
Demokratik Toplum Kongresi (DTK) ülke dışındaki deneyimlerin de paylaşıldığı ve akademisyenler ile siyasetçilerin katıldığı ikinci bir çalıştay düzenleyerek Demokratik Özerkliğin bütün boyutlarını masaya yatırdı.
Demokratik Toplum Kongresi tarafından ikincisi düzenlenen Demokratik Özerklik Çalıştayı, Bağlar Belediyesi konferans salonunda yapıldı. Hafta sonu yapılan çalıştaya; DTK Eşbaşkanı Aysel Tuğluk, BDP Bingöl Milletvekili İdris Baluken, BDP Batman Milletvekili Ayla Akat Ata, BDP Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu, BDP Muş Milletvekili Demir Çelik, Ağrı Milletvekili Halil Aksoy, Queen's Üniversitesi'nden Ephrahim Nimni, Barcelona Özerk Üniversitesi'nden Ricard Vilaregut Saez, Sinn Fein Başkan Yardımcısı Raymond McCartney, Bask Ülke Üniversitesi'nden Francısko Letamendia Belzunce, Ramallah'tan Habash Fahad, emekli MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, Yazar Ferda Koç, Yazar Metin Yeğin, Prof. Mesut Yeğen, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan, ÖDP Genel Başkan Yardımcısı Sema Solaklı, ESP Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, SDP Genel Başkanı Yeşim Ergün, Diyarbakır Baro Başkanı Av. Emin Aktar ve STK temsilcileri katıldı.
İmha ve inkar politikası bu hale getirdi
Açılış konuşmasını yapan DTK Eşbaşkanı Aysel Tuğluk, dönemin Kürt sorununun çözümüne ilişkin muazzam bir basınç uyguladığını belirterek, şöyle devam etti: "Artık karnımızdan konuşmanın manası yok. Kürt sorunu, bir halkın kimliğinin inkar edilip statüsüz bırakılması sorunudur. Peki bu noktaya nasıl gelindi? Nasıl oldu da modern ulus-devletlerin inşa edildiği bir süreçte, günümüzde yaklaşık 40 milyonluk bir nüfusa sahip olan Kürtler, en büyük devletsiz halk konumunda bırakıldı? 12 Eylül rejimiyle birlikte sokakta Kürtçe konuşmak yasaklanmış, köy ve yer isimleri zorla Kürtçeden Türkçeye dönüştürülmüş, yıllarca insanların Kürtçe müzik dinlemeleri, Kürtçe okumaları, Kürtçe yazmaları ve Kürtçe düşünmeleri yasaklanmıştır! Kürt sorununun çözümsüzlüğü nedeniyle yaşanan çatışmalarda 40 bine yakın insan yaşamını yitirmiş, onbinlercesi sakat kalmıştır. Milyarlarca dolar heba edilmiş, doğa tahrip edilmiş, toplumda ağır travmalar yaşanmıştır. Binlerce köy boşaltılmış, yaklaşık 3 milyon kişi göçe zorlanmıştır. İmha siyaseti siyasal soykırıma meylederken, inkar siyaseti de Kürt sorununun bu kez tanınıp ve fakat yanlış tanımlanmasıyla esasen devam etmektedir."
Dolayısıyla önce sorunun, güvenlikçi ve devletçi mantıktan çıkartılarak doğru bir biçimde tanımlanması, ardından bu tanım temelinde çözüm yollarının aranması gerektiğini vurgulayan Tuğluk, "Çözümümüzü de radikal demokraside görüyoruz. Bizim çözüm projemiz radikal bir demokrasi projesi olan Demokratik Özerkliktir" dedi.
Demokratik özerkliğin temel iki kaygısı olduğunu savunan Tuğluk, şunları söyledi: "Bunlardan birincisi ulus-devlet ile kapitalist modernite arasındaki ontolojik zorunluluğa dikkat çekerek, bu bağa muhalefet etmek. İkincisi ise komünal bir özyönetim esprisiyle toplumla siyaseti yeniden gerçek anlamda buluşturarak, siyasal olana itibarını iade etmek, siyasetin özgürleştirici fonksiyonunu bütün kurumsal altyapısıyla muhtemel kılmak."
