
1990’ların başında Sovyetler Birliği’nin çözülmesi ile bu durum ortadan kalktı. Bu nedenle TC devletini yönetenler ciddi bir sıkıntı içine düştüler. Bir süre gözle görülür bir yalpalama yaşandı. Ardından AKP’nin yeni bir stratejik kamplaşma yaratma çabaları geldi. Bunu en azından bölgesel düzeyde yapmak istiyordu. Fakat AKP çabaları stratejik düzey kazanmayınca, yaptıkları hep taktik düzeyde kaldı. Nitekim taktik düzeyde sürdürdüğü siyaset dansıyla AKP bugüne geldi.
Şimdi artık bu taktik dansın, yani AKP’nin siyaset oyununun sonuna geliniyor. Eğer AKP yönetimi yalpalıyorsa, AKP yöneticilerinden çok çelişkili ve öfkeli açıklamalar geliyorsa, AKP neredeyse ateşle oynar bir konum sergiliyorsa işte bu nedenledir. Taktik alan dar olduğu için ve hızla tükendiği için AKP siyaseti sona doğru gelmiş bulunmaktadır.
Aslında 12 yıldır ülkeyi bu temelde yönetmiş olması AKP açısından ciddi bir başarı olarak görülebilir. Bunun da esas olarak AKP’nin demogojisinin güçlü ve karşıtlarının zayıf olmasından kaynaklandığı açıktır. Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarının marifeti bu gerçeği iyi görmeleri ve bunun gerektirdiği rolü başarıyla oynamaları olmuştur. Şimdi artık oyunun sonuna doğru gelindiği gözlenmektedir.
Dolayısıyla taktik dansa dayalı siyasetin sonuna doğru gelinmektedir. Taktik oyunlarla ve demogojiyle süreci götürme ve toplumu yönetme imkanları tükenmektedir. AKP yönetimini daraltan ve sağa-sola saldırtan işte bu durum olmaktadır. Bu noktada ya taktik yaklaşımı aşacak ve ülkenin sorunlarının çözümüne stratejik yaklaşım gösterecek, ya da gittikçe aşılıp gidecektir.
Peki böylesi kritik bir dönemeçte AKP ne yapacaktır? İşte sancısı çekilen husus bu sorunun cevabı olmaktadır. Doğru olan AKP yönetiminin taktik yaklaşımı aşarak ülke sorunlarının çözümüne stratejik yaklaşım göstermesidir. Küresel ve bölgesel gelişmelerle iç durum, yani ülkenin ve toplumun ihtiyacı böyle bir stratejik değişime ve yeni stratejik tutum göstermeyedir.
Fakat AKP böyle bir stratejik değişim yapamamaktadır. Neden? Çünkü aşırı ulus-devletçi, dinci ve milliyetçi zihniyeti buna elvermemektedir. Son derece pragmatik, çıkarcı, tekçi ve iktidarcı siyasetle de böyle bir stratejik değişiklik mümkün olmamaktadır. Her türlü imkana sahip olmasına ve kendisine çok ciddi fırsatlar tanınmasına rağmen, AKP böyle bir stratejik değişiklik yapamamakta ve yapamayacağı da anlaşılmaktadır.
O halde geriye ne kalır? AKP yönetiminin son günlerdeki çelişkili ve hatta biraz da dengesiz söz ve davranışları kalır. Nitekim olan da budur. Birçoklarımız tarafından anlaşılması zor gelen çelişkili ve dengesiz AKP davranışlarının nedeni burasıdır. Köklü bir zihniyet değişimine dayalı olarak gereken stratejik değişimi yapamadıkça da AKP söz konusu dengesiz açıklama ve davranışlarını devam ettirecektir.
Son günlerde AKP yönetiminden gelen açıklama ve davranışlara bir bakalım. Neredeyse her gece kanal kanal dolaşarak durmadan konuşuyor ve kendilerini anlatmaya çalışıyorlar. Neden? Çünkü söz ve davranışları çelişkili ve dengesiz olduğu için anlaşılması zor da ondan. Bu kadar çok konuşup izah etmeye çalışarak kendilerini anlaşılır kılmak istiyorlar. Tabi nafile bir çaba! Çünkü herkes zaten gerçekleri anlayabiliyor ve AKP’nin çarpıtmalarına ihtiyaç duymuyor.
