
Gençlik ve Spor Bakanlığının bütçesi üzerine söz alan BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık, Güney Afrika'daki kültür ve dil zenginliği ile spora yansımasını örnek vererek, "Mandela’nın tutumuyla oradaki bütün halklar spor alanında gök kuşağını oluştururlar ama bizim ülkemizde tam tersine" dedi. Hayatın her alanında ayrımcı politikaların devam ettiğini kaydeden Sakık, şöyle devam etti: "Süper Lig’de 18 takım arasında sadece Kürt coğrafyasından bir tek Elazığspor var. Birinci Lig’de 18 takım arasında sadece bir Urfa var. İkinci Lig’de 13 takım arasında, yeni, Malatyaspor’dan başka kimse yok."
MHP Milletvekili Enver Erdem'in "Sırrı Bey, Elazığ Türk coğrafyasında" ve Nevzat Korkmaz'ın "Yani neredeyse Isparta, Afyonkarahisar’ı da alıp gideceksin sessiz kalsak" itirazlarını tashih etmeyen Sırrı Sakık, konuşmasına devam etti.
Bakan cevap verdi
Bütçesine yönelik eleştirilere yanıt sırası gelen Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç, öncelikle hemşehrilerini istihdah ettiği yönündeki iddiaları "Ben milliyetçiyim ama mikro milliyetçi değilim, bölgesel milliyetçilik yapmıyorum" diye yanıtladı. Suat Kılıç, hiç onaylamadığı, kulağının çok duymayı arzu etmediği bir cümlenin Sakık tarafından gündeme getirildiğini belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Türkiye’yi birleştirmekten bahsederken, sporda bölünmenin huzursuzluk yaratacağını ifade ederken Türkiye’yi bir kere farklı coğrafyalar şeklinde zihninde bir ayrıştırmaya tabi tuttu. Sayın Sakık bilmeli ki Türkiye’de 'Kürt coğrafyası' diye bir coğrafya yoktur."
AKP sıralarından yükselen “Bravo” sesleri ve alkışlara mazhar olan Bakan Suat Kılıç, devam etti: "Türkiye’de 75 milyon insanımızın yaşadığı, 81 vilayeti kapsayan bir tek coğrafya vardır, o da Türkiye coğrafyasıdır. Başka bir arayışa girmek hiç kimsenin hakkı olarak görülmemelidir."
Baluken düzeltmek istedi
Bakan Kılıç'ın konuşmasının ardından söz isteyen BDP Grup Başkanvekili İdris Baluken, "Öncelikle Sayın Bakana şunu öneririm ben: Bu ülkedeki coğrafyanın tarihi olarak hangi adlarla, nasıl anıldığını bir araştırmasını öneririm. Eğer bunu araştırırsa 12’nci yüzyılda Selçuklu Sultanı Sencer tarafından Kürdistan vilayetinin ve Kürt coğrafyasının resmi olarak kullanıldığını görecektir. 16’ncı yüzyılda Yavuz Sultan Selim tarafından İdris-i Bitlisî’ye gönderilen mektubu yine incelemesini öneririm. Yine, ilk cumhuriyetin kuruluşunda ilk Meclis'te Kürdistan vilayetinin mebuslarının kullanıldığını kendisine hatırlatmak isterim. Burada bazı korkuları aşmamız gerekiyor. Kürt coğrafyası demekle bu ülkeyi bölme niyeti herhangi bir şekilde dışa vurulmuyor. Eğer öyle bir niyetimiz olsa, buraya gelir, her türlü bedeli ödemeye hazır insanlar olarak bunu da ifade ederiz. Bu tarz tabuları artık bu Meclis'in aşması gerektiğini düşünüyoruz. Demokratik Özerklik projemiz ortadadır, Meclis'i de bunu tartışmaya davet ediyoruz."
AKP'li terbiyesiz vekil
İdris Baluken konuşmasını tamamlarken AKP sıralarından sataşmalar başladı. AKP İstanbul Milletvekili Gülay Dalyan, "Türkiye’de bir tek coğrafya var, Türkiye coğrafyası! İster kabul edin, ister kabul etmeyin; tek coğrafya, tek vatan, tek millet! Hadi yürü!" diye bağırdı. Dalyan'ın bu terbiyesizliği AKP sıralırdan büyük alkış aldı.
Baluken, oturum yöneten Başkan'dan AKP'li vekili terbiyeye davet etmesini istedi. AKP'li vekile dönen Baluken, "Ben bu kürsüden tarihsel bir gerçekliği dile getirdim. Bu şekilde hitap etmek, hele hele bir kadın milletvekiline yakışmıyor. Ayıptır!" dedi.
