7 Haziran'daki parlamento seçimi Kürtler kadar, siyasal İslam için de bir dönemin sonu olacaktır. Toplumsal kabul açısından Kürtler, demokratik disiplin konusunda da İslamcıların düşüşü beraber anılacaktır. Türkiye’de sivil siyasetin devlet karşında ölümcül yara almasının son örneği olan Suruç saldırısı da bu düşüşün sembolü olacaktır. Bir taraftan Kürt sorunun örgütlü direnci, diğer taraftan AKP nin salt kendi iktidarı hesabı, Cumhuriyet projesininde kaderini tayin edecektir. Mevcut sistemde rakip olan Kürt, İslamcı ve Kemalist kanatların bu virajda atacağı her yanlış adımsa, siyasi geleceklerine mal olacaktır. Ancak çelişkinin büyüğü AKP patentli dini kesimlerde yoğunlaşacağı yönünde. Keza İslamcı kanat, onca yıllık teorik deneyim ve oniki yıllık iktidar buluşmasını Kürt sorunu karşısında yitirmek üzere.

 İslami kesimin Kürtlerle ilişkisi, Kemalistlerin ilişkisinden hem insan kaynakları, hem de dini tasavur bakımından hep farklı oldu. Özellikle RP ve AKP kadrolarının muhalif söylemi Kürtler içinden daima alıcı bir sınıf buldu. Bu da pekçok İslamcı yapı için; Kürtleri din tadında devlete bağlı tutmanın, kitlesel, milli ve dini gerekçesi oldu. Hatta İslamcılarla Kemalistlerin egemen kalma arzusu bu sınıfın üzerinde ilerledi. Bu konuda devlet ve İslamcı vakıfların Kürdistan'da blok davranışları, Hizbul-kontra çeteleşmesinin milli proje olarak palazlanmasından bilinir. AKP'nin iktidara taşınma süreci ile bu bloğun karanlık işleri törpülenerek, sivil toplum ağları yenilenerek, yedek güç olarak konumları görünür kılındı. Öyle ki devletle hükümetlerin sözde uygulamalarını aklamak, bu sivil dini örgütlerin özel yetkisi oldu. Bunun son somut telafuzunu, çözüm sürecinde “devlet heyeti” tezinde görmek mümkün. Siyasal gidişata göre kullanılan sorumluluğu dağıtma algısı tipik İslam devşirmeciliğinin duruma göre rol oluşturması olarak da tanımlabilinir.

Bu açıdan AKP'nin seçim sendorumu aynı zamanda İslamcı algıların Kürdi dünyada etkisiz olmaya başlamasının da krizidir. Koalisyon ve başkanlık üzerinden tarif edilmeye çalışılsa da, siyasal bir sonuç olarak, devlet destekli dini harcamaların Kürtler nezdinde itibarını yitirmesidir. Bu kaygıyla olmalı ki hükümet, IŞİD sarmalına yakın durmaktan imtina etmiyor. Keza modern ölçekli özgürlükler dünyasında AKP'nin artık hiçbir politik cazibesi kalmadı. Yolsuzluk ve anayasal sapmalarla geleneksel devletçiliğe dönüş yapan AKP'nin mevcut durumda çözümleyici olması, İran ve batının anlaşmasıyla da zora girmiştir. 

 Erdoğan ve AKP'nin yeniden milliyetçi ve milli birliğe dümen kırmaları aslında AKP ve İslamcı kutupların paradigma oluşturma hayallerini bir süre daha devlet kapısında pazarlama ve kredi arama telaşından öteye geçmiyor. Siyasal dengelerin, merkezi devlet ve İslamcı otoriterliğin aleyhine, Kürtler eliyle dönüşüme başladığının farkındalar. Bölge ve Kürdistan'daki  İslam periferisinin küresel yarışta daraltılması, siyasal hayatın da revizesi anlamına tekabül eder. Bu açıdan Müslüman Kardeşler, Hamas ve AKP örneklerinin İslamı iktidar deneyimlerinin yapısal olarak da çözülmeye başlamaları tesadüf olamaz.

AKP'nin seçim öncesi ve sonrası yolsuzluk, otoriterleşme fasıllarını bir yana iterek Kürt siyasetini şiddetle tahriki ve siyasetçisini hedef alması bu çözülmenin elden geldiğince ertelenmesi adınadır. Keza ergenekon süreci ile Kemalizme yenilen AKP'nin, Kürtlerin bölgesel yükselişi karşısında içte ve dışta şiddet dışında deneyebileceği hiçbir şeyi yok. Zira seçimler devam edecek.