AKP'nin çözüm önerisi yok
Tuğluk, gerçek anlamda yeni bir anayasa istediklerini ve bu süreci desteklediklerini kaydederek, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Biz Demokratik Özerklik projesini öneriyoruz. Peki AKP ne öneriyor! Çözüm modeli var mı? Yeni anayasa yapım süreci gündemdeyken AKP bu anayasada Kürtlere ne vaat ediyor! Biz gerçekten yeni bir anayasa istiyoruz, gerçek anlamda yeni bir anayasa yapma sürecini destekliyoruz! Yeni anayasa tartışmalarının bencil iktidar hırslarıyla başkanlık sistemine sıkıştırılıp hedef şaşırtılması ve Kürt sorununun anayasal çözümünün tekrardan ertelenmesi kabul edilemez. Yapılacak anayasa gerçekten yeni bir anayasa olacaksa, devlet ile Kürt halkı, devlet ile toplum arasındaki hukuk, demokratik bir biçimde yeniden tanımlanmalıdır. Mevcut 1982 Anayasası'nın dibacesindeki ifadelerde net bir biçimde dillendirilen paternalist zihniyet, demokratik çoğulcu bir topluma zinhar izin vermez."
Artık cin şişeden çıktı
Tuğluk, artık devletin bu toplumun babası olmadığını, toplumun da devletin evladı olmadığını belirterek, konuşmasına şöyle devam etti: "Ne devlet bu toplumun babasıdır, ne de bu toplum o devletin evladıdır! 1982 Anayasası'nda yer alan dibacenin ne ruhu ne de lafzı, oluşturulacak anayasa gerçekten yeni bir anayasa olacaksa asla yer almamak zorundadır! Biz gerçekten yeni bir demokratik anayasa yapım sürecini destekliyoruz. Ancak değişmez maddelerle dondurulmuş ve elektrikli tellerle çevrilmiş bir anayasa ne kadar yeni olabilir. Herkesi Türk olmaya zorlayan 66. maddenin lafzını ve ruhunu koruduğu bir anayasa ne kadar yeni olabilir. Eğer yeni anayasa gerçekten yeni olacaksa, demokratik özerkliğin ülkenin her bir yanında kurumsallaşmasının önünü kapatacak hükümlere değil, aksine toplumun radikal demokratik dönüşümüne fırsat tanıyacak eşitlikçi bir ruha sahip olmalıdır. Yeni anayasa, gerçekten yeni bir anayasa olacaksa, bu anayasada Kürtlerin statüsü sorunu mutlak bir surette çözüme kavuşturulmalıdır! O halde artık cin şişeden çıkmıştır! Mademki Kürt sorunu ülkenin en büyük sorunudur diyorsun, o halde bu büyük sorunun çözümü de ülkenin yasal düzenini belirleyen bir metin olan anayasada yer almalıdır! AKP Kürt sorununun çözümü bir yönetmelik sorunu değil, bizzat bir anayasal sorun olduğunu görmelidir."
Basına kapalı sürdü
Aysel Tuğluk'un konuşmasının ardından basına kapatılan Çalıştay, 2 gün sürdü. Çalıştay'da Yeni Anayasada Demokratik Özerklik, Çözüm Modeli Olarak Demokratik Özerklik, Demokratik Özerklikte Kadın, Demokratik Özerkliğin Siyaset Boyutu, Demokratik Özerkliğin Sosyal Boyutu, Demokratik Özerkliğin Kültür Boyutu, Demokratik Özerkliğin Ekonomi Boyutu, Demokratik Özerkliğin Ekolojik Boyutu tartışıldı. Bask ve Katalan bölgelerinden katılanlar, özerklik deneyimlerini paylaştı.
AMED