Dikkat edelim, AKP yöneticileri bir yandan “Çözüm sürecinin” iyi işlediğini durmadan söylüyor, diğer yandansa sürecin muhatabı olan Kürt tarafı için her türlü hakarete varan ifade kullanıyor. Ocak 2013’ten beri İmralı’da PKK Lideri Abdullah Öcalan ile yapılan düzenli görüşmeleri bile inkar ediyor. PKK’ye “Terör örgütü” diyor ve IŞİD’le aynı tutuyor. Peki sormazlar mı, bu ne perhiz, ne lahana turşusu diye?
Sen bir yandan PKK Lideri Abdullah Öcalan ile yıllardır düzenli görüşmeler yapacaksın, bu temelde mutabakatlara varacaksın, “Çözüm süreci” ilan edeceksin, Kürt sorununun çözüleceğinden dem vuracaksın, yol haritalarının varlığını ileri süreceksin, diğer yandansa sanki bunların hiçbiri yokmuş gibi aracılık yaptırdığın HDP Heyetini bile “Provokasyon yapmakla” suçlayacaksın! Peki bu tutumun anlaşılır ve izah edilebilir bir mantığı var mı?
Kobanê direnişi ve IŞİD ile ilişkiler konusu da benzerdir. IŞİD’e en çok destek veren gücün AKP olduğu inancı herkeste çok güçlü bir biçimde vardır. AKP istediği kadar bunun olmadığını söylesin, hem pratik durum ve hem de IŞİD’in yaptıklarının AKP politikalarıyla tamamen örtüşmesi bu gerçeği açıkça göstermektedir.
Diğer yandan bugün Kobanê’deki durum faşist-demokratik ayrışmasını belirler noktaya gelmiştir. Dünya ve bölgedeki herkes IŞİD faşizmine karşı gelişen tarihi Kobanê direnişinden pay kapmaya çalışmaktadır. Kobanê direnişi etrafında yeni bloklaşmaların olacağı anlaşılmaktadır. Gerçek böyle iken, AKP’nin Kobanê yaklaşımı ve IŞİD karşısındaki duruşu hala karmaşık, günlük çıkar hesaplarını aşmayan ve taktik oyunlarla durumu kurtarmaya çalışan karakterdedir.
Peki bu yaklaşımla Türkiye nereye gidecektir? Bu taktik oyun belki AKP’yi şimdiye kadar iktidarda tutmayı başarmıştır, ama ülkemizi de uçurumun eşiğine getirmiştir. Dünyada ve bölgede iyice yalnızlaşan bir konuma sürüklemiştir. Dahası basit taktikler ve demogoji ile işleri yürütmenin önünü iyice tıkanmıştır. Bu gerçeğin herkesçe iyi görülmesi gerekir.
Dikkat edelim, hiç kimsenin karşı koyamadığı IŞİD faşizmine karşı PKK ve Kürtler her cephede direnmiştir. Kobanê direnişi kırk gününü aşmıştır. Bu durum Kürtleri ve Kürt Özgürlük Hareketi'ni dünya ölçüsünde faşizme karşı direnişin öncüsü haline getirmiştir. Bu temelde Kürt sorunu ve çözüm arayışları bölgesel ve küresel bir boyut kazanmıştır. Bu çerçevede yeni siyasal ilişki ve ittifaklar ortaya çıkmaktadır. Kobanê direnişi Doğu da dahil tüm Kürdistan halkında çok büyük bir öfke ile birlikte önemli bir ulusal bilinç ve birlik yaratmıştır.
Benzer gelişmeler daha da sıralanabilir. Gerçekler böyleyken, AKP yönetiminin şimdiye kadar var olduğunu söylediği “Çözüm sürecini” bile yok sayması, PKK Lideri’ni “Ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü” diye tanımlaması, çözüm için fedakarca çalışan HDP Heyetini “Provokatör” ilan etmesi anlaşılır gibi değildir. Eğer bunlar bir cinnetin sonucu değilse, o zaman en azından süreci çok yanlış okumanın bir sonucu olabilir. Bu da en başta AKP’ye artık bir şey kazandırmaz.
AKP Yönetimi iyi bilmeli ki, taktik oyunlarla ve demogojiyle iktidar olmanın artık sonuna gelinmiştir. Başta Kürt sorunu olmak üzere temel sorunlara artık stratejik yaklaşım zorunludur. AKP’yi kurtaracak olan da, ülkemizi demokratik ve yaşanır kılacak olan da budur. Böyle davranamayan ve yeni stratejik yaklaşım gösteremeyen AKP, kendisi ile birlikte ülke ve toplumu da ateşe atar. Herkes bunun bilincinde olmalı ve bu konuda uyanık ve tedbirli davranmayı bilmelidir!