
Avrupa Birliği (AB) ülkeleri, milyonlarca insanın mülteci olmasına neden olan savaşları bitireceklerine, ‘’savaştan kaçan insanları topraklarıma nasıl sokmam“ın derdine düşmüş durumda. Bu çerçevede AB, 7 Haziran’da Türkiye’de yapılan seçimleri tanımayıp defacto bir darbe yaparak seçimi tekrarlatan ve çözüm sürecini bitirerek Kürtlere karşı savaş konseptini yeniden devreye sokan Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile masaya oturdu. Pazarlığı sürdürmek için 18 Ekim’de AB’yi temsilen İstanbul’a giden Almanya Başbakanı Angela Merkel ise mültecilerin Türkiye’de tutulması karşılığında Ankara’ya mali yardım, vize kolaylıkları ve AB üyelik sürecinde yeni fasılların açılmasını taahhüt etti. Merkel’in ‘’Erdoğan’a seçim hediyesi“ olarak görülen ziyaretine ve Türkiye ile anlaşma yapılmasına baştan beri karşı olan Alman Sol Parti’nin (Die Linke) Milletvekili Ulla Jelpke ile mültecilerin Türkiye’de tutulması karşılığında Erdoğan’a verilen tavizler, 1 Kasım seçimlerinin olası sonuçları, HDP’nin Meclis’te olmasının önemi ile, AKP ve Erdoğan’ın eleştirilen politikaları konusunda söyleşi yaptık. İşte sorularımız ve Jelpke’nin yanıtları.
Almanya Başbakanı Angela Merkel’in seçimlere iki hafta kala Türkiye’ye yaptığı ziyaret, ‘’Erdoğan’a seçim desteği“ olarak görülüp çok eleştirildi. Siz ne dersiniz bu konuda?
Biz de sayın Merkel’in Türkiye ziyaretini çok sert eleştiriyoruz. Merkel, muhalefet patilerinden ne HDP ne de CHP ile görüştü. Benim tahminime göre bu görüşmede şu pazarlıklar oldu: AB, Türkiye’den mültecilerin Avrupa’ya girişini engellemesini istedi. Bunun karşılığında Erdoğan da bilinen isteklerinin yanında Merkel’e diğer muhalif liderlerle görüşmeme şartı koştu. Böylece Erdoğan, tartışmalı pozisyonunu meşru hale getirmeye çalıştı.
Savaşın sürdüğü Türkiye ‘güvenli ülke’ yapılamaz
Erdoğan rejimi aslında insanların mülteci olmasının sebeplerinden bir tanesi ama birdenbire AB ve Merkel tarafından ‘kurtarıcı’ olarak görülmeye başlandı. Bu değişikliği neye bağlıyorsunuz?
Bana göre de Erdoğan, mülteciliğin sebeplerini oluşturanlardan biridir. Kendi ülkesinde Kürtlere karşı barbar bir savaş yürütüyor. Bölgedeki çok sayıda şehir asker ve polis tarafından işgal edilmiş durumda. Kürdistan’daki işgal edilmiş o bölgelerin seçime katılması engelleniyor. Eğer Erdoğan bu iç savaş politikasını devam ettirirse, daha çok insan yaşadığı yeri terk edip mülteci olmak zorunda kalacak. Ve yeni mülteciler artık Türkiye’den gelecek. Ama tüm bunlara rağmen AB ve Ankara arasında yapılan pazarlıklarda, Türkiye mülteciler için ‘güvenli ülke’ olarak onaylanmaya çalışılıyor. Bu konuyla ilgili Federal Parlamento’ya defalarca soru önergesi verdim ama şimdiye kadar Alman hükümeti açıklayıcı bir pozisyon almadı. Henüz Türkiye’ye ‘güvenli ülke’ statüsü verilmedi ama bu olursa kesinlikle skandal olur. Bunun sonucu, yıllardır Almanya’da yaşamasına rağmen halen Alman vatandaşı olamayan Türkiyeli mültecilerin sınırdışı edilmesi olur.
Erdoğan AB’den aldığı parayı mülteciler için kullanmayacak
İnsan hakları organizasyonlarının Türkiye’deki mültecilerin durumuyla ilgili onlarca raporu var. Bu raporların hemen hepsinde Türkiye’deki mültecilerin çok kötü koşullar altında yaşadığı dile getiriliyor. Eğer Türkiye ‘güvenli ülke’ statüsüne alınırsa bu kötü koşullar da onaylanmış olmayacak mı?
Türkiye’de mülteciler için iki sınıf sistemi var: Biri Sünni inanca sahip olanlar için yapılan mülteci kampları. O kamplardan bir tanesini ben kendi gözlerimle gördüm. Antep’te bulunun bu mülteci kampında iyi durumda olan konutlar var. Bu konutlarda tamirhaneler, süpermarketler hatta çocuklar için okul bile var. Ama buna karşılık özellikle de Şengal’den Êzîdî inancına mensup Kürtlerin ve Rojava’dan gelen Kürtlerin ihtiyaçları devlet tarafından değil halk tarafından karşılanıyor. Onlar için kurulan çadırlar, kışa uygun değil. Gıda ihtiyacının karşılanmasında da sorun var ama en önemlisi sağlık hizmetlerinin alımı noktasında ciddi sorunlar yaşanıyor. Bu da tabii, bir skandal. Erdoğan mültecilere bakacak durumda değil ve AB’den alacağı 3 milyar Euro’yu da mültecilerin ihtiyaçları için kullanmayacak. Kendi politikaları için kullanacak. Her şeyden önce sınırın mültecilerin geçemeyeceği şekilde kontrol edilmesi için kullanılacak. Bunun anlamı, Erdoğan’ın daha da korkutucu hale getirilmesi, sınıra daha çok askeri yığınak yapılması ve mültecilerin Türkiye’ye girişinin engellenmesi ve Türkiye’deki mültecilerin de Avrupa’ya gelmesinin önlenmesi olacak.
