13. yılında  15 Şubat  ve tecrit -4-

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a uygulanan tecride Kürtlerden gelen tepkiler ve uluslararası baskılara dayanamayan Adalet Bakanlığı, 17 Kasım 2009’da İmralı Adası’na yeni mahkumlar götürme kararı aldı. Bu kapsamda İmralı Yüksek Güvenlikli F Tipi Kapalı Cezaevi’ne, Şehmuz Poyraz, Cumali Karsu, Hakkı Alkan, Hasbi Aydemir ve Bayram Kaymaz getirildi. Öcalan’a özel uygulamaları ile tanınan cezaevinde diğer tutsaklar için de özel uygulamalar geliştirildi. 27 Nisan 2011 tarihinden itibaren 5 tutuklunun avukatları ve aileleri ile yaptıkları görüşmeler de kayıt altına alınmaya başlandı. Öcalan gibi diğer tutsakların da avukat ve aile görüşleri belirli periyotlarda “Koster bozuk” ve “Hava muhalefeti” gibi gerekçeler ile engellendi.

1000’den fazla kitap okudu

Öcalan, İmralı’da maruz kaldığı tecride karşı çalışmalarından da geri durmadı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) sunduğu savunmaları kitaplaşan Öcalan, ayrıca avukat görüşlerinde istediği kitaplarla da gündeme geldi. Öcalan’ın avukatlarından İbrahim Bilmez, Öcalan ile yaptıkları görüşme sonrasında yaptığı açıklamada, “Müvekkilim cezaevinde bu zamana kadar 1000’den fazla kitap okudu. Koğuşunda en fazla 3 kitap bulunduruluyor. Adaya getirdiğimiz kitapların sayısı 1000’e ulaştı. Diğer mahkumlarla dönüşümlü olarak kitapları okuyorlar. Haftanın 3 günü bir araya geliyor, sohbet ediyor, okudukları kitapları tartışıyorlar. Ayrıca haftada bir gün avluda kültür fizik hareketleri yapıyorlar, voleybol oynuyorlar” demişti.

Avukatlara yönelim başladı

Başbakan Erdoğan’ın “Asrın Hukuk Bürosu diye bir yer var. Bu avukatlar İmralı’dan talimat alıyorlar” açıklamalarının hemen ardından başlayan KCK adı altında yürütülen operasyonların hedefi olan Öcalan’ın avukatlığını üstlenen Asrın Hukuk Bürosu’nun 36 avukatı, İmralı’da yasaya aykırı bir şekilde devlet tarafından da ses kaydı altına alınan avukat-müvekkil görüşmeleri gerekçe gösterilerek tutuklandı. İmralı‘daki tecritten nasibini alan Asrın Hukuk Bürosu avukatları, 2004 yılından bu yana da yargı kıskacı altında tutuldu. Öcalan’la ilgili avukatların basına verdiği demeçler dahi dava konusu yapıldı. 1999 yılından 2005 yılına kadar açılan davalarda verilen “avukatlıktan men” cezaları 2005’ten sonra Ceza İnfaz Kanunu’nda yapılan değişiklikle hapis cezalarına dönüştürüldü. Haklarında 300’e yakın dava açılan Asrın Hukuk Bürosu avukatları, bugüne kadar toplam 43 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırıldı. Avukatlara verilen cezalara, “PKK içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmadan örgüte yardım etmek” iddiası gerekçe yapıldı.
2004 yılında Öcalan’ın avukatları arasında yer alan Aysel Tuğluk, Mahmut Şakar, İrfan Dündar, Doğan Erbaş, Bekir Kaya, Muzaffer Akad, Ayla Ata Akad, Okan Yıldız, Fırat Aydınkaya, Aydın Oruç, Devrim Barış Baran, Mahmut Vefa, Ahmet Avşar, Aydın Oruç, Hatice Korkut ve Türkan Aslan olmak üzere 16 avukat hakkında dava açıldı. 16 avukata da 1 yıl 6 ay süreyle “Öcalan’ın avukatlığından men” cezası verildi. 2004 yılında başlayan men cezaları 2005 yılında da olduğu gibi devam ederek, tam 12 avukata görüş yasağı getirildi. 2007 yılında ise avukatlar İbrahim Bilmez, Osman Aktaş, Süleyman Kaya 5237 sayılı TCK’nin 314/ 2. Maddesi kapsamında bir yıl yasaklama kararı alırken, 10. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından da Aysel Tuğluk’a 1 yıl süreyle İmralı Adası’na gitmeme cezası verildi. Aynı yıl içerisinde İrfan Dündar ve Fırat Aydınkaya’ya birer yıl Öcalan’la görüş yapmama cezası verildi. 2008 yılında da cezalardan nasibini alan avukatlar Ebru Günay, Baran Pamuk ve Hatice Korkut’a birer yıl görüş yasağı getirildi. Karşılaştıkları yargı kıskacından 2010 yılında da kurtulamayan Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Cengiz Çiçek, Ömer Güneş, Muharrem Şahin, Fuat Coşacak, İbrahim Bilmez, Asiye Ülker, Servet Demir ve Mihdi Öztüzün hakkında davalar açıldı.

