Rojava Devrimi öncesi devletler arası ilişkilerde biricik siyasi Kürt-Kürdistan temsilcisi ağırlıklı olarak Mesud Barzani görülüyordu. Celal Talabani’nin Irak Cumhurbaşkanlığı görevi ve sonradaki hastalığı nedeniyle devletler arası alanda Güney Kürdistan siyasal temsiliyeti Mesud Barzani, Barzani Ailesi ve PDK’ye kalmıştı.
Avrupa-ABD ilişkileri Mesud Barzani, Barzani Ailesi ve PDK yönetimi tarafından gerçekleştiriliyordu. Bu da beraberinde Barzani ve PDK’nin özelde Güney Kürdistan ve genelde de tüm Kürdistan’ın biricik siyasal meşru temsilciymiş gibi bir görüntü, imajın oluşmasını beraberinde getirdi. Belki de en baştan bazı Batılı güçler, ABD; Mesud Barzanî, Barzani Ailesi ve PDK’yi biricik, alternatifsiz, meşru siyasal temsiliyetli bir proje olarak geliştiriyordu. Bu proje kapsamında Mesud Barzani “ulusal Kürt önderi”, “Ulusalcı Barzani”, “Bağımsızlıkçı Barzani’ etiketiyle tüm Kürdistan halkına ve dünya kamuoyuna sunuyorlardı.
Mesud Barzani ve PDK yönetimi feodal karakteri gereği ulusallığa gelmeye müsait olmayan, hatta maddi ve manevi yapısı ve çıkarları gereği Kürt uluslaşmasının önündeki en büyük iç engel olduğu kanıtlamıştır. Bu isimlerin etrafında ulusallığın dış güçlerce bir proje olarak üretimi bize bir çelişki gibi görünmesine rağmen, dış güçlerin çıkarları ekseninde bu projeyi ele aldığımızda aslında bir çelişki olmayıp, çıkarlarına tamamen uygun bir pozisyonda hatta kendileri açısından bulunmaz bir nimetti.
Mesud Barzani-PDK’nin Kürtlerin biricik meşru siyasal temsiliyeti olarak sunulması süreci Suriye İç Savaşı ve Rojava Devrimi sürecine kadar da devam etti. Suriye İç Savaşı ve Rojava Devrimi’nin birinci evresinde, yani Kobanê Direnişi’ne kadar olan evrede Mesud Barzani-PDK yönetimine verilmiş ‘kutsal görev’ Rojava’daki Kürt halkını "Suriye Muhalefeti’’ adlı çete örgütlerinin bir parçası haline getirmek ve Esad rejimini devirmekti. Esad’ın devrilmesi sonrası Rojava Kürdistan’ı için bir çözüm projesinin olup olmadığı da muğlaktı. Ama böyle bir durumda, yani tarihsel sahnede YPG öncülüğünde devrim gücü olmasaydı Rojava Kürdistan’ının büyük bir yıkımla yüzleşebileceği ve daha da kötüsü Rojava’da hiçbir Kürt kazanımının ortaya çıkamayabileceği de söylenebilir. O süreçte ortaya çıkan cihadist ve cihadist olmayan gerici, bağnaz, faşist çete örgütlenmeleri ve Kürdistan’a yönelik saldırılarına bakıldığında Rojava Kürdistan’ı için büyük bir tükenişin ortaya çıkacağını ön görmek çok derinlikli bir öngörü olmayacaktır.
Kobanê Devrim Direnişi Suriye İç Savaşı ve Rojava Devrimi’nin kaderini değiştiren bir dönemeç oldu. Kobanê Devrim Direnişi’yle birlikte Suriye İç Savaşı ve Rojava Devrimi öncesi kurulmuş tüm planlar alt üst oldu, ittifak güçleri değişti, Mesud Barzani ve TC’yê verilmiş "kutsal görevler’’ tarihin çöplüğüne atılmak zorunda kalındı. Rojava’da YPG öncülüğündeki kahramanca savaşım, DAİŞ’e karşı bir evrensel savaşa dönüşmek zorunda kaldı.