AB’nin diktatör Erdoğan’la anlaşması kabul edilemez
Türkiye’nin geleceği için bu kadar önemli olan bir seçim arefesinde AB ve Erdoğan arasında yapılan bu pazarlıkların amacı ne, kim kazanıyor bu pazarlıktan?
Açık bir şekilde hem Almanya hem de AB, faşist ideolojiye sahip bir diktatör ile kendi çıkarları için bir anlaşma yapıyor. Bu kesinlikle kabul edilecek bir durum değil. Özellikle Almanya’da bu politikaları sert biçimde protesto etmeliyiz. Erdoğan bana göre demokrat olmak dışında her şey olan, bu krizden yararlanmaya çalışan, onun kazananı olmaya çalışan biri.
Alman merkez medyası halktan gerçeği saklıyor
Alman medyasında Erdoğan ve Avrupa’nın Suriye savaşındaki rolü görmezlikten geliniyor. Savaşın sonucu olan mülteciler konuşuluyor ama savaşın sebeplerine yönelik bir tartışma yok. Neden?
Bütün toplumun yanlış bilgilendirildiğini görüyoruz. Türkiye’deki ve Ortadoğu’daki savaşla ilgili kamuoyunu doğru şekilde bilgilendiren bir iki sol gazete var ama onun dışında kalan bütün merkez medya, konuyla ilgili ya hiç bilgi geçmemekte ya da yanlış bilgi vermekte. Mesela Türkiye’nin Kürtlere karşı yürüttüğü savaş, halen ‘bir grup teröriste karşı yapılıyor’ gibi işleniyor. Ama pratikte Erdoğan hem Kürdistan’da hem de bütün bölgede kapsamlı bir savaş politikası yürütüyor. Bunun medya tarafından işlenmemesi tabii ki büyük bir skandaldır. Türkiye’nin mülteciler için ‘güvenli ülke’ haline getirilmeye çalışılmasının ve barış sürecinin devamın istenmesine karşı bir durumdur da aslında yaşanan.
Merkel barış istiyorsa PKK yasağını kaldırmalı
Merkel, ziyareti sırasında Türkiye’nin iç politikasıyla ilgili tek kelime etmedi. Sadece barış sürecinin devam etmesi gerektiğini belirtti. Sizce Almanya ve AB’nin Kürt sorununu çözmek gibi bir derdi var mı?
Şunu söyleyeyim: Eğer sayın Merkel söylediklerinde ciddiyse önce burada, kendi ülkesinde bir şeyler yapmalı. Öncelikle PKK yasağı kaldırılmalıdır ve PKK, AB ‘terör listesi’nden çıkarılmalıdır. Ancak bu yapılırsa söylenen sözlerin anlamı olur ve Türk devletine barış sürecine dönmesi için baskı yapılmış olur. Almanya ve AB, Türkiye’ye ‘güvenli ülke’ statüsü vermeden önce Ankara’yı barış yapmak zorunda bırakacak politikalar izlemelidir. Bu bence barış sürecinin devamının da olmazsa olmazıdır. Kürtler, Kürt tarafı ve örgütü her gün barış çağrısı yapıyor. PKK daha iki hafta önce yine tek taraflı ateşkes ilan etti. Bu sorunun çözümü için en gerçekçi politika, Türkiye’yi barışa çekecek politikalar, ancak Kürtlerin ve örgütlerinin kriminal olmaktan çıkarılmasıyla olur. Bu da PKK’nin ‘terör örgütleri listesi’nden çıkarılmasıyla sağlanır.
Türkiye’de şu an Kürtlere, solculara ve demokratik güçlere AKP rejiminin inanılmaz bir baskısı var. Özellikle de barajın altında kalması için HDP’ye özel bir yönelim var. Seçimler bu koşullarda yapılacak. Seçim sonucu sizce nasıl olur?
HDP’nin, Erdoğan’ın yüzde 10 barajını yine geçmesini umuyorum. Umarım HDP bir önceki seçimde aldığı oyları daha da artırır ve Türkiye’de barışı sağlamak için veridiği mücadeleyi devam ettirir.
HDP baraj altında kalırsa kesinlikle hile yapılmış demektir
Seçimlerin sonuçlarıyla oynanması ya da yine 7 Haziran’daki gibi yine Erdoğan tarafından tanınmaması karşısında AB nasıl bir tavır takınmalıdır?
Erdoğan’ın seçimden çıkacak sonuçlara göre ipini tamamen koparıp şiddeti en yükseğe çekebileceğini de beklemeliyiz. Diğer taraftan eğer HDP barajı aşamazsa Avrupa kesinlikle böylesi bir sonucu tanımamalıdır.
Çünkü ancak büyük bir manipülasyon sonucu böyle bir durum ortaya çıkabilir. Ya da askeri işgal altındaki Kürt şehirleri ve köylerindeki seçmenlerin oy kullanamaması ile mümkün olabilir.
Sol Parti Türkiye’ye gözlemci heyet gönderiyor
Sol Parti’nin Türkiye’deki seçimlerin manipüle edilmemesi için bir girişimi var mı?
Evet var. 1 Kasım seçimlerini yerinde izlemesi için parti olarak milletvekillerimizin de aralarında olduğu 60 kişiyi Türkiye’ye gönderiyoruz. Özellikle manipülasyona açık riskli bölgelere gidecek olan arkadaşlarımız, raporlaştırdıkları gözlemlerini Avrupa kamuoyu ile paylaşacaklar.
FEHMİ KATAR/BERLİN