Günümüzde toplumculuk çokça tartışılan bir politik yaklaşım olmaya başladı. Hükümetlerin, partilerin, sivil toplum oluşumlarının iktidar korkusu ile yürütülen tartışmalarının uygulama biçimlerine bakılınca oy, güvenilirlik, gündemde olma v.s kaygıları yoğunlaştıkça, herkesin ağzından toplumu öne çıkaran kelimeler dökülür olmaya başladı. Biz toplumsallığın bireyi olarak yaşadıklarımızdan ötürü söylenenler değil de uygulamaların esas olduğunu yaşadığımız tiyatral sahnelerden öğrendik. O nedenle söz çok anlamlı olmasına rağmen, anlamından boşaltıldığı için yaşam gerçekliğine bakarız. Bu vesileyle yaşanan toplumsallık tartışmalarına günümüz Türkiye’si açısından bir göz atmak yeterlidir.
Örneğin AKP ve MHP’nin konumlarına bakalım. Son günlerde gerçekleşen toplumsal linç kültürünün baş aktörü değil midirler? Malatya’dan, Çanakkale’ye, İstanbul Kartal’da yaşanan linç girişimlerine bakalım, yürütülen bu politikanın yürütücüsü konumundadırlar. Oysa söylemleri nasıldır. Bu toplum şimdiye kadar bir arada yürüdü ve bundan sonra da yürüyecektir. Peki, bu toplum şimdiye kadar nasıl bir arada yürüdü? Bu çok önemli bir sorudur. Çünkü geçmişi sorgulamayı beraberinde getirecektir. Evet, Kürtler dillerini konuşamadan, kendilerini Türk hissettirilmeye çalışılarak, Türk toplumsallığının ekleme bir parçası haline getirilmeye çalışıldı. Dili, kültürü, tüm otantik değerleri asimile edilmeye çalışıldı. Bütün Kürt çocukları okullarını okuyabilmeleri için Türkçeye entegre edildi. Türkiye metropollerinde yaşayan birçok Kürt çocuğu, Kürtçe öğrenmeden büyüdüler.
Bir halkın toplumsallığı, asimilasyon politikaları ile kimliksiz kılınmaya çalışıldı. Türkleştirilmeye çalışıldı.
Politik entegrasyonda istikrar sağlayıcı olarak ele alıp, dilden başlayarak, her türlü kültürel öğe yok edilmeye çalışıldı. Zorunlu törenler, zorunlu diller, zorunlu bayramlarla halkımız her gün ve her an kendi kimliğinden boşaltılarak onlar için anlamı olmayan yeni bir kimlik üzerlerine boca edildi. Her gün bu anlamsızlığın bir neferi olması için aileler üzerinde her türlü iktidar uygulandı. Açlık, yokluk, fakirlik demoklesin kılıcı gibi Kürt halkının üzerinde sallanmaya çalışıldı. İlericilik, gelişmişlik iyi Türkçe konuşma olarak algılatıldı ve bunun için birçok aile çocuklarına bu kimliği bir zorunlu aydınlık olarak rozeti diye takmaya çalıştılar. Bu kimliksizlik, nereye ait olduğunu pek de tespit edememeye ve nihayetinde travma yaşayan çocuk psikolojilerine dönüştü.
Tabi bu durum sadece çocuk psikolojilerinde bir yer edinmedi, Kürtlerin, Kürtlerin yaşadıklarını gören Türkiye halklarının tüm kesimlerinde normal ötesi hallerin oluşmasına neden oldu. Herkes bu hastalıklı ruh halinden kurtulmak istiyor. Bundan kurtulmak isterken kendi kişiliğini tarihsel gerçekliği üzerinden yeniden oluşturmaya çalışıyor. Bunun için çok köklü bir mücadele sürdürüyor. Psikolojik algılamalarından tutalım, siyasal söylemlerine, kültürel yapılanmasından sanat alanına kadar kendini yeniden oluşturan bir Kürt gerçeği ile karşı karşıyayız. Bu oluşum süreci içerisinde kendisini korumayı da sürdürmeye devam ediyor.
Büyük bir ısrarla varlığını oluşturma ve koruma mücadelesini yürütürken geçmişte yapılan oyunlara gelmeyecek kadar kendi tarihini okumasını bilen bir halk gerçeği de var. Bu halk en yakın tarihinde 12 Eylül rejiminden sıyrılıp geldi. Binlerce insanın direndiği, varlığını da o direniş üzerinden korumaya çalıştığı bir süreci yaşadı. Belki o dönem direnmeyenlerde oldu. Onların bir çoğu da kendilerini sisteme entegre ederek, sistemin uzantısı haline gelerek yaşam mücadelesi verdiklerini iddia ederler. Şimdi AKP kendisini bu direnmeyen güçlere dayandırarak kürdün tarihini mi oluşturmaya çalışıyor?
Eğer AKP tarihin herkesin algısında farklı işlediğini düşünerek yorumluyorsa bu doğrudur. Fakat Kürt halkı kendi varlığını, 12 Eylül’ün en ağır işkencelerinden sıyrılıp gelen tarihsel bilgisine dayandırıyor. Direnmeyen güçlere dayanan AKP’dir. Biz o algıyı çoktan boşa çıkardık tarihsel bilgilerimizde. Bu tiyatronun ucuz figüranı olamayacak kadar kendi külliyatımızı da biliriz. O dönemin çocuğu bugünün orta yaş kıvamında olan Kürtler bu tarihi çok iyi bilerek yaşıyorlar. Bu yüzdende o sisteme ait değil, ondan sıyrılıp gelenler halen kendi ulusal, demokratik ve özgürlükçü statüsünü oluşturma mücadelesini yürütüyorlar.
AKP’nin yürüttüğü toplumculuk tartışması bu nedenle önemli oranda suya düşmüştür. Birde unutmadan belirtelim, Şemzînan, Gever ve Suriye’de yaşanan gelişmeler gösteriyor ki AKP, artık Kürtler için suya yazılan yazıdır. Ötesinde bir anlam taşımamaktadır.
AKP Kürdistan’da ancak suya yazı yazabilir