Erdoğan terminolojisi
Bilindiği gibi Türk Başbakan Recep T. Erdoğan, son seçimlerin ardından "Kürt sorunu yoktur" demişti. Son olarak bünyesindeki 'Kürt kökenli'ler ile toplantı yapan Başbakan Erdoğan, "Kürt sorunu değil, terör sorunu", "Roboskî değil, Uludere" şeklinde kullanmalarını dikte etmiş, "tek millet, tek vatan, tek devlet, tek bayrak" diskurundan taviz verilmemesini istemişti.
ANKARA
Hakaretin farkına varın
BDP Hakkari Adil Kurt, Milli Eğitim Bakanlığı ve Bağlı kuruluşların bütçeleri üzerine söz aldı.
Bakanlığın seçmeli dersler konusunda övündüğünü belirten Adil Kurt, "Keşke koymaz olsaydınız. Ama hele hele bunu, Kütlerin talebini karşılamaya dönük bir argüman olarak işliyorsanız, Kürtlere hakaret ettiğinizin farkına varın. Kürtler, kendi ana dillerini öğrenme ihtiyacında değiller. Kürtler, kendi ana dillerinde eğitim yapmayı talep ediyorlar" dedi. Anadilde eğitim konusunda 3 yıllık bir cumhuriyet olan Kosova ile Federal Kürdistan'ı örnek veren Adil Kurt, şöyle devam etti: "Kosova Cumhuriyeti: İlköğretimden, hatta anaokulundan üniversiteye kadar Kosova vatandaşı tüm Türklere kendi anadillerinde eğitim yapma hakkını tanınıyor. Orada 20 bin Türk var. Üç yıllık bir cumhuriyet. 39 yıldan biz bir ders alamadıysak, bunların üç yılından bir ders alalım.
İkinci örnek Federal Kürdistan. Türkmenlerin kendi ana dillerinde eğitim yaptığı 5 tane okul var."
Güney Kürdistan'da Kürtçe, Arap ve Türkçe eğitim verildiğini belirten Kurt, ordaki üniversitelere denklik sağlanmasını istedi.
Hükümet HES hastası
BDP Mardin Milletvekili Erol Dora, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü bütçeleri üzerine konuştu.
DSİ’ye ait 600 civarında baraj olduğunu, bin 600 civarında da HES bulunduğunu ve 200 civarında HES yapımının ise devam ettiğini hatırlatan Erol Dora, "Devlet HES sahiplerine enerji alım garantisi vermektedir. İlk yatırım maliyetinin yüksek olmasına rağmen, devletçe verilen satın alma garantisi firmaların iştahını kabartmaktadır" dedi.
HES inşa eden firmaların temel korkusu olan kamulaştırma sorununun çözümünün de yine AKP Hükümeti tarafından çözüme kavuşturulduğunu kaydeden Doral, bununnasıl yapıldığını şöyle açıkladı:"Hükümet savaş durumunda başvurulmak üzere Bakanlar Kurulu'nca kullanılacak acele kamulaştırma yetkisini EPDK’ya devretmiş, EPDK da sipariş üzerine kamulaştırma kararları almaya başlamıştır. Bu kararı çok rahat alabilen şirketler de köylere ve sayısız araziyle, arsaya el koyabilmektedir. 1939 yılında çıkarılan ve 'savaş kanunu' olarak bilinen acele kamulaştırma yetkisinin çevreyi katletmeye yönelik olarak EPDK’ya devredilmiş olmasını anlamak mümkün değildir."
Ya cami ya da zindan!
BDP Amed Miletvekili Emine Ayna, Maliye Bakanlığı bütçesi üzerine söz aldı.
AKP bütçesinin savaş bütçesi olduğu yönündeki BDP tezini tekrarlayan Emine Ayna, "Haziran, temmuz aylarında 100 milyonlarca lira Kürtlerle savaşa aktarıldı yani tam 650 milyon lira. Bunun yarattığı bütçe açığını kapatmak için elektrikten doğal gaza kadar yüzde 40’lara varan zamlar…" dedi.
Yine, 2011 ve 2012’de merkezi bütçeden Kürt illerine gönderilen paylarda en yüksek oranların asker ve polis harcamalarına ayırıldığını kaydeden Ayna, şu örnekleri verdi: "Dersim’e gönderilen merkezi bütçenin yüzde 60’ı asker ve polise gitti, sağlığa sadece yüzde 7. Yine, Şırnak’a gönderilen rakamın yüzde 43’ü, Hakkari’ye gönderilen rakamın yüzde 53’ü askeri operasyonlara, siyasi operasyonlara sesini çıkaranın sesini kısmak için gaza, copa, TOMA’ya ayrıldı."
AKP bütçesinin aynı zaman zindan bütçesi olduğunu kaydeden Ayna, AKP sosyal politika olarak attığı iki somut adımı da ekledi: "Biri her yere camii yapmak, ikincisi mevcut cezaevlerini büyütmek ve yenilerini yapmak. Yani AKP’nin sosyal politikası sonucu toplumun önüne konan şey: Hiç beni sorgulama, camiye git; eğer sorgulayacaksan işte zindan."