Sadece son birkaç günde neler oldu diye baktığınızda göreceğiniz manzara şu; AKP "kim tutar beni" sloganıyla tam hız ilerliyor! Hiçbir kontrol mekanizması yok. Seçim barajı konusundaki tartışmalara canı sıkılmış görünse de bu tartışma, onu yolundan çevirmek yerine daha da hızlandırıyor. Yasalaşan son yargı paketi ve 19. Milli Eğitim Şurası sonuçları bu gidişe en yakın ve en önemli örnekler.
Meclisten geçirilerek yasalaşan son yargı paketi; hem hızla ve benzer konulardaki yasa tekliflerine çelme atılarak gerçekleşen yasalaşma süreci açısından, hem de getirdiği yasal düzenlemeler ve değişiklikler açısından önemli sonuçlara gebe.  Öyle ki kanunsuzluğu, keyfiliği, siyasi vesayeti bu derece açıklıkla bir arada görebileceğimiz en iyi örneklerden biri sayılabilir.
Bu yasa neleri hedefliyor?
-AKP’yi uzun süredir hedefine koyduğu, yargıyı kendisine bağlama amacına daha da yaklaştıran; HSYK'yı eline geçirmesinin ardından buna da güvenerek Yargıtay ve Danıştay’ı da hizaya çekme yolunda atılmış kilit bir adım.
-İş bölümünde HSYK'yı yetkili kılarak zaten var olan ihtisaslaşmayı aşan, özel yetkili mahkemeler uygulamalarına yol açacak bir değişim.
-Kendi atadığı sulh ceza hakimleri üzerinden kişi güvenliği ve özgürlüğünün sınırlandırılması yolunda bir gerileme.
-Anayasada güya güvenceye alınmış bulunan bu hakkın keyfi ve siyasi şartlara bağlı olarak ihlalini yasalaştıran bir düzenleme. Sadece şiddet içeren eylem ve çağrılar değil iktidara muhalif her tür düşüncenin baskı altına alınacağının güvencesi.
AKP bu torba yasa ile o derece ileri gitti ki, daha geçen Şubat ayında yani dokuz ay önce tükürdüğünü evveli gün afiyetle yedi. Dokuz ay önce çıkardığı torba yasada çıkardığı yasaları, kimini eski haline olmak üzere değiştirdi. Örneğin, Ceza Muhakemeleri Yasasının arama ve el koyma başlıklı 116. maddesi. Suç şüphelisinin ve şüpheliye ait eşyaların hangi hallerde aranabileceği ve suç eşyalarına el konulacağını düzenliyor. Henüz dokuz ay önce "makul şüphe' yetmez, muğlak bir ifadedir, kişi güvenliği ve özgürlüğüne hukuka aykırı müdahalelere yol açar bu yüzden arama ve elkoyma için somut delillere dayalı kuvvetli şüphe olmalı" diyen ve yasayı bu şekilde değiştiren AKP, dün aynı maddeyi "makul şüphe" yeterlidir biçiminde değiştirdi. Belli ki dokuz ay önceki yargı paketi ile kendisini 17 Aralık operasyonunun baskısından kurtarmış. Şimdi kendisine zarar verenlere pervasızca saldırma kararlılığıyla sınırlayıcı yasalardan kurulma hevesinde.
19. Milli Eğitim Şurası sonuçları ve iktidarın çıkan önerilere tepkisi de bu yasa kadar kaygı verici. İktidar dini eğitimi okul öncesi eğitime kadar indirme, ilkokul birinci sınıftan başlayarak din ve ahlak dersini zorunlu kılma ve kız erkek okullarını ayırma konularına sıcak baktığını açıklamakta hiç tereddüt etmedi. İnsan hakları, trafik ve vatandaşlık derslerinin müfredattan kaldırılması önerisine de sıcak bakıyor haliyle.
Tüm bu yapılanlar, seçimlere yaklaşıldığı bir dönemde yüzde elliyi memnun etme çabası olarak iş görebilirse de, toplumun kalanında büyük bir huzursuzluğun kaynağı olacağını kimse inkar edemez. Öyle ya, sen demokrasi, özgürlükler, düşünce ve inanç özgürlüğü, kişi güvenliği, huzur, barış diyeceksin karşında bunlar olacak.
AKP hızla koşuyor bunu kimse inkar edemez, ancak dizginsiz ve eceline koşuyor bu kesin. Seçim barajı tartışmasındaki paniği de bunun açık göstergesi.