkiye tarihini bilmiyorlar ya da Kürtleri ve demokrasi güçlerini kandırmak istiyorlardır. Türkiye’de Kürtler ve demokrasi güçleri direnmeden hiçbir hak elde edemezler. Ancak direniş Türk devletine ve AKP’ye adım attır. Aman süreç bozulur, sessiz kalalım, direnmeyelim diyenler esas olarak sürece sahip çıkmayanlar ve süreci sabote edenlerdir. Süreç ancak direnişle var olabilir. Yoksa AKP’nin ve devletin insafına bırakılırsa ne adımlar atılır ne de bir süreç var olur. AKP’nin 12 yıllık politikasından sonuç çıkarmayanlar Türk devletinin Kürt politikası ve bunun AKP versiyonundan hiçbir şey anlamayanlardır.

Erdoğan ‘tek’te ısrar ediyor

Dünyada en haklı mücadele verenler Kürtlerdir. Dünyada bunun kadar haklı ve meşru bir özgürlük savaşı bulunamaz. Çünkü Kürtler hala varlığı yok edilerek Türkleştirilmek istenen bir halktır. Suriye’de silahlı çetelerin direnişi haklı gösterilecek, ama Kürtlerin varlık mücadelesi tu kaka ilan edilecek! Hatta bu mücadeleden vazgeçin denilecek! Kusura bakılmasın ama Kürtler direnmediği gün Türk devleti ve AKP bu iş bitmiştir diyerek soykırımı tamamlamak için son sürat çalışacaklardır. PKK silah bırakacakmış, böyle olursa demokratik adımlar atılırmış sözleri AKP ve devlet yardakçılığından başka bir anlam ifade etmemektedir. Kürtlerin örgütleri, direnme güçleri ortadan kalktığında hiç kimse Kürtleri Türkleştirme canavarından kurtaramaz.
Başbakan’ın Adıyaman konuşması her şeyi göstermiyor mu? 4-5 yıl önce tek millet olmayı kabul etmeyenler çekip gitsin dememiş miydi? Şimdi de aynı şeyi söylüyor. Başka devlet isteyenler başka yere gitsinler diyerek her önüne gelenin Kürtleri dışarı çıkarmaya davet etmesinin yeni bir örneğiyle karşılaştık. Dağdan gelip bağdakini kovmak buna denir. Kendine demokrat, aydın ve yazar diyenler ilk önce buna “Hop dedik” demelidirler.
Kürtlerin devlet istemediğini Mısır’daki sağır sultan bile duymuştur. Ama Başbakan bilerek gölge boksu yapıyor. Hayali hedeflere vuruyor. Kürtler kendi kendini yönetmek isteyince sen devlet kuracaksın, diyor. Çünkü o kargadan başka kuş bilmez gibi soykırımcı ulus-devletten başka bir devlet bilmiyor. Kültürel soykırıma karşı çıkmayı bile devlet istemekle suçluyor. Ulus-devlet kültürel soykırımcı tek millet anlayışıdır. Bu devlet de tüm etnik ve dinsel toplulukları tek bir potada eritmeli, tek millet, tek vatan yaratmalıdır. İşte bu soykırımcı düzene, sisteme karşı çıkmak yeni devlet aramak oluyor. Bu nedenle çekin gidin diyor. Zaten Kürtlerin yarısı Kürdistan dışına göçertilmiş, kalanına da çıkın gidin diyerek Kürtlerden kurtulmak istiyor. Adıyaman’daki konuşmasının sosyal, kültürel ve siyasi anlamı budur.
Adıyaman’daki konuşma bu devletin esas yüzüdür. Türk şovenizminin, milliyetçiliğinin bilinçaltıdır. Başbakan frensiz ve densiz olduğu için ikide bir bu tür sözleri rahatlıkla söyleyebiliyor. Esas düşüncelerini böyle frensiz ve kontrolsüz olduğunda öğreniyoruz. Erdoğan’ın en iyi yanı budur, sıkıştığında tepkiyle esas düşüncelerini ortaya koyuyor. 2006’da hiçbir faşistin bile söylemeyeceği “Kadın da olsa, çocuk da olsa gereğini yaparız” demesi bu kişiliğini en çıplak haliyle dışa vurmuştu. Çünkü 2006’daki Amed serhildanı AKP Hükümetinin en zor dönemiydi.
Başbakan bilmeli ki bu topraklar insanın ilk yerleştiği en kadim topraklardır. En eski yerleşim alanı Kürdistan’dır. Kürtler bu topraklara dünyada hiçbir halkın yapamadığı kadar kök salmıştır. Tüm soykırım politikalarına rağmen hala Kürtler Kürdistan’dan koparılamıyorsa köklerinin derinde olması nedeniyledir. Bu nedenle AKP bu topraklardan sökülür, ama Kürtler kalır. Erdoğan ne kadar çırpınırsa çırpınsın, Kürtler ağır bedeller ödemeye devam etseler de kendi kimlik, kültür ve dilleriyle kendi topraklarını kendileri yöneterek özgür ve demokratik yaşama kavuşacaklardır. Anadilde eğitim istemeyi ayrı devlet istemek olarak gören ve bu nedenle Kürtlere başka vatan gösterenler tarih içinde en lanetli kişiler ve topluluklar olarak anılacaklardır. Erdoğan hızlı adımlarla tarihin en lanetli kişilikleri listesine girmeye koşmaktadır. Ne diyelim, kendisine hayırlı olsun!

MUSTAFA KARASU