Son günlerin önemli konularından biri AKP’nin yaptığı “Kürt toplantısı” oluyor. Toplantıyı bizzat Başbakan Tayyip Erdoğan örgütlemiş bulunuyor. Toplantıya AKP’nin Kürt milletvekilleri ile il ve ilçe teşkilatları yöneticilerinin tamamının katıldığı söyleniyor.
İlk bakışta bu toplantı yerinde ve gelişme yaratıcı bir çalışma olarak görülebilir. Ne var bunda, ülkemizin en önemli sorunu Kürt sorunu, iktidar partisi de Kürt toplantısı yapmış, demekki bu soruna çözüm arıyor denebilir. Fakat toplantıdan sızan ve basına yansıyan bilgiler durumu böyle göstermiyor.
Ülkemizin sadece en önemli sorunu değil, en temel ve her şeye yön veren sorununun Kürt sorunu olduğu doğru. Yüne kuşkusuz bu sorunu yaratan AKP değil. Fakat günümüzde ülkeyi yöneten iktidar AKP olduğuna göre, ülke ve toplumu çok çok zorlayan bu sorunu çözmekle de AKP yükümlü. AKP’ye hükümet olma görevi bunun için verilmiş.
AKP’nin Kürt toplantısının da bu temelde gerçekleştiği anlaşılıyor. Çözümünü çok yakıcı bir biçimde dayatan Kürt sorununun bu toplantıya yol açtığı ortaya çıkıyor. Kürtlerin özgürlük mücadelelerinin AKP iktidarını ne kadar çok zorladığı ve AKP’nin Kürt direnişi karşısında başarısız kaldığı görülüyor.
Kürt toplantısının siyaseten zorlanma sonucunda yapıldığı tartışmasız bir gerçek. Fakat söz konusu toplantının, bu kadar ciddi bir soruna çözüm bulmak için yapılmadığı da bir o kadar gerçek. Toplantıdan sızan bilgiler bunu gösteriyor. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın kendi Kürtlerine ince ayar vermeye çalıştığı anlaşılıyor.
Halbuki baştan beri AKP’nin izlediği Kürt politikasının yetersiz, çözüm üretmeyen, kendinden önceki hükümetlerin politikalarını aşmayan karakterde olduğu apaçık ortada. Özellikle de 12 Haziran 2011 seçimleri ardından izlediği “İmha ve tasfiye” politikasının başarısız kaldığı göz önünde. Bunları artık herkes açıkça görüyor ve söylüyor.
Bu durumda AKP’nin ne yapması gerekirdi? Hiç şüphesiz soruna çok daha kapsamlı, ciddi ve çözümleyici yaklaşması gerekirdi. Eski politikalardan ders çıkararak ve özeleştiri yaparak demokratik kardeşlik hukuku temelinde soruna çözüm araması gerekirdi. Bunun için de öncelikle yanlıştan dönmesi, başarı getirmemiş olan Kürdü inkar ve imha politikasını gerçekten terk etmesi önemliydi. İslamî yaklaşım çözüm üretmeye daha yatkındı. Son dört yıl öncesine kadar AKP’nin eli Kürt kanına fazla bulaşmamıştı. Yani isteseydi ve 2005 yazındaki yaklaşımını sürdürseydi çözüm üretebilirdi.
Ama öyle yapmadı. Devletin ve Genelkurmayın “Topyekûn özel savaş konsepti” ile uzlaştı. İktidarda kalma karşılığında Kürtlere karşı böyle bir savaş yürütmenin siyasal sorumluluğunu üslendi. Bu temelde topyekûn özel savaşı derinleştirdikçe derinleştirdi. Son Kürt toplantısıyla da AKP’nin bunu yapmaya çalıştığı, kirli özel savaşı daha da derinleştirmeye çaba harcadığı anlaşılıyor.
Toplantıdan sızan bilgilere göre, amaç BDP’den ayrı ve kendi içinde bütünlüklü hareket etmeyi sağlamakmış. Yani AKP Kürtlerinin sözü ve tutumu aynı olacakmış. “Roboskî katliamı” değil, “Uludere olayı” denecekmiş. “Kürt sorunu” değil, “Terör sorunu” dile getirilecekmiş. “Kürdistan” denmeyecekmiş. AKP’nin icraatları abartılarak anlatılacakmış. Vs…
Bunun Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ince ayar verme çabası olduğu açık. Yine çok zorlandığı için bu yola başvurduğu da kesin. Belliki bu yolla AKP Kürtleri kemikleştirilmek, AKP’nin “Kürtleri bölme politikası” derinleştirilmek isteniyor. Yine bunun AKP Kürtleri dışındaki Kürtlere karşı yeni bir saldırı hazırlığı olduğu açıkça görülüyor. Nitekim Kürt siyasetçilere karşı siyasal soykırım operasyonları artarak sürüyor.
Söz konusu toplantı üzerine tartışmalar, toplantıdan daha ilginç sonuçlara sahne oluyor. Bu durum, her şeyden önce “AKP’nin Kürtlere ne yaptığı” sorusunu gündeme getiriyor. Yine “Kürt sorunu” değil, “Terör sorunu” nitelemesi çelişkiler yaratıyor. Bu biçimde tüm Kürt toplumuna “Terörist” denmiş olmuyor mu? Başbakan geçmişte “Kürt sorunu var ve benim sorunumdur” demişti. Şimdi “Kürt sorunu yok” demek çelişki oluşturmuyor mu?
