
Paris’teki Charlie Hebdo adlı mizah dergisinde yapılan katliam tam anlamıyla faşist karakterdedir. Hiçbir gerekçeyle açıklanmayacak bir katliamdır. Farklı inanç, kimlik ve düşünce sahiplerine yapılan kin ve öfkenin yarattığı bir katliamdır. 21. yüzyılda hala farklı kimliklere, inançlara tahammül etmemek tam bir gericiliktir. Aynı gün Boko Haram örgütü Nijerya’da birçok köyü yerle bir edip iki bin insanı katlediyor. Son zamanlarda İslam maskeli bir faşizm insanlığın kanını donduracak katliamlar yapıyor. Bu katliamlarla insanlığı sindirip teslim alacaklarını hesaplıyorlar.
Bu faşist örgütlerin en kanlı yüzü Irak ve Suriye’de görülmüştür. Rojava Devrimine, Şengal’e ve Güney Kürdistan'a vahşice saldırmışlardır. Kürtlere saldırma tamamen Arap milliyetçiliğinin Kürt düşmanlığıyla ilgilidir. Böyle olmasa neden Rojava Devrimi ve Şengal’e saldırsınlar? Kürtler hiç kimseye saldırmamıştır; sadece kendi şehirlerini, kasabalarını, köylerini ve vatanlarını koruyorlar. Hiç kimseye de düşmanlık beslemiyorlar. Ama buna rağmen Kürtlere iki üç yıldır saldırıyorlar, şehirlerini, kasabalarını yerle bir ediyorlar. Bu saldırılarda zerre kadar bir haklılık yoktur; sadece Türk devleti, AKP Hükümeti ve kendine İslam maskesi takmış örgüt ve gruplar bu saldırıları destekliyor ve seviniyorlar.
Birkaç gün önce Paris’te bir mizah dergisine yapılan saldırı da bu tür saldırgan ve faşist zihniyetlerin ürünüdür. Tamamen sivillere yapılan bir saldırıdır. Bu saldırıya dünyada en fazla sevinen devlet Türkiye’dir; AKP Hükümetidir. AKP Hükümeti "Kınıyoruz" diyor ya, tamamen yalandır. Bu eylemlerden sonra Erdoğan, Davutoğlu başta olmak üzere Türk devlet yetkilileri zil takıp oynamışlardır. "Bizim elimiz güçlenir, birçok devlete daha etkili şantaj yaparız" hesabıyla sevinmişlerdir. "Acaba bu durumdan yararlanıp PKK'yi tasfiye edebilir miyiz, Rojava Devrimini dağıtabilir miyiz, Kobanê’yi düşürebilir miyiz" hesabı içine girmişlerdir. Dünyanın en alçakça hesaplarını ve pazarlıklarını yapmaktadırlar. Zaten AKP yandaşı basın takip edildiğinde Paris’taki faşist saldırılardan kendilerine yarar sağlama peşinde oldukları görülür. Tam olarak mezar soyguncuları gibi hareket etmektedirler.
Türkiye IŞİD'i şantaj olarak kullanıyor
AKP'nin Bakanları, Milletvekillerinin "Biz teröre karşıyız, terör konusunda en fazla tecrübe bize aittir, senin terör örgütün kötü, benimki iyi olmaz, terörizmle mücadelede biz de varız" gibi cümlelerle aslında terörizme karşı mücadeleden ne anladıkları ortaya çıkmaktadır. Var yok PKK ve Rojava Devrimi! Eğer Rojava Devrimini boğma ve PKK'yi tasfiye etmede Türkiye'nin yanında yer alınırsa, Türkiye de terörizme karşı mücadelede kendilerine destek verirmiş! Aylardır Suriye’de, Irak'ta IŞİD’e karşı oluşan koalisyonla yaptığı pazarlığı Paris katliamından sonra yeniden ısıtıp Fransa’nın, Avrupa’nın ve ABD'nin önüne koyuyor. Nasıl ki 1990’lı yıllarda yürüttüğü kirli savaşta PKK düşmanlığı yapmaları karşılığında Türkiye'yi pazarladıysa, şimdi de kendini Kürt düşmanlığı yapacak herkese pazarlamaya çalışıyor. Tam bir siyasi fahişe gibi ortalıkta dolaşıyor. Ondan sonra da Kürt sorunundan ve çözüm sürecinden söz ediyor. Bu zihniyette olan, şantajı siyaset tarzı yapan bir Hükümet demokratik zihniyette olamaz. Demokratik zihniyette olmayanların da herhangi bir sorunu çözmesi mümkün olamaz.
