1960’larda işçilerin, gençliğin ve tüm halkın uyanışı, kendi istemleri için mücadeleyi yükseltmesi sistemi sarsmaya başladı. 1965 seçimlerinde TİP’in tüm ilerici güçleri birleştirerek Meclis’e girmesi, aynı dönemde yükselen işçi ve gençlik hareketi halk lehine bir umut yaratıyordu. 68 kuşağının her yeri sarsan eylemleri, işçilerin 15-16 Haziran 1970’de İstanbul’u ve çevresindeki birçok sanayi şehrini teslim alması tekelci/sömürgeci sermayeyi korkuttu. Gerçi o güne kadar TİP ve DEV-GENÇ’in birçok üyesini katletmişlerdi. TİP Antep İl Başkanı Kürt Reşit, Amasya İl Başkanı Şerafettin Atalay, DEV-GENÇ üyeleri Vedat Demircioğlu, Taylan Özgür, Nail Karaçam, İlker Mansuroğlu ve onlarcası katledildi. CIA-MİT güdümündeki kontrgerillanın kasasında 1500 kişilik bir liste olduğu söyleniyordu. Bu listedekilerin çoğu öldürüldü. Ama bütün bu zulüm halkların uyanışını durdurmaya yetmedi. Kürdistan’da da Doğu mitingleri ile kırk yıllık sessizlik bozuluyordu. Korku dağları, ateş bacayı sarıyordu. 12 Mart 1971 faşist darbesini yapacak olan Genelkurmay kodamanları “Sosyal uyanışın hızı ekonomik gelişmeyi aştı. Bu durdurulmalıdır” buyurmuşlardı. Durdurmanın yolu da faşist bir darbe ve halkların tüm özgürlüklerinin gasp edilmesiydi. Halklara öncülük edenlerin zindanlara doldurulması, işkencelerle, idamlarla, havan toplarıyla parçalanmasıydı. Denizler bu nedenle asıldı, Mahirler bu nedenle paramparça edildi. İbolar bu nedenle işkencelerde lime lime edildi.
Peki, sosyal uyanışı durdurabildiler mi? Elbette hayır, bu olanaksızdı.Ama halk düşmanları da diktalarını sürdürebilmek için halka karşı savaşı yükselttiler. 1980’e kadar on bine yakın işçi, öğrenci ve emekçi katledildi. Birçok katliam yapıldı. Bunlar da yetmeyince 12 Eylül 1980 faşist darbesi yapıldı. Halkın her türlü temel insan hakkı suç sayıldı. Tekçi, Türk-İslam sentezine dayalı faşist bir sistem kuruldu. İlk günden beri de bu faşist sisteme karşı direniş başladı. Başlangıçta işkencelerde ve zindanlarda yapılan direnişler sistemi yıkamadı. Ama direniş ruhunu da yaşattı ve canlandırdı. Kürdistan’da 15 Ağustos Atılımı’nı başlatan, Mazlumların, Kemal Pirlerin, Ferhatların, Hayrilerin, Mahsumların bu direniş ruhu oldu. 35 senedir işçilerin, gençlerin toplumun emekçi kesimlerinin direnişleri hiç durmadı. Ama tek tek hepsi de yetersiz kaldı. Bu utanç verici, insanlık düşmanı sistem bu nedenle hala ayakta.Son yıllarda bütün ezilenlerin HDP’de birleşmesi ve mücadeleyi yükseltmesi bütün egemenleri korkuttu. Hatırlanacak olursa, daha HDP’nin kuruluş çalışmaları döneminde AKP’liler başlarına gelecek felaketi sezinlemişti. Çünkü, daha o günlerde HDP’ye her yolla saldırmaya başlamışlardı. 7 Haziran seçimlerine bir ay kala AKP şefleri, yalakaları, medyadaki ve sokaktaki tetikçileri kudurmuş gibi HDP’ye saldırıyor. Ezilenlerin birleşmesinden, uyanışından ölümüne korkuyorlar. HDP’nin zaferinin kendi diktalarına son vereceğini görüyorlar. Şu anda iktidarda anayasa/yasa tanımayan bir AKP-Erdoğan diktası var. Bu diktayı durdurmanın tek yolu, HDP’nin güçlü bir biçimde ve Meclis başta olmak üzere her yerde var olmasıdır. AKP şefleri de bu nedenle HDP’ye saldırıyor. Halkın uyanışını durdurmaya ve kendi cuntalarını ilan etmeye çalışıyorlar. Halklarımızın uyanışı AKP şeflerinin yalan ve kışkırtma politikalarının hızını aşmıştır. Artık durdurulamayacaktır. AKP şeflerinin son umutla Muaviye orduları gibi Kur’an elde meydanlara düşmesi bu korkudandır. Ama bütün alçakça hileleri onları kurtaramayacak, tersine başlarına bela olacaktır. Bu defa zalimler kaybedecek, mazlumlar kazanacaktır.
Mazlumların kazanması için ilk adım 7 Haziran seçimleri olacaktır. Halklarımızın en geniş kesimleri bu amaçla birleşmiş bulunuyor. Bu çok önemli ve ilk şart olmakla birlikte tek başına yeterli değildir. Seçmen olan yurttaşların tek bir fire vermeden oy kullanması ve verilen oyların korunması belirleyici olacaktır.
Özellikle Avrupa’daki seçmenlere büyük rol düşüyor. İlk defa bir genel seçimde oy kullanacak olan Avrupa’daki seçmenler, yüksek oranda oy kullanırsa seçimlerin genelinde çok etkili olacaktır. Hem barajların parçalanması hem de daha fazla sayıda vekil çıkarılması için Avrupa’daki üç milyon seçmenin tarihi bir rolü olacaktır.
Dün, Almanya-Fransa ve Belçika’da başlayan ve ilerideki günlerde diğer ülkelerin de katılımıyla 31 Mayıs’a kadar sürecek olan seçim sürecinde herkes görev başında olmalıdır. Bu tarihi sorumluluğun, görevin ve zaferin onurunu hepimiz paylaşalım.