13. yılında tecrit derinleşti


İmralı Adası’nda uygulanan tecrit, Kürt sorununda yaşanan gidişata paralel olarak ilerledi. Öcalan ile İmralı Adası’na gelen heyet arasındaki görüşmelerin ardından Öcalan’ın sunduğu sağlık, güvenlik ve iletişim hakkı talepleri ile birlikte tecrit yeni bir boyut kazandı. Talepleri karşılamayan iktidar 27 Temmuz 2011 tarihinde bu yana Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile avukatlarının görüşmelerini “Koster bozuk” veya “Hava muhalefeti” gibi gerekçeler ile engelliyor.

Öcalan’ın barış ısrarı ve ateşkesler

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 16 Şubat 1999 günü İmralı Adası‘nda bulunan cezaevine getirilmesi ile birlikte bir yandan tecrit derinleşirken bir yandan ise Öcalan’ın barış sürecine ilişkin temasları hızlandı. Öcalan, İmralı’da buluduğu dönemde birçok defa sürecin iyi ilerlemesi için ateşkes ilan ederken son iki yılda da 15 kez devlet heyeti ile görüştü. Bu görüşmelerde 6 uyarıda bulunurken, “Barış Konseyi” kurulmasına dair heyet ile yapılan ortaklaşmayı AKP’nin kabul etmemesi ise süreci tıkadı. Öcalan ardından “sağlık, güvenlik, özgür hareket alanı” talebini iletti.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a İmralı Yüksek Güvenlikli F Tipi Cezaevi’nde uygulanan tecrit her geçen gün ağırlaşırken, barış adına atılan iyi niyet adımlarının sonuçsuz kalmasına neden oldu. 13 yıllık süre boyunca saç kazıtma, zehirlenme, avukatları ile görüştürülmeme gibi çeşitli uygulamalara maruz bırakılan Öcalan için, Kürt halkı çeşitli düzeyde eylem ve etkinliklerle protesto gösterileri gerçekleştirdi.
Kürt sorununda bazı kesimler tarafından hedef haline getirilen Öcalan, kötü koşullara rağmen barış sürecine ilişkin temaslarını hızlandırdı. Öcalan, İmralı’da buluduğu dönemde birçok defa sürecin iyi ilerlemesi için ateşkes ilan ederken son iki yılda da 15 kez devlet heyeti ile görüştü. 1999 sürecinden önce de sorunun demokratik temelde çözümü için barış arayışlarını sürdüren ve kimi dönemlerde tektaraflı ateşkesler ilan eden Öcalan, sürekli devletin bir numaralı hedefi haline getirildi. Öcalan’a yönelik ilk ciddi yönelim PKK’nin 2. ateşkesini ilan ettiği 1995 yılında gerçekleştirildi. Bu dönemde devlet bir yandan Öcalan ile ateşkesin koşullarına yönelik görüşmelerde bulunurken, öte yandan da Öcalan’a yönelik suikast girişimleri yapılıyordu. Eski MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür’ün Ergenekon yargılamaları kapsamında yaptığı itiraflara göre, devlet bir ton C4 patlayıcı ile Öcalan’a suikast girişiminde bulundu. Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım, itirafçılar ve PKK’den bazı bağlantıların da içinde yer aldığı suikasttan Öcalan, şans eseri kurtuldu. 6 Mayıs 1996 tarihinde gerçekleşen bu başarısız suikast girişimi, aynı zamanda 2. ateşkesin sona ermesine neden olmuştu.