Artık Batılı devletler, ABD, Rusya ve bazı bölge devletleri Rojava Kürdistan’ı ve Kuzey Suriye’de ortaya çıkan ilerici, modern, demokrat, eşitlikçi, toplumsal ve kadın özgürlükçü devrim gücü olan PYD-YPG’yi görmek zorunda kalmış ve Suriye, Rojava, Ortadoğu’ya yönelik planlarını bu güçle ilişkiler çerçevesinde yeniden kurmak zorunda kalmıştır. Ama Mesud Barzani- Türkiye-Suud-Katar gibi gerici, devrim-karşıtı güçler savaşın başlangıç dönemi pozisyonunda kalmaya devam etmişler ve hala Kobanê Devrim Direnişi öncesi durumu arzuluyorlar.
Kobanê’yle başlayan Rojava’daki Kürt Özgürlük Hareketi ve Batı, ABD-Rusya askeri ilişkilenmesi zamanla ilerlemiş ve PYD öncüğündeki Kürt Özgürlük Hareketi’nin Rojava-Kuzey Suriye’de Kürtlerin ve bu coğrafyada yaşayan diğer halkların biricik, alternatifsiz, meşru siyasal temsiliyeti olarak görülmüştür. Bu yeni siyasal-tarihsel durum yazının başlangıcında bahsettiğimiz Mesud Barzani-Barzani ailesi ve PDK yönetimine yönelik geliştirilmiş projenin gözden geçirilmesine hatta gözden düşmesine sebep olmuştur. Ve bu gözden düşme PYD-YPG öncülüğündeki devrim güçleriyle Batı-ABD-Rusya ilişkisi geliştikçe daha da hızlanmış bir görünüm arz ediyor.
PDK-Mesud Barzani-Barzani ailesinin Güney Kürdistan’daki kirli iktidar güç ve ilişkilerini Rojava Devrim Güçleri’ne karşı düşmanca, yıkıcı, yok edici yaklaşım ve politikasını bu ‘gözden düşme’, imaj yitimi ve uzun vadede de var olan iktidar güçlerini yitirme korku psikolojisi üzerinden değerlendirsek kanımca yanlış bir değerlendirme yapmış olmayacağız.
Ankara’yla ortak plan çerçevesinde PDK’ye bağlı silahlı güçlerin Şengal’e yönelik saldırısını ve Maxmûr’a yönelik saldırı hazırlığı ve tehditler de Rojava Devrimi’ni boğma, var olan dengeleri bozma, kaos yaratma ve beraberinde de Kobanê Direniş Devrimi öncesi ve hatta Rojava Direniş Devrimi’nin başlangıç durumuna getirme girişimleri olarak değerlendirmek mümkündür. Böylece Mesud Barzani ve PDK dar yönetimi devletler arası ilişkilerde hem Kürdistan siyasetinin biricik, alternatifsiz meşru siyasal temsilcileriymiş gibi görünecek, var olan kirlik iktidar güçlerini ve ilişkilerini koruyacak ve bunu daha da genişletmeye çalışarak, Kürdistan siyasal tarihinin kötü huylu uru pozisyonunu devam ettireceklerdir.
Şengal’e yönelik çete güçlerinin saldırısını ve Maxmur’a saldırı girişimi hazırlıklarını esasında Rojava Devrimi’ne, Ankara’yla ortak plan çerçevesinde bir saldırı dalgası olarak el almak gerekir. Kürt Özgürlük Hareketi şahsında Rojava devrimine saldırı girişimi çok daha kapsamlıdır. Kısa vadede Rojava Devrimi’ni boğmaya kilitlenmiş olsa da uzun vadede tüm Kürdistan’daki siyasal kazanımlarını boğmaya, yok etmeye yönelik bir plandır. Son günlerde Nusaybin, Amed-Lice, Haftanin saldırıları ve Diyana üzerinden Medya Savunma Alanlarına dönük saldırı hazırlıkları da bu plan kapsamındadır.