AKP’nin görevi, kendini demokrat kendini Müslüman gösterip Kürtleri ve demokrasi güçlerini oyalamak, uygun zamanı ve fırsatı yakaladığında ise darbeyi vurup Kürtleri yeni bir egemenlik ve kültürel soykırım sistemi içine almaktı. Bunun anlamı, Türkiye için kurumlaşmış yeni bir otoriter sistem kurmak oluyordu. Hatta buna yeni bir özel savaş devleti ve kurumsal faşizm de denilebilirdi. Ama Kürt Özgürlük Hareketi bu planı ve oyunu bozdu. Yüzündeki kendine demokrat kendine Müslüman maskeyi düşürdü. Nitekim AKP’nin demokrat ve özgürlükçü olmadığını Türkiye’de herkes anlamaya ve görmeye başladı. Bu sonuç Kürt Özgürlük Hareketi’nin başarısı, AKP’nin ise yenilgisidir.
AKP on yıllık iktidarı boyunca hiç bu kadar sıkışık durumda olmamış, bu kadar hırçınlaşmamıştı. Maskesinin düşmesi onu hırçın hale getirmiştir. Demokratikleşme beklentisi yarattığı kesimler ile izlediği siyasi ve askeri operasyonlar arasına sıkışmıştır. Esas amacı ve görevi olan Kürt halkının Özgürlük Mücadelesi’ni bastırma politikası, Kürt haklının mücadelesi karşısında tüm çirkinliği ve kirliliğiyle ortaya çıkmıştır. Mücadelenin keskinleştiği ortamda demagoji ve psikolojik savaş hamleleriyle yüzünü gizlemesi de mümkün olmamaktadır.
AKP ile Kürt Özgürlük Hareketi arasında son altı ayda keskinleşen mücadelenin en önemli sonucu, AKP’nin siyasi olarak bitme noktasına getirilmesidir. Geçen on yıllarda Türk devletinin askeri operasyonlarla Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye edemeyeceği netleşmişti. AKP psikolojik savaş ve yumuşak güçle Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmeyi başaracaktı. AKP’ye bu görev verilmişti, ancak bu politika başarısız kılınmıştır. AKP’nin askeri operasyonlara bel bağlaması aslında PKK karşısında yenilgisinin en somut ifadesidir. Kendini iktidarda tutan esas rolünü oynamaması AKP’yi hırçın olmaya sevk etmektedir.
Siyasi soykırım operasyonları, askeri saldırılar, avukat, aydın ve gazetecilerin tutuklanması AKP’ye yönelik eleştirileri arttırdı. AKP’nin demokratik ve özgürlükçü olmadığı, otoriter bir rejim haline geldiği içeride ve dışarıda sıkça dillendirildi. Böylece AKP iddia ettiği siyasi eksen dışında ele alınmaya başlandı. Bu durum AKP için siyasi meşruiyet sorunu ortaya çıkardı. Kendisine atfedilen siyasi rol ile uygulamaları tam zıt bir konum arz ediyordu. İşte siyasi olarak bitme budur. AKP’nin gerçeği baştan beri buydu. Ancak bu gerçeğini şimdiye kadar önemli oranda gizleyebiliyordu. Mücadele sertleşince esas yüzü öne çıktı.
Siyaset ve siyasi mücadele esas olarak meşruiyet sorunudur. Meşruiyeti zayıflamış hiçbir siyasi gücün başarılı olması ve ayakta kalması mümkün değildir. AKP siyasi meşruiyetini dayandırdığı politikanın sahibi olmadığı, tersine bir politika izlediği görülünce siyasi olarak boşlukta yüzmeye başladı.
Bu gerçek görülünce Bülent Arınç mecliste Erdoğan’ın izniyle Kürtlere haklarını vereceğiz dedi. Beşir Atalay yine bazı açılımlardan söz etti. AKP, Kürt Özgürlük Hareketi’ni ezip yeni bir kültürel soykırım sistemi kurmak isterken bu tür söylemlere yönelmeleri çok sıkıştıklarını göstermektedir. Kürt Özgürlük Hareketi karşısında ideolojik ve siyasi başarısızlık AKP’yi böyle bir psikolojik hamle yapmaya zorlamıştır. Ancak aynesi iştir kişinin lafına bakılmaz deyişinde olduğu gibi bu söylemlere ne Kürtler ne de demokrasi güçleri inanmıştır. Zaten Başbakan ve İçişleri Bakanı’nın Kürt sorunu olmadığını açıkça söyledikleri bilinmektedir.
AKP, demagoji ve psikolojik savaş yöntemleriyle kendine demokrat kendine Müslüman yüzünü gizlemeye çalışsa da mücadelenin sertleşmesi AKP’nin yüzünü gizlemesine imkan vermiyor. Çünkü sert yöntemlerle Kürt Özgürlük Hareketi bitirilmek istendiğinden Roboski’de olduğu gibi katliamlar yapmaktadırlar. Gerillanın, yaşam suyu olarak görülen Kürt halkından koparılmak istenmesi onları bu tür katliamlara yöneltiyor. 1990’lı yıllarda gerillanın halkla bağının koparılması için nasıl bir kirli savaş yürütüldüğü bilinmektedir. Şimdi de aynı konsept uygulanıyor. Yöntemler değişse de bu konsept baskı ve zulmü zorunlu kılmaktadır. Faili meçhuller yerine siyasi soykırım operasyonları; köy boşaltmalar yerine köylüleri bombalama ve katliamlar yapılıyor.