Ortadoğu'da İslam maskeli faşizmin koruyucusu, hamisi ve destekleyicisi kesinlikle Türkiye’dir. Türkiye, IŞİD ve benzeri örgütleri halklara ve siyasi güçlere karşı şantaj aracı bir oluşum olarak kullanmaktadır. Türkiye IŞİD gibi örgütlerin destekleyicisi ve besleyicisi olarak görülmezse, Türkiye bu konuda cezalandırılmazsa faşist IŞİD saldırıları da, El Kaide saldırıları da devam eder. Hangi güç IŞİD’e karşı mücadele etmek istiyorsa Türkiye'ye tutum almalıdır. Türkiye Ortadoğu'da bütün siyasi ve diplomatik araçlarını, imkanlarını kaybetmiştir; elinde kala kala IŞİD kalmıştır. Bu şantaj aracını Türkiye'nin elinde patlatmak, Türkiye'ye yedirmek gerekmektedir. Eğer hala bu güçleri Türkiye'nin desteklediği ve ayakta tuttuğu anlaşılmamışsa, ya Türkiye'yi tanımayan çok apolitik bir tutum vardır, ya da IŞİD saldırılarından AKP gibi yarar umulmaktadır.
AKP'nin İslamofobi olmasın, şu olmasın, bu olmasın diyerek bu saldırıları gerekçelendirmesi bile nasıl bir karakterde olduğunu göstermektedir. Bir gün bile Kürtlerin serhıldanlarını ve meşru direnişini anlamayan Türk devleti ve AKP Hükümeti dünyaya "bu saldırıları anlayın" demektedir. Bu bile AKP'nin dünyaya yaptığı şantajdır. AKP'ye sorarlar, IŞİD’in Şengal’e saldırısını nasıl anlayacağız? Yoksa onlar dinsiz, imansız Yezidiler’dir, hak etmişler diye mi izah yapacaktır?!
IŞİD’in saldırılarını meşrulaştıracak hiçbir gerekçe yoktur, olamaz. Hitler’in ülkelere saldırarak 30 milyondan fazla insanın ölümüne yol açması nasıl ki hiçbir gerekçeyle izah edilemezse! Toplumlar meşru savunma yapabilirler. Direnişin de haklı gerekçeleri olur; ama bunun da bir ahlakı ve vicdani ölçüleri olur. Bu saldırıların ahlak ve vicdana sığan bir yanı var mıdır? IŞİD ya da benzer örgütlerin saldırılarında bunları aramak, bulmak mümkün değildir. O zaman, bunları anlayalım demek, saldırıları meşrulaştırmak, yeni saldırıları cesaretlendirmek olur.
El Nusra Türkiye için bir köprüdür!
AKP Hükümeti, insanlık tarihinin en çirkin, tehlikeli şantajını yapmaktadır. Kürt düşmanlığı bu konuda da gözünü karartmıştır. Hiç kimse, hiçbir güç "Bu kadar da olmaz" dememeli. Türk devleti, Kürt düşmanlığı ve PKK'yi tasfiye etmek için her türlü çirkin ve insanlık dışı işin ve katliamın içinde yer alır. Bir PKK’liyi öldürmek için Roboski’de 34 çocuğu ve genci katleden bir zihniyet her şeyi yapabilir. AKP Hükümeti, eğer Kürt Özgürlük Hareketi'ni ezmede yardımcı olacak ve PKK'yi tasfiye edecekse eli kanlı her türlü faşist örgütü destekler. Dünya bile karşı çıksa Türk devleti ve AKP Hükümeti bu tür örgütleri besler, büyütür ve insanlığın başına bela edebilir. Bu devletin Kürt düşmanlığı her türlü acımasız katliamı da, zulmü de yaptıracak karakterdedir. Türk devletinin bu karakterini anlamayanlar, bu devletten hiçbir şey anlamayanlar ve kendini kandıranlardır.
AKP IŞİD’i de destekliyor, Hüda-Par’ı da, El Nusra’yı da! Geçen gün bir AKP’li "El Nusra’yı IŞİD’le bir görmeyin" diyordu. El Nusra, Türkiye'nin IŞİD’le arasındaki köprü haline gelmiş. Şimdi IŞİD çok teşhir olunca işlerini daha çok El Nusra üzerinden görüyor. Türkiye tüm dünyayı neredeyse ölümü gösterip sıtmaya razı etmek istiyor.
AKP zihniyeti altında Türkiye ve Ortadoğu'da her türlü katliam olur. Mezar evler ve yüzlerce faili meçhul cinayetten sorumlu bir cinayet şebekesi bile şimdi Türkiye halklarına sevimli bir varlıkmış gibi pazarlanmaya çalışılıyor. Kırmızı şapkalı kız hikayesinde kurdun ihtiyar nine rolüne girmesi gibi Hüda-Par da şimdi AKP'nin sevecen çocuğu olmuş. Yaşar Büyükanıt’ın "İyi Çocukları" da şimdi Hüda-Par’lılar olmuş. Suriye’de de El Nusra AKP'nin "İyi Çocukları" olmuş.
