Dursun KAZAN
Korkuyla yoğrulan cesareti cebinde taşırmış…
AKP iktidarı kaybetmeme uğruna seçimde yaptıkları hile ve hırsızlığa bu seçimde level atlatıp katlayarak çıktılar karşımıza. AKP yapılan hileyi yapabilecek kapasiteye özünde sahip değil. Çünkü, bildikleri tarzda yapmış olsalardı direk kendileri için çalacaklardı. Akıl hocaları böyle bir işlemin ülkede kaosa dönüşebileceğini kanlı bir sürecin ardından iktidarda kalamayacağını söylemiş olabilir. Böyle bir girişimin sonuçlarının ağır olacağını gören AKP ve Erdoğan söyleneni hayata geçirdi. Bunu nerden mi anlıyoruz. Çünkü aklı veren iyi vermiş anlaşılan birazda kulaklarını çekmiş. Seçim sonrası Erdoğan’ın ekranlarda ilk konuşmasına bakınca kazandığına sevinememiş biri var gibiyidi. Birinin birkaç kez mimiklerini kaydedersiniz nasıl tepki vereceğini az bucuk bilirsiniz. Bunu bilmek için müneccim olmaya da gerek yok. Erdoğan’ın karşısında ilk defa bu kadar güçlü bir muhalefet vardı. İktidarın mitingleri nerdeyse yerel takım taraftarı kadar kitleyle ile gerçekleşiyordu. Muhaliflerin mitinleri yüzbinlerle milyonlar arasında geçiyordu. Psikolojik üstünlük muhalifleden yanaydı. Demirtaş’ın esir alınması bile işe yaramıyor, içerden gönderdiği mesajlarla halka tebessüm ettiriyordu.
Bütün göstergeler Erdoğan’ın ilk turda geçmeyeceğiydi. Muhalifler en kötü şartlarda bile mecliste çoğunluğu ele geçirip Erdoğan’ı kitleyip antidemokratik yasalarını geçirmesine engel olacak üstünlüğü sağlayacaklardı. Böylelikle Türkiye’nin diktatörlükle yönetilen bir orta doğu ülkesi olmasının önüne gecilecekti..(de).
Peki ne olduda AKP kazandı?
Gelelim Adalet ve Kalkınma Partisi ve RTE’nin 2018 seçim zaferinin arka planında yatan kimsenin dikkat etmediği ya da çok az insanın gördüğü fotoğrafa.
Seçimde nerde hile yapıldı? AKP bütün gözlerin kendi üzerinde olacağını çok iyi biliyordu. Bu yüzden kendini yüzde 43-44 bandında gösterecek oranda oy çalacaktı. Tam tutturamasa da ona yakın bir sayı yakalamayı başardı. AKP açısından trajedi sayılacak biçimde 301’i kıl payı kaçırdı. Asıl işçiliği ve yardımı Cumhur İttifakı’nda yer alan, fakat tabanının yarısından çocuğunu kaybetmiş olan küçük ortağına yaptı. Yüzde 5-6’larda olan ve doğru dürüst miting bile yapmayan ortağını yüzde 11’e taşıdı. MHP’ye iyilik olsun diye yapmadı elbette. Minareye kılıfı önceden hazırlayan iktidar özellikle dikkat ettiği şey, hem kimseyi şüphelendirmeyecek hem de MHP’nin milletvekili çıkaramayacağı yerleri tercih etti. En bariz örneği ise Kürdistan’ın bazı illerinde tarihinde almadığı oyları aldı. Dikkatlı analiz edilirse görülecektir.(Bu oyun Kürdistan’la sınırlı değil.) Hatta Erdoğan ve AKP, MHP’nin yüzde ellisinin de kendisine oy vermeyeceğini biliyordu. O yüzden milletvekili mührü MHP’ye vurulurken cumhurbaşkanlığında ise Erdoğan’a basıldı. İş bu minval üzerinden yürüyünce iyi bir denge tutturdu. Hem kimse şüphelenmedi, hem MHP’nin oyu arttı. Milletvekilli sayısında yükselme olmayacaktı. Hatta işler istediği gibi gitmiş olsaydı ve AKP yüzde kırk dördü tutturabilmiş olsaydı ve MHP’yi de yüzde on bandına getirseydi. MHP yüzde 10 alacak ama belki grup bile kuramayacaktı. (Düşünsenize yüzde 11,1 alıyor ve 49 vekil çıkarabiliyor.)
