
Altı maddelik tasarının bütünü üzerine HDP adına konuşan İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, barışın sağlanması için Meclis’in sorumluluk alması ve tasarının doğru biçimde Meclis’ten geçmesi gerektiğini söyledi. Yasa teklifinde sorunun adının konulmadığı eleştirisini yapan Önder, “Adını koymakta yetersiz kaldığımız bir sorunu çözemeyeceğimizi hatırlatmamız gerekiyor” dedi ve ‘terör’ kavramına karşı çıktı. Önderi, “Eminim ki çözüm sürecinin yasallaşma sürecinde sorunun adının konması ve esasına yönelik bu tür önemli tanımlama hataları çözülecektir” dedi.
Öcalan’ın tarihi desteği
Gerekçe metninde sürecin tek öznesinin devlet olarak gösterilmesini de eleştiren Önder, “Özellikle de Kürt Özgürlük Hareketi’nin lideri Abdullah Öcalan’ın bu konudaki soğukkanlı tavrını ve 2013 Newroz’unda Mezopotamya’ya yaptığı barış çağrısının yarattığı miladı vurgulamak gerekiyor. Bu bağlamda çözüm yasa tasarısının altında Sayın Başbakan’ın imzası olsa da çözümün ve barışın tüm paydaşlarının çözüm sürecini yasallaşma noktasına getiren bu yolda atılan her adımdaki emeğini gözardı etmememiz gerekiyor” diye konuştu.
Karşılıklı silahsızlık
Sırrı Süreyya Önder yasa tasarısının gerekçe metninde dile getirilen “şiddetin ve silahın aradan çıkarılması“ hususunun tüm muhataplar için geçerli olduğunu vurguladı. Önder, “Örneğin; hükümetin de kendi askeri ve hukuki güçlerini denetleyerek durdurması önemli bir gereksinimdir. Hükümet silahsızlanmayı olduğu kadar başta kalekollar olmak üzere bölgede sürdürdüğü devletin baskı aygıtlarına dayanan politikalarını da gözden geçirmeli” dedi.
Rehabilitasyon değil entegrasyon
Önder ardından tasarının maddelerine ilişkin öneri ve eleştirilerini sıraladı. Önder’in görüşlerinde öne çıkan başlıklar şöyle:
* Hükümetin silah bırakan örgüt mensuplarının eve dönüşleri ile sosyal yaşama katılım ve uyumlarının temini için ön gördüğü taktik ve stratejileri sık sık ‘rehabilitasyon’ olarak adlandırması, her ne kadar genel terminoloji üstünden savunulsa da özellikle de Kürt halkında büyük rahatsızlık yaratmıştır. Zira, toplumun bütün kesimleri savaş sürecinin bir paydaşıydı ve barış için de aynı durum geçerlidir. Eğer bir rehabilitasyondan söz edilecekse, geçmişten bu yana silahı ve imhayı bir çözüm olarak görenler, Sri Lanka Modeli uygulamak için fırsat kollayanlar üzerinde de uygulanması yerinde olur.
* Çoğunlukla hastalık ve travmalar için kullanılan rehabilitasyon kelimesinin yerine karşılıklı uyum ve entegrasyon kavramlarının kullanılması daha doğru ve mantıklı olacaktır. Zira, tedavi edilmesi gereken, sorunun etkilediği insanlar değil, sorunun ortaya çıkmasına neden olan devlet ideolojisi ve sistemidir. Silahlı mücadele öznelerinin barışın tesisi sürecinde negatif bir şekilde statülendirilmemesi, rehabilitasyon olarak adlandırılan süreç yerine, pozitif ayrımcılığa dayalı bir entegrasyonun mümkün kılınması gerekmektedir.
Süreç nasıl şeffaflaşacak
* Madde 2’de belirtilen kamuoyunun bilgilendirilmesi hadisesi, çözüm süreci bakımından da ardından gelmesini umduğumuz barış bakımından da tarihi bir önem arz etmektedir. Hükümet, sürecin taraflarının ve sürecin itibarını korumak adına şeffaf, topluma olabildiğince açık bir yürütme uygulamak durumundadır.
