
Erdoğan önderliğinde Türkiye, Kürtlerle savaşa sürüklendi. Aslına bakılırsa AKP ve Erdoğan, Rojava üzerinden zaten Kürtlere karşı bir savaş yürütüyordu. IŞİD'e aktarılan silahlar, tüm sınırların kendilerine açılması, yurtdışından istedikleri gibi savaşçı aktarımı hiç durmadı. Bunun yanında Türkiye'nin içinde IŞİD istediği gibi çalıştı, örgütlendi. Artık Türkiye'nin kendi içinde de bir IŞİD'i oluştu. Mersin, Adana, Diyarbakır bombalamaları, katliam girişimleri bir günde olmadı. Türkiye toprakları bu kesimlere açıldı. MİT'in ve polisin, bürokrasinin himayesinde, gözetiminde istedikleri gibi çalıştılar. Devlet desteği ve yönlendirmesi olmasaydı Suruç Katliamı olmazdı.
Suruç Katliamından sonra Türkiye açık eleştiri ve suçlamaların hedefi oldu. IŞİD'in Türkiye'de ne kadar rahat hareket ettiği ve katlimalarına göz yumulduğu herkes tarafından görüldü. İçeride ve dışarıda şıkışan AKP Hükümeti ABD ile görüşmeleri sürdürüp sözde IŞİD'e karşı daha aktif bir tutum alacaktı. Bir subaylarının IŞİD tarafından öldürülmelerini de gerekçe göstererek tamamen içi boş bir iki bombalama yaptılar. Herkes Türkiye'nin IŞİD'e karşı harekete geçeceğini beklerken AKP Hükümeti asıl hedefi ve amacı olan PKK ve Kürtlere karşı harekete geçti. Bir gecede PKK hedeflerine 400 bomba yağdırdığını başbakanın kendisi söyledi.
Bütün dünya Ortadoğu'da IŞİD'le asıl savaşan gücün PYD ve PKK olduğunu biliyor. AKP Hükümeti PKK güçlerine, Kürtlere saldırarak IŞİD'i rahatlatmaya ve onlara zaman kazandırmaya çalışıyor. Erdoğan, Rojava Kürtlerine düşmanlığını hiç bir zaman gizlemedi. IŞİD sıkıştığında, Til Ebyad düştüğünde Erdoğan açıktan Kürtleri tehdit ederek "ne pahasına olursa olsun, bir Kürt oluşumuna izin vermeyeceğini" dünyaya duyurdu. Bugün yapılanlar da bu söylediklerinin pratikleşmesidir.
IŞİD'e karşı olan, onunla mücadele eden bütün güçler Til Ebyad düştüğünde sevindiler. Birçok çevre IŞİD'in mevzi kaybedip halkların basına bela olan bu gücün zayıflamasına çalışırken Erdoğan ise tersini yaptı. Zihinsel ortaklıkları olduğu açık. IŞİD nasıl ki, halkları ve özgürlükleri yok sayıyor ve düşmanlık yapıyorsa, Erdoğan da Ortadoğu'da IŞİD'e yaslanarak başta Kürtleri yıpratmaya, zayıflatmaya ve etkisizleştirmeye çalışıyor. Rojava'ya yardım etmesin, PYD ile ortak operasyon yapmasın diye ABD'ye açıktan baskı yaptılar. Bu girişimler sonuç vermeyince güya IŞİD'de karşı ABD ile anlaşma yapıp destek vereceğini söyleyerek PKK'ye karşı savaşmanın koşullarını yaratmaya çalıştılar.
Türkiye bu saldırı ve savaş politikalarıyla sonuç alabilecek mi? Kürtlerin uzun bir savaş deneyimi var. Erdoğan ve hükümetinin bugün yaptığını önceki hükümetler çokça yaptılar. Onların hepsi tasfiye olup gittiler. Askeri yöntemlerle Kürtleri ezmeleri ve teslim almaları devri kapanmıştır. Ancak askeri uçaklar ve operasyonlardan ziyade medya operasyonları ve psikolojik saldırılarla siyasi gündemi belirlemeye ve halkın iradesini dizayn etmeye çalışıyorlar.
