İktidarını kaybeden bütün partiler ve sınıflar; giderken toplumu kendileriyle birlikte bütün ülkenin çökeceğine inandırmaya çalışırlar. AKP ve Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan da aynı şeyi yapma arayışında. Kendileri iktidarı kaybederse sanki bütün Türkiye hatta İslam alemi kaybedecek gibi yansıtılıyor.
Türkiye seçim kampanyası dönemine girdiğinden beri Erdoğan sürekli yaratılmış etkinliklerle kamuoyu önünde olma gayreti gösterdi. Bir bakıyorsunuz fukara muhtarları toplamış nutuk atıyor, bir bakıyorsunuz; başka bir yerde toplu konut açılışında…
Sürekli % 52 halkın oyu ile seçildiğini hatırlatma ihtiyacı duyan cumhurbaşkanı; % 52 ile seçilmiş olmayı toplumun geniş kesimlerine karşı bir tehdit, bir had bildirme olarak kullanmak istiyor.
Erdoğan, seçme/seçilme ilişkisine hiçbir demokratik toplumda karşılığı olmayan manalar yüklüyor. Ona göre kendisinin halk tarafından seçilmiş olması onu toplum ve yasa üstü yapıyor.
Bu durumda cumhurbaşkanının iradesi kanun hükmünde olmalı, her dediği anında yapılmalı; hiçbir kurum ve kişi kendisiyle tartışma cesaretini gösterememeli. Kendisine yönelik tutumları ve muhalefeti de cumhurla; yani kendisini seçen halkla çelişkiye düşmek gibi gösteriyor, bunu kullanarak karşıtlarına hakaretler savuruyor...
Yani halk tarafından seçildiğini söyleyen ve halka dayanmayı, halkın rızasını almış olmayı çok önemsediğini iddia eden Erdoğan, yine kendisi gibi halk tarafında seçilmiş olan Belediye Başkanlarını ağza alınmayacak sözlerle eleştirmekten geri durmuyor…
Yine çok kritik bir seçim döneminde önemli Kürt şehirlerine gezi düzenliyor. Söz konusu geziyi düzenleyenlerin bile inanmadığı gerekçelerle Kürdistan’a gelen Erdoğan sergilediği bu tiyatro oyununa başkalarının da figüran olarak katılmasını istiyor.
Yaşanan şey “Yavuz hırsız ev sahibini kovarmış” durumunda. Kürt Siyasal Hareketi ve HDP bileşenleri muazzam bir cesaretle seçimlere parti olarak girme kararı almışken ve Erdoğan tarafsızlığınız konusunda kendini bile iddialı değilken; meydanlardan 400 milletvekili isterken ve bu 400 milletvekilini kime istediği herkes tarafından bilinirken, başkalarının kendisine “tarafsız cumhurbaşkanı” muamelesi yapmasını bekliyor. Bu olamayınca da bir cumhurbaşkanı olarak çıktığı Kürdistan gezisinde kendisine yeterince ilgi gösterilmediğinden ve yakınıyor. Erdoğan, Kürt halkının çok değer verdiği “çözüm süreci ve Kürt sorunu” konularında yıkıcı tavrını daha da şiddetlendirerek sürdürürken; Kürtlerin oylarıyla seçilmiş Belediye Başkanlarının da ayağına kadar gelip kendisini karşılamalarını istiyor. Bu organizasyonu düzenleyenler “Kürt insanın aklıyla alay mı etmek istiyor, yoksa kendilerini çok mu akıllı sanıyor?”
Başbakan Davutoğlu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, seçim kampanyasını; Sayın Demirtaş ve HDP’nin eleştirisi üzerine inşa etmeye çalışıyor. Halbuki bunun normali; tartışmaların hükümet ile ana muhalefet arasında yoğunlaşması olmalıydı. Ancak bu süreçte yaşanan bütün önceki seçimlerden farklı olmakta.
Hükümet ve cumhurbaşkanı, hatta Diyanet İşleri Başkanı, dolayısıyla bütün devlet, ana muhalefet partisini bir yana bırakmış, mecliste en az milletvekili ile temsil edilen parti ile tartışma üzerinden seçim kampanyası sürdürmeye çalışmakta, kendilerini bunu yapmaya mecbur hissetmekte.
Bunun denk düştüğü şeyi anlamadan bu ülkede politika yapmanın, solculuk yapmanın olanağı yok. Bu ülkenin kurulduğu günden bugüne bir türlü oturmayan şey AKP ile başlamadı, onun gitmesi ile de bitmeyecek.
HDP tarafından eleştirilen, sistemin sağında veya solunda oturanların iktidar olduklarında içerik olarak aynı şeye denk düşen; hukuksuzluk, gelir dağılımında adaletsizlik, sistemin tekçi tarifi, toplumun geniş kesimlerinin, etnik ve inanç meseleleri nedeniyle yok sayılması gibi olumsuz pratiklerdir.
Şu anda baskı, anti demokratik tutumları, imha ve inkar politikaları nedeniyle iktidardaki AKP ve cumhurbaşkanı yoğun olarak eleştiriliyor olsa da mücadele edilen konular sadece onlar değil bütün bir sistem ve bu sistemin halk karşıtı uygulamalarıdır.