Bu soruları sorup tartışanlar şu sonuca varıyorlar: Evet geçmişte Başbakan Kürt sorunu benim sorunumdur demişti, ama on yıllık AKP iktidarı bu konuda çok şeyler yaparak sorunu çözdü, dolayısıyla artık Kürt sorunu kalmadı!.. Yani AKP’nin Kürtlere on yılda neler yaptığının tartışılması gündeme geliyor.
Sahiden AKP iktidarı on yılda Kürtlere neler yaptı? Sadece olumlu veya olumsuz pencereden bakmadan bu soruyu bütünlüklü tartışmak önem taşıyor. Çünkü tek yanlı bakış var bu alanda. AKP’nin toplum için yaptığı bazı olumlu şeyleri de inkar etmemek gerekiyor. Zaten on yıl iktidar olup da hiçbir şey yapmamak mümkün mü? Hele hele özel savaş yürütüyor olarak! Mecburen özel savaşın başarısı için ekonomik, sosyal, kültürel birçok şey yapacaksın!
AKP’liler en çok ekonomik alanda yaptıklarını öne çıkarıyorlar ve çok yatırım yaptıklarını söylüyorlar. On yıldır bölgeye belki bir sermayenin yöneltildiği, yol ve benzeri şeylerin yapıldığı bir gerçek. Fakat eleştirenler de şunları belirtiyorlar: Yönelen sermaye diğer bölgelerden fazla değil. Yine üretime dönük değil. Hep maaş ödeme, karakol ve hapishane yapımı ağırlıklı. Yani ekonomik savaş boyutlu.
Yine AKP’liler “Kürt kökenli vatandaşım” diyorlar. “İnkar ve asimilasyona son verdiklerini” iddia ediyorlar. TRT-6 ile Kürtçe yayın yapıyorlar. Bazı üniversitelerde Kürdoloji kürsüsü kuruldu. Ve en son “Kürtçe seçmeli ders” kondu. Kuşkusuz bunlar bir şeylerin yapıldığını gösteriyor. Fakat Kürt sorununu çözme amaçlı mı, yoksa “Teröre karşı mücadele” amaçlı mı, tartışma götürüyor.
1992 yılında dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, “Kürt realitesini tanıyoruz” demişti. Hatta dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş, Kürt çocuklarını Kürtçe çağırmıştı. Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal, “Federasyon da tartışılmalı” demişti. Tansu Çiller ise “İspanya modelinin araştırıldığını“ belirtmişti. Dikkat edilirse, AKP’nin bu söylemleri ilk ve tek değil. Belki biraz daha fazladır, ama o da derinleşen özel savaşın gereği olarak görülebilir. Hala “Kürt” kavramı da dahil Kürtçe hiçbir şeyin resmi kayıtlara geçirilememesine özen gösteriliyor olması, tüm yapılanların özel savaş kapsamında olduğunu ve Kürt inkarının hala devam ettiğini açıkça gösteriyor.
AKP iktidarının Kürtlere yönelik bunlar dışında yaptıkları da var. 2002’de Kürt sorunu çözümün eşiğine gelmişti, on yıldır AKP sorunu çözümsüz kıldı. 2002’de İmralı sistemi artık aşılmıştı, AKP on yıldır Kürtler için işkence olan bu sistemi sürdürdü. Hem de son beşyüz gündür “Ağırlaştırılmış tecrit” denen bir uygulamayı sürdürüyor. AKP iktidarı, Kürtlerin “Önderim” dediği PKK Lideri için hakaretamiz sözler sarf ediyor. Başbakan Tayyip Erdoğan MHP’den daha çok idamı dillendiriyor. İktidar olana kadar AKP’lilerin eline fazla Kürt kanı bulaşmamıştı, şimdi yüzlerce Kürt gencinin, çocuğunun ve kadınının kanıyla AKP’liler kirlenmiş bulunuyor. Kürtlere karşı kirli özel savaşı AKP de Evren ve Çiller yönetimleri gibi sürdürüyor. Bir Diyarbakır gezisinde 12 Eylül yönetiminin zindan uygulamasını eleştiren Tayyip Erdoğan, “Size daha büyük ve geniş cezaevi yapacağız” dedi. Dediğini de yapıyor. Tüm Kürdistan’ı cezaevine çevirdi. Onbinden fazla Kürt aydını, siyasetçisi, sanatçısı, gazetecisi, avukatı cezaevinde. Binlerce Kürt çocuğu “Taş attınız” denerek tutuklanıp hapse kondu ve kız-erkek ağır hakaretlere uğradı. Kürt kadınına ilk kez AKP iktidarı tarafından dil uzatılıp el kaldırıldı. Kürt şehirlerindeki polis terörü Gazze’yi aratmıyor. Her yerde polis gazı, suyu, boyası, copu. Kürtlerin cenazelerine bile polis saldırıyor. Başta Roboskî olmak üzere çok sayıda toplu katliam var. AKP iktidarı bunlarla da yetinmiyor, Suriye’deki Kürtlerin özgür yaşam hakkının engellenmesi için de her şeyi yapıyor. Çeteleri saldırtıyor, Kürt köylerini boşaltıyor, diplomatik engel oluşturuyor. Vs. vs…
Bu liste daha da uzatılabilir ve isteyen yeni bir şey ekleyebilir. AKP’nin Kürtlere yaptıklarını anlatırken tek yanlı olmamak ve hak yememek gerekir!..