Erdoğan tek başına iktidar olduğunda milli irade deyip duruyordu. Ancak 7 Haziran seçimleri AKP'yi hükümetten düşürünce şimdi de milli iradeye darbe yaparak, savaş çıkarıp kaos yaratarak bir erken seçime gitmek ve bir kaç puan artırarak tek başına yine AKP'yi iktidar yapmak istemektedirler. Yapılanları seçim sonuçlarına karşı bir darbe olarak nitelemek en doğru değerlendirme olacaktır. HDP'ye bu kadar saldırmalarını başka biçimde açıklamak mümkün değildir. Bir iki günde binden fazla insanın gözaltına alınması tamamen dabelere özgü bir uygulamadır. Bu kadar isim ve adres, siyasi kimliklerinin tespiti herhalde bir iki günde hazırlanabilmiş değildir. Uzun zaman bu hazırlıkların yapıldığı açıktır.
AKP özellikle elindeki basını kullanarak, dışındakileri de tehdit ederek, ırkçılığı ve milliyetciliiği kışkırtarak halkı bu kirli savaş politikalarına alet etmek istemektedir. AKP basınından her türlü katliam ve savaş suçlarına kayıtsız şartsız bir desteğin geleceği açıktır. Bu basın ki, Roboskî Katliamını bile gündeme getirmedi. En son Zergelê Katliamını alkışadı. Kürdistan'ın her tarafında ormanlar yanmakta. Oralı oldukları bile yok. Binlerce insan evlerine baskınlar yapılarak toplanmakta, aileleri mağdur edilmekte kendileri gibi bu ülkenin vatandaşları olan bu insanlara yapılanlara ortam hazırlamaktadırlar. Bu katliamların, saldırıların öncü müfrezeleri konumunda bulunmaktan da gayet memnunlar.
Erdoğan istediği ortamı yarattı. 5 Nisan'dan beri İmralı'yı dünyaya kapattı. Dolmabahçe protokolunu geçersiz ilan etti. Masa yok, taraflar yok, Kürt sonunu yok, dedi. Bunu gizli saklı yapmadı. Basının önünde iç dış kamuoyuna ilan etti. Seçimlerde de gerilimi bile bile tırmandırdı. Şimdi kalkıp ateşkesi PKK bozdu, şöyle oldu demenin bir değeri yoktur. İzleme heyeti İmralı'ya gidecekti. Müzakereler başlayacaktı ve Önder Apo da Türkiye'ye karşı silahlı mücadeleye son verin çağrısını PKK'ye yapacaktı. PKK de buna göre kongresini toplama hazırlıklarına başlamıştı. Varılan anlaşmaya ve sürece PKK sadık kaldı, üstüne düşeni yapmaktan geri durmadı.
Hesapları tutmayanlar Erdoğan ve onunla aynı zihniyette olanlardı. Çünkü halkların kardeşliğine, gerçek bir barışa ve demokrasiye inanmıyorlardı. Bunu çıkarlarına görmüyorlardı. Süreçlere hep taktiksel yaklaştılar. Önder Apo bu konuda da hep uyarıcı oldu, taktiksel yaklaşmayın, dedi. Erdoğan ve AKP'nin barış ve demokrasi diye stratejik bir hedefi olmadı.
Şunu da Kürdistan halkı ve Türkiye demokrasi güçleri bilmelidir; bugün Ortadoğu'da AKP'nin esas müttefik olarak KDP kalmış durumda. Bundan sonra yapılacak kara ve hava operasyonlarında KDP'nin desteği ve onayı olmadan Türkiye bir adım bile atamaz. Unutmayalım, Türk yetkilileri Hewler'de KDP ile görüşmeler yaptıktan sonra Zergelê Katliamı oldu. KDP hükümetteki diğer partileri bir tarafa iterek AKP ile tek yanlı bir ilişki yürütmektedir. Kaderini AKP'ye bağlamış durumda.
AKP'nin artıklarıyla beslenen ve oraya çöreklenen, TV'lere, basına çıkmaya çok meyilli "Kürt kökenli" vatandaşlar da bilmeli ki, Kürt halkı bu katliamlara ve savaşa su taşıyanları unutmayacaktır!