AKP iktidarı bir taraftan Bakurê Kurdîstan’da şehirlere tankla, topla saldırı yaparken, diğer taraftan Rojava Devrimine karşı düşmanlığını açıkça ortaya koymaktadır. "Kobanê düştü düşecek" diyerek IŞİD’le ortaklığını ortaya koyan Tayyip Erdoğan, ABD’li yetkililerin Kobanê’ye gitmesiyle birlikte bu düşmanlığını bir daha açık bir biçimde gözler önüne sermiştir. 

Tayyip Erdoğan ABD ve Avrupa’ya "siz bizim ortağımızsanız o zaman PYD ve Rojava Devrimine karşı bizim gibi düşmanlık yapmalısınız" dayatmasında bulunmaktadır. Erdoğan herhalde dünyanın AKP'nin IŞİD’le ortaklık yaptığını unutuş sanıyor. Serêkanî’de Rojava Devrimine El Nusra’yı Türkiye üzerinden saldırtan AKP hükümetiydi. IŞİD’i Kobanê’ye saldırtan AKP hükümetiydi. Zaten bu nedenle ABD ve Avrupa AKP hükümetine "siz bizim mi, yoksa IŞİD’in mi ortağısınız" diye sormuş ve AKP hükümetine tavır almıştı. Şimdi de Erdoğan ve AKP hem suçlu hem de güçlü olarak ABD'ye ortak olduklarını hatırlatmaktadır. 

Dünya IŞİD'e karşı koalisyon kurmuştur. Rojava Devrimcileri IŞİD'e karşı en büyük savaşı verirken; binlerce Kürt genci ve halktan insan yaşamını yitirirken AKP hükümeti Avrupa dahil her yerde sivil katliamlar yapan IŞİD ile ittifak içinde olmuştur. Suriye ve Ortadoğu'da bir siyasi enstrüman olarak kullanmak için IŞİD'e açık destek vermiştir. Bu açıdan IŞİD’in tüm katliamlarından başta Tayyip Erdoğan ve Saray Gladyosu olmak üzere tüm AKP hükümeti sorumludur. Tayyip Erdoğan ve AKP bu suçlarını örtmek, yargılanmadan kurtulmak için ABD ve Avrupa’yı suçlamaya yönelmiştir. En iyi savunma saldırıdır diyerek pişkince batıyı suçlayıp kendine yönelik eleştirileri ve hesap sorulma durumunu püskürtmek istiyor. Ama nafiledir. Dünya, AKP'nin IŞİD’le ortaklığını hiçbir biçimde unutmayacaktır. 

Tıl Abyad ve Cerablus, Türkiye'nin IŞİD'e sürekli destek verdiği sınır hatları olmuştur. Ancak IŞİD’in Kobanê’de yenilmesi, Tıl Abyad’ın Rojava Devrimci güçlerin eline geçmesi AKP'nin IŞİD üzerinden kurduğu oyun planlarını bozmuştur. İşte bundan sonra "biz hem IŞİD'e, hem PKK'ye, hem de PYD’ye karşıyız söylemleriyle o güne kadarki IŞİD ile olan ittifaklarını gözden kaçırmaya çalışmıştır. Eğer bugün IŞİD’le işbirliğini eskisi gibi açık biçimde yapmıyorsa, bunu sağlatan da Rojava Devrimi ve Suriye Demokratik Güçlerinin (QSD) IŞİD’i yenilgiye uğratmasıdır. 

AKP-IŞİD ilişkilerini en somut olarak IŞİD adına yapıldığı söylenen katliamların hedeflediği toplum kesimlerinin siyasi duruşlarından anlamaktayız. IŞİD adına yapılan eylemlerin hepsi AKP iktidarına karşı mücadele eden güçlere yönelik olmuştur. Kürt halkı ve demokrasi güçleri hedeflenmiş, AKP'ye yakın tek bir kurum ve çevreye eylem yapılmamıştır. AKP hükümetinin en fazla sıkıştığı zamanlarda IŞİD AKP muhaliflerine yönelik bombalamalar yapıp katliam gerçekleştirmiştir. AKP IŞİD'i sadece Rojava ve Ortadoğu'da değil, Türkiye sınırları içinde de muhaliflerine karşı kullanmıştır. Hatta IŞİD’in Avrupa ve İstanbul’da eylem yapmasının önünü açarak Avrupa’ya yönelik IŞİD tehdit ve şantajını kullanmıştır. 