AKP çevrelerinde zihniyet değişikliği yoktur. Sivas’ta Madımak katliamına 1993 yıllında nasıl yaklaşmışlarsa şimdi de aynı zihniyet ve yaklaşım değişmemiştir. Onlara göre Madımak, kendi zihniyetinde olanların katliamı değildir; devlet provokasyonudur. Peki, neden o provokasyona geliyorsunuz? Binlerce insan Madımak etrafında neden ölüm dansı yapıyor? Neden Aleviler hedef gösterildiğinde birileri hemen baltasını, sopasını, silahını eline alıp Alevilerin üzerine yürüyor? Bunun cevabı açıktır, farklılıklara tahammülleri yoktur. Aleviler kefere, dinsiz ve katli vacip görülmektedir. IŞİD, Suriye’de nasıl ki Alevileri yakaladığında kesiyorsa, Êzîdîleri öldürüyorsa, kadınlarını köle yapıyorsa, Türkiye'de de AKP zihniyetinde olanlar hala Alevilere böyle bakıyor. Madımak için hala bir özeleştiri yoktur. Devlet provokasyonu denilerek işin içinden çıkılıyor. Ama sonra da Madımak’ın failleri mahkemelerde AKP zihniyetinde olanlar tarafından savunuluyor. Bu durumda "Devlet provokasyonu tezini gel külahıma anlat" derler. Madımak için bin bir türlü provokasyon tezi üretenler hiçbir zaman bir özeleştiri vermeyi akıllarına getirmiyorlar. İşte bu zihniyette olanlar içten içe Paris’teki katliama da seviniyorlar.
Yarın Hüda-Par ya da başka bir sapkın örgüt bir yerde cinayet işlerse ve katliam yaparsa hemen ona da bir kılıf bulurlar. Şöyle olduğundan onlar öyle yapmıştır derler. Uydurma, binbir türlü gerekçe bulurlar. Yaşar Kaplan diye bir yazar çıkmış; Kürtlerin Hizbulkontra, İslami kesimlerin Hizbul vahşet dediği, şimdi kendilerine Hüda-Par denilenlere övgü dizmiş. Türkiye'nin derin güçlerine de; Türkiye'nin birliğini Hüda-Par sağlar, yani Kürtlerin Özgürlük Mücadelesi'ni Hüda-Par tasfiye eder, aklı veriyor. Yani şu anda da 1990’lı yıllardaki gibi bu örgütü kullanmalıyız, diyor.
Paris’teki mizah dergisi katliamı bunları ortaya koymayı gerekli kılmıştır. Böylece AKP Hükümetinin "Paris’teki katliamı kınıyoruz, terörizme karşıyız" sözleri de anlam kazanıyor ve yerli yerine oturuyor.
AKP zihniyeti katliam üretiyor
AKP ve Türkiye'de kendine İslamcı diyen kesimler IŞİD ve Hüda-Par gibi cinayet şebekelerine tutum koymazsa bu tür çeteler çıkmaya devam eder. Çünkü mevcut durumda kendine İslami diyen kesimler bu saldırılara hoşgörüyle yaklaşmaktadır. IŞİD gibi örgütlere karşı tüm İslam alemi, İslami örgütler açıkça ve samimi bir tavır almazlarsa, istenen bir tutum gelişmezse bu katliamlar devam eder. Ne yazık ki şu anda gerekli tutumu koyma çok zayıftır. Sanki tavır koyarlarsa kötü bir şey yapmış olacaklarmış gibi bir ruh hali vardır. Bu cesaret ortaya konulmuyor. Konulmadığı müddetçe de bu tür katliamlar şurada, burada karşımıza çıkacaktır.
Eğer İslami gruplar ve kesimler üzerindeki töhmeti kaldırmak istiyorlarsa bu tür katliamlara kem küm etmeden açık tavır koymalıdırlar. Şimdi de "İslamofobi" denilen bir kavramla bunlar meşru gösteriliyor. Aslında "İslamofobi" esas olarak da AKP'nin üzerinde politika yaptığı bir kavramdır. Sık sık dillendirerek sanki İslam’ı savunuyormuş gibi birçok grubu ve toplumu farklı inanç ve dinlere karşı kışkırtmaktadır.
"İslam’da böyle terör yok" diyenler bu katliamlara açık tavır almalı, demokrasi güçlerinin yanında yer almalıdırlar. Yoksa bu kavramlarla kendilerini temize çıkaramazlar. Tabii ki inançlı insanların, kültürel İslam’ın, toplumsal bir kültür haline gelmiş İslam’ın bu tür katliamlarla işi olamaz. Ancak İslam’ı iktidar aracı kılanların, halkın inançlarını ve kültürünü istismar edenlerin, iktidar ve devlet olmak isteyenlerin bu katliamlarla bağı vardır. Yani iktidarcı, devletçi ve İslam’ı toplum üzerinde bir hakimiyet kurma aracı haline getiren bir kesim din eliti bu katliamlarla ilişkilidir. Bu açıdan kültürel İslam’la, toplumsal İslam’la, iktidarcı-devletçi olmayan ahlaki-politik İslam’la bu katliamcı grup ve çevrelerin ayrışması gerekir. Ancak mevcut durumda kol kırılır yen içinde kalır misali katliamlara karşı açık bir tutum yoktur. Önleyecek bir tutum yoktur. Bu nedenle AKP ve benzer çevrelerin "Her türlü terörizme karşıyız" söylemleri inandırıcı olmamaktadır. Çünkü bu tür katliamları üreten zihniyet Türkiye'de AKP ve çevresindeki zihniyettir. Başka ülkelerde de benzer zihniyetler bu tür katliamların zemini ve destekçisi olmaktadırlar.