
7 Haziran seçimlerinde Türkiye halkları demokrasiden yana olduğunu gösterdi. Bu aynı zamanda AKP’nin boyutlandırdığı devlet terörü, faşizm ve savaş konseptine de hayır demekti. Türkiye’nin çoğunluğu AKP’nin sürüklediği karanlık tabloda yer almak istemiyor.
Seçimlerdeki bu sonuç, AKP için sonun başlangıcı ve yenilgi olarak tanımlansa da Erdoğan ve AKP bu gerçekle yüzleşmemekte ısrarlı. AKP seçim enkazı altında ömrünü uzatma arayışında ve bunun için yine şiddet politikasına sarılıyor. AKP, seçimler öncesi HDP’ye karşı yürüttüğü saldırgan siyasetini yeni bir aşamaya taşıdı. Erdoğan ve AKP’lilerin son dönemdeki pratikleri henüz sonuçlarını kestiremediğimiz bu saldırı dalgasının işaret fişeği, başlangıcı. Saldırılarda hedef Rojava şahsında tüm Kürt halkı olsa da, Türkiye’nin tüm demokratik kesimleriyle mutabık olunan barış cephesi hedef tahtasında.
Seçim sürecinde Kuzey Kürdistan’da kanlı örneklerini gördüğümüz bu tezgah Rojava’ya da taşınmak isteniyor. Tetikçisi DAİŞ’in Kürtlere yönelik katliamını yeterli görmeyen AKP bu işi artık kendi eliyle yapmak için harekete geçiyor.
AKP yaşadığı yenilgiyi sağlıklı değerlendirip, sorgulamak yerine intikam politikasını esas alıyor ve bu nedenle gaddarlaşıyor. Tüm zulüm politikalarına unutamayacağı bir dersle karşılık veren HDP ve Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmek için kirli politikalarını güncelliyor. AKP’nin seçim sürecinde HDP’ye karşı patlattığı bombalar şimdi DAİŞ tetikçileri vasıtasıyla Rojava’da, savaş uçaklarıyla da gerilla alanlarında patlatılıyor. İçte ve dışta esas aldığı savaş konseptini yeni hükümetin kurulmasını dahi bekleyemeden alel acele devreye koydu. Anlaşılan o ki planladığı erken seçimde oy toplamak için geçmiş seçim sürecinden daha kanlı bir politikayı uygulamayı esa alacak.
Bu saldırgan siyasetiyle üstünlük sağlamaya çalışsa da herkes AKP’nin akla ziyan bu histeri hallerinin yenilginin öfkesinden kaynaklandığını elbette biliyor. Kürt halkının seçimlerde AKP rejimine vurduğu şamarın izi hiç silinmeyecek. Rojava’daki Girê Sipî zaferinin ise bu yenilgisini ikiye katladı. AKP’nin iç siyasetteki “stratejik sığlığı” dış politikasında da aynı sonucu verdi. Girê Sipî zaferi ve Kobanê katliamı ardından sarfettiği sözler, DAİŞ ortaklığı ve Kürt düşmanlığının aleni itirafıdır. Bu söylemler, Rojava’ya yönelik bundan sonra gerçekleştirebileceği olası saldırılarının da sinyallerini veriyor. Tüm medyaya yansıyan bugüne kadar gönderilen silah dolu TIR’lar da, savaşçı transveri ve lojistik destek de dahil birçok belgelye kanıtlanan bu kirli ortaklığını gizleyemeyince, Rojava işgal planını aleni olarak açıklayıp DAİŞ taraftarlığını itiraf etmek zorunda kaldı. Zaten AKP ve Erdoğan’ın daha önce DAİŞ’i destekleyen söylemleri de bu kirli işbirliğinin itirafı ve savunmasıydı. Bu kirli ortaklık Erdoğan’ın ağzından bu kez resmi olarak duyuruldu. Suç şebekesi haline gelen devletin DAİŞ çeteleriyle sürdürdüğü bu ittifakın hangi sonuçlara yol açabileceğini hayal etmek bile ürkütüyor.
7 Haziran’da Türkiye halkları AKP’nin kendilerini sürüklemek istediği uçurumun farkına vararak, buna karşı tavır aldı, kanlı maceralara hazırlanan AKP ve Erdoğan’a dur dedi. Seçimlerde gösterilen bu tutumun istikrarlı olarak daha güçlü bir mücadeleyle ortaya konulması hayati önemde. Hem seçmenlerden oy alan partiler hem de kendilerini temsil için partilere oy veren seçmenler 7 Haziran’daki demokrasi ve barış tercihlerine sahip çıkmalı. Kürt halkı ve demokrasi güçlerinin direnişi AKP’nin kanlı planlarına set çekerek, geleceğin, barışın en büyük garantisi olacak. Böylece, seçim sürecindeki kanlı tezgahları AKP’yi kurtaramadığı gibi, Rojava’yı gerekçe göstererek yaptığı Kürt düşmanlığı ve işgal planları da AKP’nin çöküşünü önleyemeyecek. Demokrasi güçlerinin ilk görevi, savaş planları ve olası savaş hükümetini engellemek olmalı.