* Çözüm süreci hükümetin kısa ve orta vadeli siyasi hesaplarına kurban edilmemeli, oy toplama amaçlı taktik ve stratejiler üstünden halkların barışa dair umutlarıyla oynanmamalıdır.
* Çözüm süreci, dahil olmak isteyen tüm siyasi aktörlerin, çözüm sürecinin başta Sayın Öcalan olmak üzere ana aktörleriyle görüşebildiği şeffaflığa kavuşturulmalı, Kürt Halk Önderi Öcalan’ın ifade özgürlüğünün ve şahsi özgürlüklerinin önünün açılması yönünde hükümet kendine düşeni yapmalıdır.
* Aynı şekilde Öcalan’la görüşebilecek siyasi öznelerin önüne gerekli fırsatlar konmalı, barış sürecinin en önemli paydaşlarından biri olan Öcalan’ın toplumun farklı kesimlerinden gelen temsilcilerle yapacağı görüşmelerin önü açılarak, barış ve çözüm sürecinin toplumsallaşması sağlanmalı, Öcalan’ın medyayla teması sağlanarak, barışa dair iradenin duyurulması kolaylaştırılmalıdır.
Yasal sürecin periyodu
* Yasanın mevcut halinin en büyük eksikliği, bundan daha evvel başlamış bir sürecin, bugün itibariyle yasal güvence altına alınmasını sağlayacak olmasıdır. Bu da çözüm süreci dahilinde bugüne dek hükümet bilgisi dahilinde görev almış herkesin, bugüne kadar yaptıklarının güvenceye alınmaması anlamına gelmektedir. Bu bağlamda geçmişe dönük bir düzenleme yapılarak, süreç ve sürecin paydaşlarının tamamı yasal bir güvence altına alınmalıdır.
* Barış İçin Kadın Girişimi, “Kadınlar Çözüm Sürecini Konuşuyor, Barışta Israr Ediyor” isimli bir konferans yapmış ve bir sonuç bildirgesi hazırlamış. Kanunun hazırlanması ve kapsamı sürecine dair çok anlamlı tespitler içeren rapor kadın inisiyatiflerinin de sürecin paydaşlarıyla görüşmelerini gerektiriyor. Zorla erkekleştirilmiş, militaristleştirilmiş bir düzende kadın aklı ve kadınların katılımı ziyadesiyle gereklidir.
Yasa yeterli değil
* Süreç yasası tek başına yeterli değildir. Türkiye Büyük Millet Meclisi ve TC Hükümeti bugün itibariyle ve geçmişe dönük olarak çözüm sürecinin odaklandığı Kürt Sorunu ve etrafındaki problemlerin çözümüne yönelik inisiyatif almak durumundadır.
* Çözüm süreci sadece Meclis değil, Meclis’te temsil edilmeyen partiler, sivil toplum kuruluşları, uluslararası kanaat grupları gibi paydaşları da içermeli ve herkese açık olmalı.
Meclis sorumlu yaklaşmalı
Önder, konuşmasının sonunda vekilleri sürece karşı sorumluluğa davet ederek, “Bu salonda olanlardan en büyük isteğim, barış için, çözüm için atılan bu adımı eleştireceklerse de karşı çıkacaklarsa da bunu Milli Eğitim 3. Sınıf yahut 12 Eylül Hapishanelerinin Duvarları’ndan kalma ezberlerle yapmamalarıdır” dedi. “Bu toprakların savaşla yazılmış kaderini barışla değiştirmek elimizdeyken bunu olabilecek en akılcı biçimde yapmak bu Meclisin görevidir” diyen Önder, şu mesajı verdi: “Asker ve gerilla annelerinin aynı masada oturup bitmesini bekledikleri, uğruna gözyaşı akıtmaktan pınarların kuruduğu barış bu barıştır. Bu barış Avrupa Birliği süreci de dahil olmak üzere Türkiye’nin önündeki birçok kritik adımın atılmasındaki en önemli unsurdur. Ortadoğu’daki tek gerçek barış cumhuriyetini inşa etmek bugün bizim elimizde. İşte önümüzde çerçeve yasa var. Bu resmi birlikte yapmaksa bizim elimizde. Unutmamalıyız ki barış için el verenin eli asla kirlenmez.”
