Türkiye kritik bir eşikte ve herkesin merak ettiği konu şu: Davutoğlu AK Saray'daki liderini terk edip dış politika konusunda derin analizler yapacağı yeni bir kitap üzerinde mi çalışacak yoksa seçimlere bağımsız adaylarla mı girecek!
AKP’nin seçime nasıl gireceği çok tartışılıyor!
Erdoğan sarayda Bakanlar Kurulu'na başkanlık yapıyor, gölge bir hükümet kurmuş durumda, yargı ve bürokrasi cephesini dizayn ediyor. Merkez Bankası kararlarından tutun da Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına kadar etkileme gücüne sahip. Erdoğan sarayda oldukça AKP'liler müsterih olsunlar; AKP hükümet olsa da, kendini feshetse de fark etmez.
Erdoğan, 2013 Çanakkale zaferi etkinliklerinde "Artık silahlar sussun, fikirler konuşsun" demişti. Kritik bir eşikti. O tarihten sonra AKP eylemsizlik pozisyonuna geçti. Ancak çözüm sürecinde hedeflenenin gerisinde bir aşamaydı.
Polisin silahlanmaya devam etmesi, TSK’nin geri çekilmeyi durdurması, bilinen Gezi olayları, 14 Aralık operasyonları, 6-8 Ekim olayları ve 27 Aralık Cizre provokasyonu nedeniyle süreç türbülansa girdi. Ancak Saraydaki Erdoğan ve Kandil’de çözüm iradesinin devam etmesi masayı devirmedi.
AKP'nin saraydaki lideri çözüm sürecinde ısrar ederken, partinin yeni lideri Davutoğlu işi sürüncemeye sokuyor.
AK Saray heyetinden Yalçın Akdoğan’dan bir alıntı yapmak istiyorum: "2015 Çanakkale etkinliklerinde daha ileri bir adım ve mesaj gerekiyor. O da silah bırakma ve demokratik özerk yönetim aşamasına dönük bir ifade olmalıdır."
Kobanê zaferi, Cizre’de kazılan hendekler ve Kandil’in süreçteki kararlılığı sayesinde süreç, sessiz ve derinden ilerliyor.
AK Saray heyeti sözcüsü Yalçın Akdoğan’ın 2013 Çanakkale etkinliklerinden daha ileri adım atılması gerekir diye işaret ettiği nokta burada ortaya çıkıyor.
23 Nisan 2015 Çanakkale etkinliklerinde Erdoğan’ın "Güvenlik gözlüğünü çıkardık ve silahlı mücadelemizi bitirdik. Demokratik özerkliği kabul ediyoruz" demesi bekleniyor!
Burada bir paragraf açarak, AKP'nin seçimlere ya girmemesi ya da bağımsız girmesi üzerinde durmak istiyorum.
Çözüm süreci ile AKP’nin tasfiyesi amaçlanmıştı. Ancak AKP’nin DAİŞ ve Hizbullah üzerinden Irak, Suriye ve Bakur’da hakim olması o süreci sabote etti. Mısır’da tam da İhvan kaybetmişken, bölgede ABD’nin müttefik ülkesi olarak Türkiye’de AKP’nin iktidarını kaybetmesi kesin gibiydi. Bilinen DAİŞ ittifakı ve terörist gruplarla işbirliği onu iktidarda tuttu. AKP tam kaybedecekken DAİŞ’le yeniden dirildi. Ancak bunun uzun sürme imkanı yok. Devam edemez, çünkü DAİŞ zorbalık ve vahşette sınır tanımıyor. Bu vahşet ve zorbalığın ortağı olarak AKP’yi batıda (Avrupa ve ABD) terör örgütleri listesine sokabilir.
Davutoğlu başkanlığındaki AKP’nin ve saraydaki liderinin siyasi hayatı 7 Haziran seçimlerinde ne yapacaklarına bağlı. Gelecekleri seçimlerde nasıl bir tavır alacakları ile ilgili.
Hükümete yakın Ankara’nın gazete sorumluları saraydaki Edoğan’ın Davutoğlu’na "AK Parti seçimlere girmesin, girse de bağımsız adaylarla girsinler" telkininde bulunduğunu söylüyorlar. Birçok siyasi bilimci AKP’nin saraydaki liderinin stratejik düşündüğü ve AKP’nin geleceğinin bu karara bağlı olduğunu anlattılar.
AKP demokrasiden ve özgürlüklerden gittikçe uzaklaşırken, vahşetin ismi DAİŞ ve Hizbullah gibi terörist örgütlerle bütünleşiyor. Bu Türkiye halklarında ciddi bir rahatsızlık yaratmış bulunuyor ve AKP’nin mecliste yeni bir seçimde grup kurma şansını azaltmış durumda.
Saraydaki lideri böyle bir karar alacak mı?
Erdoğan’ın böyle bir karar alması AKP’nin grup kurup kurmaması üzerinde de etkili olacaktır.
30 yıllık zorbalık ve güvenlik siyasetini sonlandırmış bir Erdoğan’ın oluşturduğu iklim üzerinden AKP seçmenin karşısına çıkacak. Ya da tam tersi; Erdoğan’a rağmen güvenlik paketleri ve dar milliyetçi uygulamalar ile sandık başına gidilecek. Altında TOMA, bir elde silah, diğerinde sandık ile demokratikleşme projesi yürütürse inandırıcı olmaz ve mecliste grup kuramaz. Bu saraydaki liderinin pozisyonunu zayıflatacağı gibi AKP yönetimine hapis yolunu gösterebilir.
Eğer AKP güvenlik paketlerinden vazgeçer ve saraydaki liderinin sözünü dinlerse o zaman sarayın şartları düzeltilecek ve çözümün kendisine de katkısı olacaktır! Saraydaki kadroyu istediği gibi değiştirme ve danışma ekiplerini yenilemesine olanak veren düzenlemelere izin verilebilir…
İzleme Komitesi ve bahsettiğim düzenlemeler ancak güvenlik politikalarından vazgeçilmesi durumunda devreye girecek.
Peki Erdoğan’ın 23 Nisan’da silah bıraktığını ilan etmesi beklenir mi?
Güvenlik politikalarını terk etmek ve silah bırakmaya en çok AKP’nin ihtiyacı var. DAİŞ’e sunduğu destek ve terörist İslami gruplarla kurduğu ilişkiler ayağında bir pranga olarak duruyor. DAİŞ prangası AKP’yi terör örgütleri listesine sokabilir. Bu durumda tek şansları saraydaki liderlerini dinleyip ona göre bir pozisyon takınmaları. Ya seçimlere girmeyip bir dönem siyasetin dışında kalacak ya da bağımsız adaylarla seçimlere girecekler. Bağımsız adaylarla seçimlere girip grup kurmanın tek yolu saraydaki liderini dinlemesine bağlıdır.
Yerel yönetimlerdeki iktidarını korumak da buna bağlıdır.
İş konjonktürü okuyup okumamaya bağlı…
HDP kadar AKP’yi de tartışsak ya…