CHP'deki bazı Kürt milletvekilleri 1990'ların başında Paris'teki Kürt konferansına davet edildiler. CHP Genel Başkanı Erdal İnönü kamuoyuna açıklama yaparak Paris'e gitmemelerini söyledi. Milletvekilleri buna rağmen gittiler. Bunun üzerine CHP onlar hakkında disiplin soruşturması başlattı. Milletvekilleri de CHP'den istifa ettiler.

CHP'deki bu istifalar Kürdistan'da bir kırılmaya yol açtı. Çünkü Kürdistan'da siyasal iklim çok değişmişti. CHP yönetimi bunu okuyamadı. 84'te başlayan gerilla çıkışı bir birikim yaratmış ve Kürdistan baştan başa serhildana kalkmıştı. Kürtlerdeki bu uyanış, canlanış ve bilinç patlaması Ankara'da karşılığını bulmamıştı. Böyle olunca Ankara'daki hesap Diyarbakır’dan dönmüştü. Kürdistan'daki tüm il ve ilçelerde CHP'nin tabelaları indirilmiş, halen de o pozisyonunu aşabilmiş değildir.

CHP'nin Kürdistan'daki bu çöküşü benzer biçimde Erbakan’ın partisinde de yaşandı. 1990'larda Erbakan MHP'nin de içinde bulunduğu bir koalisyon hükümetine girdi. Türk ırkçılığını temsil eden bir partiyle koalisyon dindar ve yurtseverliği olan Kürtlerde kabul görmediği gibi büyük bir tepkiyle karşılaştı. Kürdistan'da Erbakan büyük bir kitle ve prestij kaybına uğradı. Çok geniş bir kesim Erbakan’ın partisinden istifa etti.

Türk sömürgeciliği siyasal sistemini kurarken mutlaka Kürtleri buna dahil etmeye ve egemenliğine almaya özen gösterdi. Kürdistan'da Kürt halkının kendi talepleri ve ihtiyaçlarına göre herhangi bir örgütlenmeye gitmesine asla izin vermedi. Kürt egemen çevrelerini kendi partilerine alarak, onlar üzerinden Kürtleri sömürgeci sistemin bir uzantısı ve oy deposu olarak kullandılar. 1990'lara kadar bir fizik kanunu gibi bu işleyiş devam etti.

PKK'nin ortaya çıkışı ve direnişi, direnişin bastırılamaması ve serhildanlarla bu mutlak hakimiyet kırılmaya başladı. Doğal olarak Kürtler üzerinde yine mutlak hakimiyet kurmak için en iyi bilinen yol; zor ve katliamlar devreye kondu. 1990'lar baştan başa katliamlar, faili belli cinayetler, köy yakmalar, zorla göçertmelerle geçti. Devlet yasalarını da bir kenara bırakarak imha konseptini uygulamak için OHAL'den JİTEM’e, Hizbi-Kontra'dan koruculara kadar kirli savaşın bir Kürt ayağını kurmaya çalıştılar. Kürtler içinde bir ihanet ayağı oluşturulmadan Kürtleri yenmek mümkün değildir. Türk egemen çevreleri bunu çok iyi biliyorlar. 

Türk devletinin ajanlaştırma, hainleştirme amaç ve politikalarında herhangi bir değişim olmadı. Bugün daha etkili ve yaygın olarak işbirlikçilik ve ihanet örgütleniyor. Şimdi bunu iktidarda olan AKP eliyle yaygın biçimde örgütlemeye çalışıyorlar. AKP dini, devletin zor günü ve ekonomik kaynaklarını kullanarak Kürtleri ezmeye, bir kısmını ajanlaştırarak işbirlikçi bir Kürt ayağı oluşturmaya çalışıyor. Kürtler Ortadoğu'da güç olmaya başladıkları için artık Türkiye'nin sınırları içinde olanlarla sonuç alınamıyor. Sınır dışında da kendilerine bağladıklar ve Kürt birliğini parçalayan işbirlikçi kesimler yaratmakla meşguller.

