Geçen yıl bu günlerde, silahlar sustu, çatışma durdu, diyalog süreci başladı, gerilla Medya Savunma Alanlarına çekiliyor diye Kürdistan ve Türkiye toplumunda önemli bir umut yeşerdi. Herkes söylüyor ya, son bir yıldır gerilla ve asker cenazelerinin karşılanmamış olması, bu sürecin kazanımı diye.
Evet ama çatışmanın durması ve gerillanın çekilmesi dışında herhangi somut bir gelişme olmadı ki. Gerilla ateşi kesti, KCK elindeki esir askerleri serbest bıraktı, gerilla güçleri geri çekildi. Sonra da sabırla beklemeye çalıştı. Devlet ve hükümet cephesi ne yaptı?
Oyalamak zorunda olduğu için biraz laf etmek dışında, kayda değer hiçbir şey yapmadı. Kürt Halk Önderi ile İmralı’daki diyaloğu belli periyodlarla sürdürdü. Ancak bu diyaloglarda tartışma konusu olan konularda henüz bir arpa boyu yol almadı.
Alınan yol İHD izleme komisyonunun kamuoyuyla paylaştığı bilançodur. Yani 341 sınır karakolu, 2000 yeni korucu kadrosu ve 820 km’lik ‘güvenlikli yol’ (!) yapımı. Belki bazıları, KCK davasından tutukluların bırakılmasını hatırlatacak. KCK davası, zaten yoktan var edilmiş bir davaydı. Bu davadan tutuklanan insanlar, resmen rehine olarak tutuldular. Devlet ve hükümet şu anda onlara borçludur. Bu insanları, öncelikle hayatlarından alıkoyduğu için, devlet ve hükümet olarak onlara borçludur. Bu borcu bir gün ödemek durumundadır.
Bu ne perhiz ne lahana turşusu. Bu nasıl bir demokratik çözüm süreci?
Gelinen nokta, herkes açısından kaygı vericidir. Kürt Halk Önderi HDP heyetiyle yaptığı son görüşmede, "her an derinlikli çözüm imkanları da, çatışma olasılıkları da devrededir. Özellikle hükümetin atacağı adımlar, çatışma olasılığını ortadan kaldıracağı gibi çözümü de yeni formatta derinleştirerek geliştirebilir" demişti. Ancak AKP’nin sürekli oyalayan ve arada bırakan engelleyici yaklaşımları artık tanındığı için, sürece ilişkin umut ve beklentiler tükeniş aşamasında. Böyle devam ederse, gerilla da halk da, demokratik güçler de, sürece artık müdahale eder.
Sürecin tüm bu kritik karakterine rağmen, demokratik geçinen bazı çevreler, KCK’yi AKP’nin Kürt sorununu çözeceğine inanmakla suçluyor. AKP’ye karşı en çok inançsızlaşanın ve AKP’yi en iyi tanıyanın KCK ve Kürtler olduğu nasıl olur da görülmez…
Keşke aynı çevreler, bu sorunun çözümü için daha isabetli, tercih edilebilir başka bir sorumlu adres gösterebilseler. Kaldı ki mevcut diyalog, AKP Hükümeti ile değil devlet adına bir heyet ile yapılmakta. Ancak dönemin hükümeti olan AKP elbette bundan sorumludur.
Bir halkın özgürlük davasının çözümü için, kırk yıldır kıran kırana mücadele eden, savaşarak on binlerce canı bedel veren bir halk hareketi, davasını artık bir yere vardırmak istiyor. Bunun için elbette ki karşısında savaştığı güçle görüşerek çözecek. Çözümü geliştirecek olanlar elbette birbiriyle savaşmış, birbiriyle çatışmış güçlerdir. Birbirini en iyi tanıyanlar yine onlardır. Bu, devlet ile PKK’dir. PKK’nin çıkışı 70’li yıllarda AKP’ye karşı başlamamıştır, merkezi oligarşik ulus devlet yapısına karşı gelişmiştir. Diyaloğun da şimdi aynı güçle aranmasının yanlış olduğunu kimse iddia edemez. Ancak devletin yürütme yetkisini bu gün elinde bulunduran AKP, bin bir çabayla bu güne ulaştırılan çözüm sürecine istismarcı yaklaşmaktadır. AKP, sürece yazık etmektedir.
Kürtler, artık kendi başlarının çaresine bakacak duruma gelmiş bulunuyorlar. Ama kopuşu şimdiye kadar tercih etmediler. Şimdi sürecin aktığı yön kopuş yönüdür. Gelişmelerin dayandığı nokta, Kürtlerin artık kopuş dışında bir çarelerinin kalmadığı, düşüncesini güçlendiriyor. Bunun sonuçları, herkes için ağır olacaktır.
AKP sürece yazık etmektedir
Kürt Halk Önderi’nin 2013 Newroz’unda yaptığı çağrı üzerine, Demokratik Çözüm sürecinin gelişmesi için Kürdistan gerillasının, Kuzey Kürdistan dağlarından Güney Kürdistan’a çekilmesinin üzerinden, tam bir yıl geçti.