Şimdi asıl soru bu işi nasıl yaptı? Oyunu kuranlar, kurdukları Cumhur İttifakı sayesinde hem hak etmediği vekillikleri aldı hem de bir taşa binlerce kuş vuracaktı. Vurdu da.
Kimler yardim etti? Kimler akıl verdi diye sormanıza gerek yok. Bakın Erdoğan’ı ilk arayıp kim tebrik etmiş ise akılı da o vermiştir. Muhalefetin biz kazandık bu iş ikinci tura kaldı derken altının oyulduğunun farkına varamadılar. Hala bu işin nasıl gerçekleştiğini kavrayamamış olmaları içler acısı bir durumdur.
Türkiye gerçeğini bir fıkrayla tamamlamak çok doğru olacaktır: Bir inek, bir beygir, bir eşek, etrafa dağılıp insanların ne yaptıklarını öğrenmeye ve 16 yıl sonra buluşmaya karar verirler. Her biri başka yöne gider. Aradan üç uzun yıl geçtikten sonra buluşma yerine önce inek ve beygir gelir. İkisi de perişan bir halde, zayıflamış, dişleri dökülmüş, kamburları çıkmış, adeta çökmüştür. Beygir merakla sorar: ‘Nedir bu halin inek kardeş?’ İnek acıklı bir şekilde içini çekerek anlatır: ‘Sorma beygir kardeş. Bu insanlar çok merhametsiz. Beni durmadan birbirlerine sattılar. Alan sütümü sağdı. Bir inek daha bulup onu yanıma koyarak bizi çifte koştular, aç bıraktılar. Canımı zor kurtardım be kardeş.’ Beygir de acı acı başını sallayarak anlatır: ‘Ah, sorma... Benim de ağzıma bir demir parçası geçirdiler, ağzımı açamadım. Üzerime bindiler, ses çıkaramadım. Biri indi, öbürü bindi! Binmedikleri zamanlar zincire vurdular. Belim çöküp de onları taşıyamaz bir hale geldiğinde arkama kocaman bir araba bağladılar. Bu sefer birçoğunu yeniden taşımaya başladım. Ben onları taşıdıkça, daha hızlı gitmem için kırbaçladılar. Canımı zor kurtardım inek kardeş.’ İnek ve beygir böyle konuşurken uzaktan eşek görünür. Hayli neşelidir. Islık çala çala, taşlara tekme ata ata, hoplaya zıplaya gelir. Mutludur. Üstelik şişmanlamıştır. Tüyleri pırıl pırıl parlamakta, gözlerinin içi gülmektedir. Üzerinde lacivert takımlar vardır. İnek ile beygir şaşırmış bir şekilde sorarlar, ‘Nedir bu halin? Neler oldu? Neden böyle zevkten dört köşesin?’ Eşek keyifli bir şekilde anlatır:
‘Sizden ayrıldıktan sonra uzakta bir memlekete vardım. Birisi yukarı çıkmış bağırıyor, bağırdıkça insanlar onu alkışlıyordu. Ben de yüksekçe bir yere çıkıp bağırdım. Benim bağırmamı bilirsiniz, yeri göğü inletirim. Sesimi duyan benim yanıma koştu, duyan duymayana haber verdi, etrafım insanla doldu. Onlar geldikçe ben daha çok bağırdım. Haktan, hukuktan, refahtan, adaletten filan bahsettim. ‘Eee, sonra ne oldu?’ ‘Ne olacak beni başkan seçtiler!’ ‘Deme yahu. Yani sen başkan mı oldun?’ ‘Evet. Bir şey yapmama gerek kalmadı. Ben bağırdıkça onlar ‘Seninle gurur duyuyoruz’ diye alkışladılar. Ben de yedim ve bağırdım, yedim ve bağırdım!’ ‘Peki, senin eşek olduğunu anlamadılar mı yahu?’ ‘Valla, yarısı anladı ama diğer yarısına anlatamadı!’
Diğer yarısına anlatmanın telaşını her daim içlerinde hissedecek birileri hep vardı ve var olacaklardır...