Kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri ile dolu gazete sayfaları ve televizyon ekranları, cins kırımının Türkiye’de geldiği noktayı gözler önüne sererken, gelinen noktada kadın örgütlerinin yıllardır dile getirdiği kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve kadın cinayetlerinin durdurulması, yeni keşfedilmiş gibi topluma sunuluyor. Geç de olsa yaygın medyanın kışkırtan başlıklardan çıkarak, sorgulayan bir konumda haber yapması olumlu bir gelişme gibi görünüyor. Ancak burada konunun özellikle iktidar tarafından yanlış noktadan ele alınması, ‘Zihniyette kadını aile dışında tanımlamayan çözümler zinciri ne kadar başarılı olur’ sorusunu akıllara getiriyor.
 
‘Sığınma evi açılımı!’

Hemen hemen her 5 saniyede bir kadının şiddete uğradığı ve günde 5 kadının en yakınındakileri tarafından öldürüldüğü Türkiye’de, kadın örgütlerinin en önemli taleplerinden biri de sığınma evleri. Anayasal,yasal, toplumsal çözüm diye üç başlıkta formüle edilen kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusunda en önemli duraklardan biri; kadın sığınma evleri. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile kadını aileye mal eden bir anlayışla, son 7 yılda kadına yönelik şiddetin yüzde bin 400 artmasına neden olan AKP’nin taze Bakanı Fatma Şahin’in icraatlarından birinin de, kadın sığınma evleri olacağı duyuruldu. Ve bu kamuoyuna „Sığınma evi açılımı„ olarak duyuruldu.
 
Yasalar bile uygulanmıyor

Önleyici tedbirler arasında kadınların yıllardır dile getirdiği sığınma evlerinin yeni bir şeymiş gibi gündeme getirilmesi, „Bugüne kadar aklınız neredeydi“ sorusunu getirirken, bir diğer soru ise „Zaten Yerel Yönetimler Yasası’nda var olan, nüfusu 50 bini aşan her yerleşim biriminde sığınma evi yapılması gerekir“ maddesinin bugüne kadar neden uygulanmadığı.
 
‘İstanbul tam bir uçurum’

Avrupa ülkelerinde şiddetin önlenmesinde önemli bir durak olarak görülen sığınma evleri, Türkiye’de kadınlar her gün ölürken bir zorunluluk değil, „lüks“ olarak algılanıyor. En büyük metropollerden ve hemen hemen her gün bir kadının cinayete kurban gittiği İstanbul’da toplam sığınma evi sayısı 20’yi bulmuyor. Yani 15 milyonluk kentin yarısının; yani 7 buçuk milyonun kadın olduğunu varsayarsak, ortaya çıkan rakam uçurumu gözler önüne seriyor. Aynı durum diğer kentler içinde geçerli. Diğer büyük şehirlerde bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az sığınma evi var.
 
‘Kadınlar 650 sığınak alacaklı’

2009 verilerine göre Türkiye’de toplam sığınma evi sayısı yerel yönetimler, sivil toplum örgütleri ve SHÇEK’e bağlı olmak üzere 50’yi geçmiyor. Toplam nüfus 70 milyon ve bunun yarısı; yani 35 milyonu kadın.
Bu rakamı 50 bine böldüğümüzde kadına yönelik şiddeti önlemek için sadece bir adım olan sığınma evlerinin sayısının 700’den fazla olması gerekiyor. Var olanı düştüğümüzde insan hayatını bir kenara bırakıp kaba bir istatistik hesabı yaptığımızda bile kadınlar, devletten 650 sığınak alacaklı.
 
‘Diğer açılımlara benzemesi kaygısı’

Kadına yönelik şiddetin önlenmesi göstermelik değil, gerçek adımların atılması için öncelikle 650 sığınağın temelinin atılması gerekiyor.
Yıllardır kadın sığınma evleri için mücadele eden kadınlar AKP’nin „Sığınma evi açılımı“nın diğer açılımlar gibi içinin boş olduğu konusunda kuşkulu olduklarını belirtiyor. Kadınlar „Hala öldürülüyoruz, açılım değil, icraat bekliyoruz“ diyor. n İSTANBUL