Sınır dışında başta Başur'da KDP şahsında işbirlikçi bir politik aktör buldular. KDP'yle Türk devletinin ilişkileri eskiye dayanıyor. Daha önce onları muhatap almıyorlardı. Hakaret edip aşağılıyorlardı. Ancak PKK'nin yenilmeyip güç olmaya başlamasıyla KDP'yle farklı bir ilişkiye girmek durumunda kaldılar. Onları sürekli elde tutarak PKK'yi zayıflatma argümanı olarak kullandılar. Şimdi buna Rojava da dahil oldu. Türk devleti bölgede ve dünyada teşhir oldu, yalnızlaştı. Ellerinde kala kala KDP kaldı. KDP üzerinden Kuzey Kürdistan'da da Kürtlerin bir kısmını da kendisine bağlamak için çabalıyor.

KDP Türkiye'de teşhir olmuş, ırkçı MHP ve Ergenekoncularla birleşmiş AKP'ye destek vermekle aslında kendi mezarını kazmaktan başka birşey yapmıyor. Dikkat edilirse Kerkük Meclisi Kürt bayrağını asma kararını aldığında bölgede asıl itiraz yine Türk hükümetinden, yani KDP'nin yanında durduğu AKP'den geldi. Orada Türklerin örgütlediği Türkmenler hemen biz Kerkük'ün statüsünün değişmesine karşıyız deyip hazır provokatif bir güç olarak elde tutulduklarını göstermiş oldular.

Güney Kürdistan Irak sömürgeciliğinden, Saddam rejiminde koparıldı ama şimdi Türk devletinin arka bahçesi durumuna gelmiş. Türk devletinin sömürgesi haline gelmiş demek hiç de abartılı bir tanımlama olmaz. Güney'in her tarafına Türk askeri üsleri yerleştirilmiş, petrol boru hattı ve akışı Türkiye'ye, pazar ve ekonomi yine Türklerin eline geçmiş durumda. Güney'deki Türk varlığı ayrı bir araştırma ve yazı konusudur. Ancak AKP ile KDP'nin ne kadar gizli, karanlık ilişkilere girdikleri ve nasıl bir rol oynadıklarını gözden kaçırmamak gerekiyor.

AKP Kürtlerle savaşmak için bir savaşçı ittifaka ihtiyaç duydu. AKP tek başına bunu yapamazdı. Bu temelde MHP-Ergenekon ve Perinçeklerle ittifak gerçekleşti. Bu ittifakın tek ortak noktası Kürtlere düşmanlık ve onları ezmekti. Şimdi Türk tarihinin en ırkçı savaş blokunu bazı Kürt hainleri gözden kaçırmak ve masum göstermekle meşguller. Erbakan bile MHP ile bir hükümet kurduğu için Kürdistan'da büyük güç kaybına uğrarken, şimdi bir savaş bloku ortadayken onu cilalamaya çalışan utanmaz Kürtlerle karşı karşıyayız. 

Galip Ensarioğlu bir zamanlar PKK tabanın desteğiyle Diyarbakır odaları başkanı oldu. Şimdi de Kürt düşmanlığında yarışan AKP'nin bir silahşörü olmuş. Bir uçtan bir uca gitmek bazı ailelerin ve Kürt tiplerinin ne kadar menfaatperest olduğunun ibretlik örnekleridir. Diyarbakır’ın milletvekilleri ve belediye başkanları hapisteyken bu işbirlikçi kesim de bunlar yokmuş gibi, Türk devleti haklıydı, gerekeni yaptı diyerek basına boy gösteriyorlar. Kürt ihanetinin derin olduğunu biliyoruz. Diyarbakır, tarihi Sur yıkılırken şimdi AKP pankartlarını asıp “Diyarbakır’ı ihya edeceğiz” deyip ‘insanlık’larını nasıl kustuklarını gösteriyorlar.

İhaneti bu kadar açık ve sınırsız yapmayı göze alanlar bu dünyanın sadece çıkarlardan ibaret olmadığını ve sömürgeciliğin ilelebet egemen olamayacağını göreceklerdir. Ayrıca hiç bir çıkar ihaneti bu kadar gözü kara yapmayı gerektirmiyor. Kimse AKP ve Türk ırkçılığının kanlı yüzünü gizleyemez. Hiç bir hain Kürt, Türk faşizmini temize çıkaramaz. Bunu yapamaya kalkanlar bilsinler ki, Türk ırkçılığının suç ortağı olacaklardır. Kürdistan'da rahat ve bolluk içinde yaşayamayacaklardır. İstedikleri kadar Erdoğan’ın kurmak istediği diktatörlüğe, faşizme evet desinler, referandum için bu ırkçı bloka dahil olsunlar, Kürt halkı ihaneti cevapsız bırakmayacaktır.