Bazı köşe yazarları ve siyasetçiler, çözüm süreci ile ilgili olarak tarafların satranç hamlelerini yaptığını söylüyor. Güya tahtanın bir tarafında tüm dinamikleriyle Kürtler, diğer tarafında ise AKP devleti varmış.

Bu iddia külliyen gerçek dışıdır.

Gerçi, Kürtlerin atalarından miras kalan bir satranç oynama kültürü vardır. Becerileri de vardır. Satranç, yerleşik sosyal yaşama erkenden geçen, kültürel birikimi güçlü olan topluluk ve halklara ait bir beceridir. 

Tanınmış, okumuş, geleneğe bağlı her Kürt ailesinin evinde mutlaka bir satranç takımı da vardır. Ama şu anlama gelmiyor. Kürtler çözüm sürecine bir oyun gibi bakıyor ve hamlelerini satranç oyunu mantığı ile yapıyor. 

Gerçeği zorlasan dahi en fazla şu iddia edilebilir; Sayın Öcalan’ın barış hamlesi, zulmü ve zalimi sarayında alt etmesini hedefleyen piyadenin, filin, atın, kalenin vezirin bütünlüklü bir yaklaşımıdır.

Buna karşılık AKP devleti, önüne dama tahtasını koymuş, barış-çözüm sürecine dama oyunu mantığı ile yaklaşıyor. 

Dama, hayatını at sırtında geçirdiği için yerleşik hayatın sosyalleşme nimetlerini tatmamış, sürekli istila, talan ve yıkımı düşünen toplumların yabancısı olmadığı bir oyundur.

Ustalaşmış dama oyuncuları oyunu kurarken taşlarını beş, sekiz, üç şeklinde konumlandırırlar. Öndeki beş taşı, hem saldırı, hem de arkasını boş gördüğü veya boşalttırdığı rakibe ait taşı oyun dışı etmek için tetikte bekletir. 

Tahtayı sağdan sola kadar kaplayan orta sıradaki sekiz haneye konumlandırdığı sekiz taşla statükosunu korumaya çalışır. Geçit vermez, su sızdırmaz bir biçimde.

En arka sıradaki üç taşı da, anlamsız bir şekilde bir sağa bir sola hareket ederek rakibini oyalamaya, öfkelendirerek hata yapmasını sağlamaya çalışır.

Burada bir parantez açmak gerekir: Satrançta piyonlar hariç her taşın bir hareket ve kapsam alanı vardır ve oyun dışı ettiği rakip taşının yerini alır. Dama'da ise tüm taşlar bir kare ileri veya bir kare sağa ya da sola doğru hareket edebilir. Arkasını boş gördüğü rakibe ait taşı atlayarak oyun dışı bırakır. 

Şimdi AKP devletinin tahta üzerinde konumlandırdığı dama taşlarının “muadillerine” ve muadillerin fonksiyonlarına bir bakalım.

En öndeki beş taşı, RTE, Davutoğlu, Y.Akdoğan, E.Ala ve B.Bozdağ temsil ediyor. Tetikte, saldırıya her zaman hazır, arkasını boş gördüğü “taşı” oyun dışı etmek için bir atraksiyon içinde. 

Yok, 6-8 Ekim olayları süreci baltaladı, yok dökülen kandan S.Demirtaş sorumlu, yok PKK çözümden-barıştan yana değil, yok kamu güvenliği tehlikede, yok Kürt hareketinin bileşenleri arasında bütünlük yok, yok herkes ayrı telden çalıyor, yok koster bozuk, yok hava muhalefeti var, yok biz daha yol haritası taslağını değerlendirmedik, yok Türkiye’nin hassasiyetleri var, yok milliyetçileri küstüremem, yok önce silahlar bırakılmalı, yok tüm Kürtler bunlar gibi düşünmüyor,  yok tehdit ediliyoruz, tehditlere papuç bırakmayız, yok bu şeçimide hele bir atlatalım… yok… yok… uzayıp gidiyor. Boşalmış “arkaları” gördüğünde de saldırıp oyun dışı etmeye çalışıyor.

Müstahkem bölge oluşturma anlayışıyla yan yana dizdiği sekiz taşın muadilleri de yerinde duruyor. Bunlar; anayasa, yasalar ve mahkemeler, asker ve polisten oluşan güvenlik güçleri, eğitim kurumları, diyanet yapılanması, istihbarat kurumları, milliyetçiler-ulusalcılar-devletin solcuları ve onların STÖ adı altındaki kurumları, hükümet ve parlamento ile ekonomidir.

Yasakçı, baskıcı, özgürlük karşıtı 12 Eylül anayasası hala yürürlükte. Değiştirilmesi noktasında güvenilir bir niyeti, ciddiye alınabilir sözel bir belirtim yok. Var olan baskı yasaları yetmiyormuş gibi çıkarılan son yasa ile daha önce “gizli devlet güçleri”ne tanınan öldürme yetkisi artık devletin görünür güvenlik güçlerine de tanınmış oldu.

Mahkemelerin Kürtlere yönelik soruşturma, yargılama, tutuklama ve cezalandırma faaliyetlerinde olumlu bir gelişme yok.

Güvenlik güçleri aleni bir şekilde Kürtleri öldürüyor. Sınırsız şiddet uyguluyor.

Eğitim kurumları, tekçi anlayışa gören insan yetiştirme faaliyetlerini daha da artırmıştır.

Diyanet kurumu suniliği ve Türkçülüğü esas alan kurumsallaşmasını genişletiyor. Görevlilerin verdiği hutbe hep bu yaklaşımın parçası olmuştur.

İstihbarat kurumları, Kürtlüğünün bilincinde ve talepleri olan, bunun mücadelesini veren her Kürdü; en özeli olan aşk meşk hayatına varıncaya kadar kayıt altına alıyor. Mahkemelerde davaya dönüşen dosyaların içeriğinde bu kayıtlara ilişkin sayısız belge var.

Parlamento ve hükümet, şer’i yaşamdan şer’i hukuka geçişin tüm düzenlemelerini topluma rağmen çıkarmak ve uygulamak için tam gün mesai yapıyor. 

Devlet ekonomik olanaklarının yurttaşlara dönüşümünde Kürtlere yönelik negatif bir ayrımcılık uygulanıyor. Kürtleri açlık ve yoksullukla terbiye etmeye çalışıyor.

Bir bu yana bir diğer yana gidip gelen, devletin İmralı heyetinde yer alan üç istihbarat elemanı ise, en arkadaki üç taşın karşılığı oluyor.

İddia edildiği gibi eğer Kürt tarafı satranç tahtasını masaya koymuşsa ve sen de dama tahtasıyla aynı masada oynuyorsan o masadan ne barış ne de çözüm çıkar.

Çıksa, çıksa; istemezse de, üzülse de, canını incitse de Kürt tarafının da önüne bir dama tahtası koyması çıkar.