AKP'nin IŞİD’le bu düzeyde işbirliği yapmasının nedeni, Kürt ve Rojava Devrimi düşmanlığıdır. IŞİD’i başta Kürtler olmak üzere muhaliflerine karşı kullanmak istemiştir. Bu politikanın yanlışlığı görüleceğine, hala Kürt karşıtlığı ve Rojava Devrimi düşmanlığında ısrar edilmektedir. Tayyip Erdoğan Irak’ta ve Kuzey Irak’ta yaptığımız hatayı Rojava’da yapmak istemiyoruz diyerek Kürt düşmanlığını açıkça ortaya koymuştur. Eğer 1 Mart tezkeresi meclisten geçseydi biz Irak’ta olur ve Başurê Kurdîstan’da bir Kürt yönetimi ortaya çıkmazdı demektedir. Bilindiği gibi 207 yılı 5 Kasım Bush-Erdoğan görüşmesine kadar Güney Kürdistan'ın statüsü Türkiye tarafından kabul edilmemişti. ABD PKK'ye karşı savaşta AKP hükümetine en ileri teknolojik silahlar ve siyasi destek verince Türkiye de Başurê Kurdîstan statüsünü kabul etmiştir. Şimdi Erdoğan 1 Mart tezkeresini kabul etseydik bu durum ortaya çıkmazdı diyerek hayıflanmaktadır. Başta Güney Kürdistan halkı olmak üzere tüm Kürtler bu gerçeği görmelidirler. 

Uzun süredir mültecileri Suriye’ye bir müdahale enstrümanı olarak ve IŞİD, El Nusra ve diğer örgütleri kontrol altında tutmak için kullanmıştır. Bu nedenle Suriye’den Türkiye'ye göçü teşvik etmiştir. Kuşkusuz göç edenlerin bir kısmı savaştan kaçanlardır. Ama çoğunluğunun Türkiye'ye gelişini siyasi olarak kullanmak için AKP hükümeti teşvik etmiştir. Şimdi de mültecileri Suriye’ye müdahale etmek ve Rojava Devrimini boğmak için kullanmak istemektedir. 

Kendisi Suriye’nin dışındaki bir güç olduğu halde Suriye halkının bir parçası olan ve Suriye devriminin temeli haline gelen Rojava Devrimine düşmanlık yapıyor. Tüm bu gerçekler, Erdoğan ve AKP zihniyetini tüm gerçekliğiyle gözler önüne sermektedir. Bu durum, Bakurê Kurdîstan’da halka neden bu düzeyde düşmanlık yaptığını açıklamaktadır. Türkiye dışındaki Kürtlere bu kadar düşman olan tabii ki Türkiye sınırları içindeki Kürt’e daha fazla düşmanlık yapar. Zaten kendi Kürt’üne düşman olduğu için sınırları dışındaki tüm Kürtlere de düşmanlık yapmaktadır.

Türkiye, tüm dünyadan aldığı en son teknik silahlarla şehirleri yakıp yıkıp insanlık suçu işlerken, hiç utanmadan PKK'nin elinde kendinde olmayan silahların bulunduğu yalanını söylemektedir. Böylece Türkiye halklarını ve dünyayı kandırmaya çalışıyor. Öyle ki, havuz medyası HPG’nin kendi yaptığı uzun menzilli Zagros silahını ABD silahı olduğu yalanını uydurmuştur. Aslında Türkiye ABD, Avrupa ve İsrail’in verdiği siyasi destek ve en son teknik silahlarla Kürt halkına karşı soykırım politikası yürütmekte ve katliamlar yapmaktadır. Böylece Avrupa ve ABD Ermeni soykırımında olduğu gibi Kürt soykırımında da Türk devletinin suç ortakları haline gelmiş bulunmaktadır.