AKP dolu dizgin bir savaş politikası yürütüyor. İçten ve dıştan gelebilecek tepkileri de göze aldığını bu süre zarfında gösterdi. Muhtarlarla yaptığı son toplantıda da Erdoğan bunu yine ilan etti. Şehirlerdeki yıkıma, yoğun insan hakları ihlallelerine, sivil kayıplara rağmen, saldırıların durmayacağını, artarak devam edeceğini belirtti.

Türkiye 1 Kasım seçimlerinde kıskaca alınarak, AKP tam bir darbe eşliğinde kendisini iktidara taşıdı. Seçimde en çok kullandıkları argüman kamu güvenliğiydi. Ancak seçimler ardından kamu güvenliği yerine kamu güvensizliği derinleşti ve giderek alanı genişledi. Güney Kürdistan başta olmak üzere direnişin olduğu her yer dağ, taş aralıksız bombalanıyor. Sokağa çıkma yasağı adı altında şehirler günlerce, haftalarca ablukaya alınıyor. Sokağa çıkma yasağının uygulandığı yerlerdeki saldırılar ve yıkımlar Filistin'de İsrail, Suriye'de Rejim ve DAİŞ'in yaptığından farksızdır. Diyarbakır'da gün ortası kameraların önünde basit bir mizansenle Tahir Elçi'yi katlettiler. Dört Ayaklı Minare'yi zırhlı araçlarla yaraladılar, Kurşunlu Cami’sini yaktılar. Tarihi eserler, ibadethaneler... önlerine ne gelirse yakıp yıkmaktalar.

Savaşı içteki bütün bu saldırılarına rağmen kazanamıyorlar. Suriye'de DAİŞ'in yenilgisini önleyemeyeceklerini anlayınca ABD ile sözde anlaşarak sınırları kapatacaktı ama oyalamaktan ve DAİŞ'i pahalıya satmaktan hiç mi hiç vazgeçmediler. Türkiye topraklarını DAİŞ'e açarak istedikleri gibi örgütlenmelerine ve eylemler yapmalarına izin verdiler. Eskiden JİTEM ve MİT Hizbullah'ı kullanmıştı. Şimdi de Hizbul-DAİŞ ya da JİTEM-DAİŞ örgütleniyor. MİT çok karanlık ve tehlikeli bir biçimde Kürdistan'da bu çevreleri örgütleyerek kirli ve daha kanlı bir iç savaş, ek olarak Kürtleri birbirine kırdırma çalışmaları yürütüyor.

Suriye'de DAİŞ'e nefes aldırmak ve sınırı kapattırmamak için Rusya uçağını düşürmeyi bile göze aldılar. Rusya, ABD gibi oyalamalara gelmemek için sınırlardaki silahlı çetelere saldırdı. Türkiye, DAİŞ'le arasındaki sınırın kapatılmaması için Rusya uçağını düşürdü. Çünkü o sınırlar kapatılırsa Türkiye DAİŞ'e yardımları sürdüremez ve Suriye'de dayanacağı bir güç de kalmaz. ABD ise durmadan Türkiye sınırın güvenliğini sağlasın, DAİŞ'e kapatsın diyor. Halbuki Türkiye başından beri binlerce militanın güvenlikli bir şekilde Suriye'ye aktarılmasını organize etti. DAİŞ’e istediği kadar silah ve cephane gönderdi. Bütün bunlar ABD ve Batı tarafından biliniyor. Buna rağmen işi sıkı tutmadılar ve Türkiye'nin yakasına yapışmadılar. DAİŞ'le esas savaşı yürüten güçler Kürtlerdi, PKK ve YPG öncülük ediyordu. Türkiye 24 Temmuz'dan beri tüm güçlerini seferber ederek PKK'ye ve Kürtlere saldırıyor. YPG'ye düşmanlık yaparak Cerablus'un alınmasını ve sınırların kapatılmasını önlüyor. 

Türkiye'nin mevcut durumda bölgede herhangi bir ittifak gücü kalmamış durumda. Ellerinde bir tek KDP kalmış. Onları da daha fazla kendilerine bağlamaya ve Kürt düşmanı politikalarına alet etmeye çalışmaktalar. Türkiye'nin Ortadoğu'da barış, demokrasi diye bir derdi yok. Girdiği tüm ilişkiler bunu çok açık ortaya sermektedir. AKP hükümeti sıkıştıkça Güney Kürdistan'a el atıyor. Kuzey'de, Rojava'da Kürtlere düşmanlık yapacak, tüm kazanımlarını yok ederek, direnişlerini tasfiye edecek, diğer yandan da Kürtlere dostluk yapacak! Güney hükümeti de AKP benzeri bir çıkmazı yaşamaktadır. Rojava ve Kuzey'deki Kürtlerle birlikler kurup ittfaklar yapacağına kendisinin de mezarını kazacak AKP hükümetine, Türk ırkçılarına yanaşmaktadır.

AKP hükümeti Musul yakınlarına tanklar ve askerler nakletmiş, askeri güçlerini artırmaya çalışmaktadır. Irak hükümetinin tepkisi üzerine şimdilik sayı artırmayı durdurmak zorunda kaldı. Ancak tam bir pişkinlik ve zorbalık örneği sergileyerek askerlerini çekmeyeceğini söylemektedirler. Güya Hewlêr'in güçlü olması gerekiyormuş, Türkiye DAİŞ'le komşu olmak istemiyormuş! Tam bir komedi. İki yıldır Suriye'de DAİŞ'le komşu. ABD ve diğer devletler gündeme getirmese durumdan oldukça memnun ve oyalamaya çalışıyor. Yalanda da sınır tanımıyorlar. Güya şimdiye kadar 2 bin kişi DAİŞ'le savaşsın diye Musul yakınlarında eğitilmiş. Hayret, kimse böyle bir güçten hiç haberdar olmadı. Bu 2 bin eğitilmiş insan nerede? Ne DAİŞ burnunun dibindeki Türk askerlerine bir kurşun sıktı ne de Türk arkerleri onlara. Bu eğitilmiş 2 bin savaşçı kime bağlı, kim bunları yönetiyor, neredeler bilen var mı? Görüldüğü gibi Türk devletinin niyeti DAİŞ filan değil. Amaçları Irak'ta Kürtlerin kendi inisiyatifleriyle hareket etmelerini önlemek, Kürt güçlerini birbirlerine karşı savaştırmak ve bölgede varlığını korumaktır.

Türkiye bu kadar karşı-devrimci bir çizgide ve Kürtlere düşmanlık yaparken ne yazık ki, bölgedeki devrimci güçler oldukça edilgen durumdalar. Türkiye'deki sol, demokratik çevreler, emek örgütleri, Aleviler vb. adeta seyirci durumdalar. AKP neredeyse tüm basını ele geçirmiş, teslim almış. Can Dündar ve Erdem Gül gibi gazeteciler bile rahatlıkla içeri atılıyorlar. Kayda değer bir tepki yok. Kürdistan'da katliamlar olurken, şehirler ablukaya alınıp kitle katliamları planlanırken tepkiler çok sınırlı. İçte ve dışta kıyamet koparmak gerekir. Faşizm giderek kurumlaşıyor. Kürdistan'daki diğer şehirler ve kitlelerin müdahalesi ve çok yetersiz. AKP içte ve dışta topyekün bir savaş yürütmektedir. Buna karşı da topyekün bir direniş sergilenmek zorunda. Tüm kadroların, birey ve kurumların hiçbir gerekçeye sığınmadan tam bir seferberlik ruhuyla direnişi her tarafa yayması ve derinleştirmesi gerekir.