
Sungur Savran ile TSK’deki ‘emeklilikleri’ ve buna paralel olarak AKP’nin Kürt sorunundaki yeni dönem politikasını konuştuk.
Türk ordusunun üst kademesindeki ‘istifa’ veya ‘emeklilik’ şeklinde açıklanan gelişme hakkında Sungur Savran, ilkin ‘burjuvazinin politik iç savaşının yeni bir merhalesi’ özetini yapıyor ve ardından devam ediyor: „Son iki YAŞ’ta AKP büyük üstünlük elde etti ve davaların sonucu ne olursa olsun kendisine tümüyle karşı kadroları TSK’den tasfiye ediyor. İşin buradaki özeti de şu: AKP 2007’den beri mevzi üzerine mevzi kazanıyor. Ama karşı taraf pes etmiş değil.“
‘Kürt hareketini çözemedi’
Savran, AKP’nin Kürt sorununda ‘yeni bir dönem’e hangi taktiklerle geçeceğini ise, öncelikle geçmişe değinerek ele alıyor: „Ben AKP’yi pek demokrat bulanlardan farklı olarak, bu partiye ve hükümetine ne Kürt sorununda, ne de başka alanlarda hiçbir zaman en ufak bir güven duymadım. ‘Açılım’ı bile en başından itibaren, Kürt sorununu değil, Kürt hareketini çözme oyunu olarak niteledik. ‘Açılım’, Türkiye’nin Kürtlerine değildi. Hükümet Türkiye’nin Kürt hareketini tasfiye ederek, Ortadoğu’ya açılırken bir pürüzü ortadan kaldırmayı planlıyordu. Bu arada, tasfiyenin bir yöntemi de akılları sıra Kürt hareketini bölmek, ‘ılımlı’ları kendi yanlarına kazanmaktı. Şimdi, aynı amaç devam ediyor, ama oyun değişti. Eski süslü sözlerin yerine silahlar yeniden konuşacak.“
Alternatif imal edilemedi
AKP’nin ‘açılım’ politikasıyla hedefine ulaşamadığını, Kürt hareketini bölmenin mümkün olmadığını kaydeden teorisyen Savran, şu öngörüde bulunuyor: „İçeride alternatif imal edilemedi. Bu yüzden ithal önder kullanılması düşünülüyor. Kemal Burkay bunun adayı. Hükümetin çizgisinde bu değişiklik neden? Birincisi, Arap devriminin Suriye aracılığıyla Türkiye’nin kapısına dayanması, Suriye Kürtlerinin özgürleşmesinden duyulan korku ve Türkiye Kürtlerinin demokratik özerklik ve ikili hukuku fiilen uygulamaya geçmesi, ABD ile Türkiye’nin (hatta İran’ın) yeni bir yönelişte buluşmasına yol açtı gibi görünüyor. Tablo bütünüyle berrak değil, ama görünen bu. İkincisi, Erdoğan’ın stratejik hedefi 2023’te Türkiye’nin başında olmak için başkanlık sistemine geçmek. Bunun için Kürtlerden uzak durması, MHP’nin tabanını oyması gerekiyor. Yani ‘Kürt sorunu yoktur’ çizgisi seçimlere özgü bir politika değil. Seçim sonrasında BDP’nin altı vekilinin içeride tutulmasını da yeni devlet politikasının bir parçası olarak görüyorum.“
‘Necdet Özel’le saldırmak kolay’
Genelkurmay Başkanlığına, katliamcı kimliğiyle bilinen Necdet Özel’in atanması hususuna da Savran, az önce dile getirdikleriyle paralel yaklaşıyor. AKP’nin yeni dönemde daha ‘saldırgan bir politika’ izlemeyi amaçladığını ve bunu da Necdet Özel gibi bir isimle gerçekleştirebileceğini düşünüyor. Sungur Savran, AKP-Ordu işbirliğine dair tahlillerini şöyle sürdürüyor: „Ordu ister ‘AKP’nin ordusu’ olsun, ister AKP karşıtı, iş Kürtlerin haklarının bastırılması olunca, AKP ile ordu kolayca anlaşır. AKP ile TSK’nın, kelimenin mecazi anlamıyla ‘kanlı bıçaklı’ olduğu dönemde dahi, askeri operasyonlar konusunda arada hiçbir ayrılık olmuyordu. Daha da ötesi Kürt illerinde askeri personelden silme AKP’ye oy çıkıyordu! Dolayısıyla, ‘ortak hareket’, uzlaşı’, ‘paralel halk karşıtı yönelimler’ tabii ki olacaktır. Sadece Kürt halkına karşı da değil. Dünya ekonomik krizinin Türkiye’ye uğramaması mümkün değil. Mücadele sertleşince işçi ve emekçilere karşı da işbirliği yaparlar.“
Avrupa Ezilen Göçmenler Konfederasyonu (AvEG-Kon), Türk devletinin Kandil saldırısını kınadı.
Kandil saldırısına ilişkin yazılı açıklama yapan AvEG-Kon, saldırı öncesi Türk Başbakanı ve Cumhurbaşkanı’nın savaş ilan eden tehditvari sözlerini hatırlattı. „Türk devleti savaşta ısrar ederek, ateşle oynuyor“ diyen AvEG-Kon açıklamasında, „Bugüne kadar olduğu gibi inkar ve imha politikasında, kirli savaşta ısrar etmektedir. Kürt halkının üzerine tonlarca bomba yağdırımakta, çocukları kurşunlamakta, katliam çığlıkları atmaktadır. Kürt halkının barış çağrılarına saldırılarla, bombalarla karşılık vermektedir. Savaşta ısrar ederek, gencecik insanların ölümüne yol açmakta, kan ve gözyaşı istediğini bir kez daha göstermektedir. Ancak bilmeli ki, bu ateş kendisini yakacaktır“ denildi.
Savaşın faturasını Türk işçi ve emekçilerin de ödediğinin kaydedildiği açıklamada, şunlar vurgulandı: „Savaşa sürülen gençler, yoksul işçi ve emekçi çocuklarıdır. Atılan her bombanın, sıkılan her merminin bedeli işçi ve emekçilerden çıkarılıyor. Bu savaşın son bulması, akan kanın durması, kardeş Türk ve Kürt halklarının elindedir. Bunun için Türk halkının, Kürt halkının uzattığı barış elini tutmalıdır. AvEG-Kon olarak, Türk devletinin Kürt halkına karşı yürüttüğü inkar ve imha temelindeki savaşı şiddetle protesto ediyor. Kürt halkının yalnız olmadığını bir kez daha haykırıyoruz. Tüm devrimci, ilerici ve demokratik güçleri Türk ordusunun Güney Kürdistan’a yönelik bombardımanını ve Tokat’ta, Manisa’da olduğu gibi geliştirilen faşist, ırkçı saldırıları protesto etmeye çağırıyoruz.“