Atalay: Yeni yasalar gerekebilir
Meclis Genel Kurulu’nda CHP adına Antep Milletvekili Ali Serindağ, MHP adına Grup Başkanvekili Oktay Vural’ın konuşmaları ardından son olarak hükümet adına Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay konuştu. “İster Kürt sorunu, ister terör sorunu deyin, bu sorunu alışılmış güvenlikçi yöntemlerle değil, farklı bakışlarla çözeceğimizi söyledik” diyen Atalay, gelinen aşamayı “çözüm sürecinin olgunlaşma safhası” olarak tanımladı. Atalay devamla, “Bundan sonraki başlıca hedefimiz örgüt mensuplarının silahlarını bırakması, devletin de bu insanların evlerine, normal hayata dönmesi için gerekli çalışmaları yapmasıdır. Çözüm sürecinin ana temeli de zaten budur” şeklinde konuştu.
Atalay, tasarının çözüm süreciyle ilgili Meclis’e sevk edilen ilk tasarı olması nedeniyle önem taşıdığını ifade ederek, “Çözüm sürecinin yasal olarak adını koyuyor ve Parlamentoyu devreye sokuyoruz. Bu şemsiye yasanın altında hükümete görevler veriliyor. Hükümet kurumları, kişileri görevlendirecek ve yeni yasal hazırlıkları yapacak” dedi.
Atalay, HDP’nin “çözüm süreci şeffaf olmalı ve halk bilgilendirilmelidir” talebine de “Çözüm süreciyle ilgili hem Parlamento’nun hem milletin gelişmelerden haberdar edilmesi, sürece katkıyı kolaylaştırmaktadır ve milletin desteğini artırmaktadır. Daha fazla bilgilendirme yolunda çaba sarf edeceğiz” şeklinde yanıt verdi.
Somut bir Yol Haritası üzerinde çalıştıklarını da belirten Atalay, buna göre eylem planı ortaya çıkacağını ve yeni yasalar gerekebileceğini söyledi.
CHP’nin eleştirilerine de yanıt veren Atalay, düzenlemenin kamu görevlilerinin suç işlemesini teşvik anlamına gelmediğini, bu kişilerin görevlerini yerine getirmelerinden dolayı tehdit altında olmaması için hazırlandığını ifade etti. Atalay, “Örneklerini gördünüz. Başbakan MİT Müsteşarına, ‘örgüt mensuplarıyla şu görüşmeleri yap’ diye talimat veriyor, savcı müsteşarı çağırıyor, ‘şu suçu işledin’ diye. Bürokratları böyle çalıştıramazsınız. Ayrıca konusu suç teşkil eden emir verilemez, bu emir yerine getirilmez” diye konuştu.
Açıklamaların ardından milletvekillerinin sorularını yanıtlayan Atalay, süreci Türkiye’nin kendisinin yürüttüğünü vurgulayarak, “Uluslararası bir aracı yok. Kendimiz direk görüşüyoruz, yöntemimiz bu. Uluslararası bir mekanizmayı bu çalışmalarda devreye koymadık, koymayacağız” dedi. Atalay, silahların bırakılıp bırakılmayacağının sorulması üzerine, “Bu yasadan sonra bunları çalışacağız. Sorduğunuz soruların cevabını bilsek bu yasaya gerek kalmazdı” yanıtını verdi. Atalay, önlerinde eylem planı veya Yol Haritası gibi bir hazırlanmış bir şeyin olmadığını, buna ilişkin çalıştıklarını kaydetti.
TMK gündemde değil
Salı günkü oturum gece geç saatlere kadar sürerken, tasarının “amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddesi ile “uygulama, izleme ve koordinasyon” başlıklı 2. maddeleri yapılan oylamada kabul edildi. Dünkü oturum 3. maddenin görüşülmesiyle başladı. Başbakan Yardımcısı Atalay eleştirilere yanıt verirken, “TMK’nin kaldırılmasıyla kayıp olmuyor ama şu anda onu düşünmüyoruz. Ayrıca şu anda af diye bir şey gündemimizde yok” ifadesini kullandı.
Altı maddelik tasarıya ilişkin tartışmaların bugün-yarın sona ermesi bekleniyor.
ANKARA