İdam tehdidi ve nefret söylemleri


Öcalan’ın İmralı Adası’na getirilmesi ve yargılanmasıyla birlikte idam tartışmaları başladı. İdam tehdidi altında barış taleplerini dile getiren Öcalan’a karşı Türkiye’de dört bir taraftan linç girişimleri ve nefret eylemleri örgütlendirildi. Bu dönemde bile barış arayışlarını sürdüren Öcalan, 1999-2004 yılları arasında 5 yıllık kesintisiz bir çatışmasızlık süreci başlattı. Bu dönem içinde Öcalan üzerinde bir yandan idam tehdidi öte yandan nefret eylemleri sürdürülürken, bir yandan da durumu siyasi şantaj olarak kullanıldı. Özellikle çatışmaların yeniden başladığı Haziran 2004 tarihinden sonra iktidarda bulunan AKP Hükümeti, Öcalan’a yönelik tecridi bir politika olarak uyguladı. Özellikle 2004-2005 tarihinde Öcalan aylarca ailesi ve avukatlarıyla görüştürülmedi. Diğer tutuklu ve hükümlülerden farklı olarak her türlü iletişim, haberleşme olanaklarından mahrum bırakılan Öcalan, zaman zaman havalandırmaya çıkarılmadı.
3 Kasım 2002 Genel Seçimlerinde AKP’nin tek başına iktidara gelmesinden sonra, AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyaset yasağı yüzünden seçimlere katılamaması nedeniyle Kayseri Milletvekili Abdullah Gül hükümeti kurdu. Tayyip Erdoğan’ın, 9 Mart 2003 Siirt Milletvekili Yenileme Seçimi’nde Parlamento’ya girmesinden sonra, Abdullah Gül başkanlığındaki 58. Hükümet, 11 Mart’ta istifa etti. Erdoğan başkanlığındaki 59. Hükümet (2. AKP Hükümeti), 14 Mart 2003’de kuruldu. 29 Ağustos 2007 - 14 Haziran 2011 tarihleri arasında tekrar iktidar olan AKP döneminde Öcalan üzerindeki tecrit ağırlaştırıldı. Koalisyon hükümetleri döneminde bile Öcalan’a dönük tecrit bu kadar gündemde değilken AKP iktidarı döneminde bu uygulamalar arttı. AKP en son 12 Haziran 2011 seçimlerinde de iktidar oldu. Bu seçimlerden sonra Kürt halkı üzerindeki baskılar da arttı.

Öcalan’dan ‘Yol Haritası’


AKP Hükümetinin “Kürt açılım” adıyla başlattığı ve sonra adını “Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi” olarak değiştirdiği sürece katkı sunmak amacıyla çözüm adımlarını somutlaştıran Öcalan, 156 sayfalık “Yol Haritası”nı 15 Ağustos 2009 tarihinde cezaevi idaresine teslim etti. Öcalan’ın sorunun çözümünü 10 temel ilke başlığında topladığı Yol Haritası ancak 1 buçuk yıl sonra kamuoyuna ulaşabildi. Öcalan, “çekileceğim” sözünü ilk kez Yol Haritası‘nı teslim etmeden önce söyledi.
Öcalan, 2 Ağustos 2009 tarihinde ilk kez çekileceği uyarısını şu sözlerle dile getirdi: “Ben 15 Ağustos’ta kendi yol haritamı sunduktan sonra çekileceğim. Artık çözümün nasıl olacağına ilişkin Kürtler kendi kararını verir, PKK kendi kararını verir, DTP kendi kararını verir, Kürt halkı kendi kararını verir. Herkes kendi kararını kendisi verir. Ben buradan dağdaki adam hakkında karar verecek durumda değilim. Orada her gün eziyeti çeken kendisi. Sorunun içinde olan kendisi. Ben burada dağdaki insan için karar veremem. Hatta Kandil merkezi dahi karar veremez. Her grup, her kişi kendi kararını kendisi verir. Çünkü eziyeti kendisi çekiyor, kendisi ölüyor, kendisi mücadele veriyor. Benim bu şartlarda bu konularda bir şey belirtmem doğru olmaz. Kürtlerin de 40 bin şehidi var. Değerleri var. Çok büyük mağduriyetleri var. Kürtler kendi kararlarını kendileri verirler.”

Hükümet havayı sertleştirdi


Öcalan’ın bu açıklamasından bir ay sonra “demokratik siyasette ciddi bir tıkanma yaşandığını“ belirterek, sürecin önünün açılması için “barış grupları”nın Türkiye’ye gelmesi çağrısında bulundu. Öcalan’ın çağrısı üzerine 19 Ekim 2009 tarihinde Kandil ve Maxmur Mülteci Kampı’ndan 4’ü çocuk 34 kişiden oluşan Barış ve Demokratik Çözüm Grubu Silopi’deki Habur Sınır Kapısı’ndan Türkiye’ye giriş yaptı. Grubun girişini ilk gün olumlu değerlendiren hükümet, daha sonra tavrını bir anda sertleştirdi. Böylece Avrupa Barış Grubu’nun Türkiye’ye girişi gerçekleşmedi. Habur’daki ifade verme biçimini ve grup üyelerinin serbest bırakılmasını “normal” karşılayan hükümet, daha sonra grup üyelerinin tutuklanmasına ve haklarında dava açılmasına ses çıkarmadı.


ALPER ATALAY / NAGİHAN AKARSEL - DİHA/ANKARA


YARIN:
- Geçitli patlaması neye yönelikti?
-  Ateşkesler niye yapıldı?
-  Çözüm için somut öneriler.