7 Haziran genel seçimleri ile AKP’ye haddini bil diyecek, demokrasiye kazandıracaktık. Yaptık da. Ama AKP bir kez daha öngörülerimizi zorladı ve 8 Haziran’da sessiz bir darbe yaptı. Bırakın yasal sınırlarına çekilmeyi, önceden hazırladığı hak ve özgürlükleri yok sayan despot yasaları bile aşarak, tam bir hak hukuk tanımazlığa yürüdü, yürümeye devam ediyor.
Toplum, tek başına iktidar olma ehliyetini aldı elinden ama iki ay geçti, halen tek başına iktidarda AKP. Koalisyon hükümetinin kurulamaması, seçim hükümeti, azınlık hükümeti, erken seçim ya da seçimin yenilenmesi tartışmaları, daha çok zaman da orada kalmayı planladığını gösteriyor.
Nitekim bu süreç sadece yasaların değil, evrensel demokrasi değerlerinin, yerleşik politik ve idari teamüllerin, onur ve gurur gibi kişisel ve grup değerlerinin de AKP’ce göz ardı edildiği bir süreç aynı zamanda.
AKP’nin, bir yandan aymazlık bir yandan özgüven olarak görünen bu tutumunun ardında tam da, tamamen iktidar hırsı ve kişisel çıkarlarına adadığı bu darbe kararlılığı var. Ancak toplumun algısı bu yönde değil. Halen önemli bir kesim, pek çok önemli sorusuna cevap alamıyor olmasına rağmen, sürecin olağan işlediğine inanmayı tercih ediyor. Ve yaşamımızı, geleceğimizi, insan onurumuzu tehdit eden bu sürece tepkisiz kalıyor, yanlış yerlerde oyalanıyor.
Oysa bir düşünün; AKP, geçici adı altında iktidarda olduğu bu süre içersinde, geçici hükümet çekingenliğine kapıldı mı hiç? Aksine, devletin sahibi gibi davrandı. Kalıcı hükümetlerin bile alamayacağı kararları almakta tereddüt etmedi. Irak ve Suriye’ye savaş nedeni sayılabilecek askeri operasyonlar gerçekleştirdi. Toplumu içerde ve dışarıda bir savaşın ortasına attı. Devlet terörünü tırmandırarak, katliamlara zemin hazırlayarak, siyasilere yönelik gözaltı, tutuklamalar ve parti kapatmaya, milletvekili tutuklamaya varan tehditlerle, toplumsal huzursuzluğun büyümesini sağladı. Ekonomik kriz gerçeğini göz ardı ederek askeri harcamaları artırdı.
Ve her adımında hukuk, kanun, kural tanımazlığını açık ederek yaptı bunları. Seçim evvelinde çıkardığı iç güvenlik yasasını uygulayabilmek için yaptığı yönetmelik ile hak ve özgürlüklerimiz üzerindeki baskıyı, kısıtlamayı pekiştiriverdi mesela.
Düşünce ve ifade özgürlüğünü her aşamada ortadan kaldıran yeni icraatlar sergiliyor her gün.
Kamu sendikalarıyla toplu iş sözleşmesi masasına otururken, devleti bağlayan uluslar arası işbirliği anlaşmaları yaparken de geçici bir hükümet gibi davranmadı. Çünkü o bir darbe hükümeti.
AKP ve Erdoğan herkese meydan okuyor. Ve bu günkü varlığını da bir diktatör olarak anılmasına neden olan korkutucu ve biate zorlayan gücünü de yarattığı kaostan alıyor. Bu sayede iktidarda kalacağına, hatta mutlak iktidarına yürüyen yolu açabileceğine inanıyor.
Bu tehlikeli meydan okumayı ve 8 Haziran darbesini boşa çıkaracak tek bir şey var. O da, AKP nin körüklediği savaşı ve buradan doğru ördüğü kaosu ve toplumsal karşıtlıkları boşa çıkaracak, olağan yaşamın gereklerine imkan verecek bir barış hali. Nitekim bu durum akıllı aydın çevrelerce anlaşılmaya başlandı ki barış talebini toplumsal bir değer olarak yükseltme çabalarına tanık olmaya başladık.
Ancak bu çaba henüz çok yetersiz. Desteklenmesi ve buna uygun tutum alınması şart. Sözü, zaten tüm enerjisini buraya vakfetmiş HDP’ye ya da PKK’ye getirip bağlamayacağım elbette. Darbe boşa çıkarılacaksa bu, toplumun AKP’li AKP’siz, insanca yaşamak isteyen tamamının sorumluluğu çünkü.