Güney Kürdistan’da halkla gerillayı karşı karşıya getirmek ya da halkı PKK’den uzaklaştırmak için nasıl ki Kortek katliamı yapıldıysa, Botan’da gerillayı ezmek amacıyla Botan halkını korkutmak için Roboski katliamı yapılmıştır. Roboski katliamı devletin, tabii ki AKP’nin yeni savaş konseptinin bir uygulanışıdır.
AKP’nin teşhir olan yüzü bu saldırıyla daha fazla gözler önüne serilince bu defa İlker Başbuğ tutuklanmıştır. AKP böylece yıpranan imajını düzeltmeyi ve bu temelde Kürt Özgürlük Hareketi’ne yönelik tasfiye saldırılarını sürdürmeyi hesaplamıştır. Ancak AKP dönemin değiştiğinin farkında değildir. Artık hem ezme konsepti hem de psikolojik savaş yöntemini bir arada yürütmesi mümkün değildir. Hem kendini demokrat gösterecek hem de Özgürlük Mücadelesi’ni ezme politikası izleyecek! Artık AKP’nin böyle bir imkanı ve lüksü kalmamıştır.
“Terörle mücadele edilecek, ama bazı adımlar da atılacak” sözleri tamamen bir aldatmadır. Kürt sorununda çözüm politikası izleyenler tasfiye politikası izlemez. İkisi de olur demek Türkiye halklarını kandırmaktır. Çünkü görüldüğü gibi bastırma politikası tüm Kürt halkı üzerinde faşist terör uygulaması olmaktadır. Gerçeklik budur. Bu kadar siyasi soykırım operasyonu, avukatlar, aydınlar ve gazetecilerin tutuklandığı bir yerde kim AKP’nin olumlu şeyler yapacağını söyleyebilir?
KCK operasyonu adı altında tamamen demokratik siyasete saldırı yapılmaktadır. Bu tutuklamaları KCK olarak göstermeleri faşist rejimlerinin beylik kılıflarıdır. Bu tutuklamaların KCK tutuklamaları olduğuna inanmak da bu faşist uygulamaları meşrulaştırmaktır. Bu saldırılar ortadayken AKP’ye tavır almamak, demokratik zihniyetten uzak olmaktır; AKP’nin özel savaş yöntemlerini ve psikolojik savaşını bilerek yutmaktır. AKP’nin yaptığı uygulamalara faşist denilmeyecekse değilse hangi politikaya faşist denilecektir? AKP’nin faşist baskılarına karşı çıkma gücü göstermeyenler KCK’nin hayali otoriter rejimine karşı çıkarak faşizme destek oldukları gerçeğini gizlemeye çalışmaktadırlar.
AKP’nin “açılım” kod adlı zulüm saldırılarını koordine eden bakanı Beşir Atalay, Ağustos’taki biri altı aylık bebek, üçü çocuk, biri hamile kadın, yedi Kürt’ün Kandil’de uçaklarla katledilmesini itiraf etmiştir. “Uçaklarımız şimdiye kadar çok dikkatli davrandılar, ama şimdiye kadar iki kaza olmuştur” diyerek bu katliamları savaş zayiatı göstermeye çalışmıştır. Biz kendine liberal kendine demokrat diyenlerin bu Kandil-Kortek katliamı karşısında AKP hükümetine eleştiri yaptıklarını duymadık. Çünkü onlar için AKP’nin resmi açıklamaları önemliydi. Daha doğrusu AKP’nin çirkinliklerini ve zulmünü görmemek onların karakteriydi. Bu defa mızrak çuvala sığmayınca Roboski katliamı kabul edildi. Ama bu katliama yol açan AKP politikalarına hala destek vermeye çalışıyorlar. Hasan Cemal bile artık artıları fazla diyemiyor. Hatta AKP’nin otoriter bir rejim haline geldiğini söylüyor. Ne var ki bazı işbirlikçi Kürtler AKP politikalarına meşruiyet kazandırmak için hala kırk takla atıyorlar. Ama artık onlar da AKP gibi iki yüzle gezemeyeceklerdir.
İlker başbuğ tutuklaması AKP’yi savunamaz duruma gelenlerin ağzına yeni bir argüman vermiştir. Herhalde bu süreçte bu sakızı çiğneyerek Kürtler üzerindeki zulüm politikalarının normal ve kabul edilebilir göstereceklerdir. Yürütülen faşist saldırıları ve zulmü sıradanlaştırıp normalleştireceklerdir. AKP yandaşı liberallerin yeni rolü Kürtler üzerindeki zulmü normalleştirip sıradanlaştırmaktır.
Hala her gün onlarca Kürt tutuklanmaktadır. Neredeyse duyarlı Kürt bırakılmamak amaçlanıyor. Bu faşizm değil de nedir? Roboski katliamının failleri bulunmazken, hatta korunurken bu katliamı protesto eden Kürtler ve demokratlar zindana doldurulmaktadır. İşte AKP gerçeği budur.