
HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, AKP’nin kurguladığı savaşın siyaseten kendisini bitirdiğine dikkat çekerek, “Masada kurguladığı savaş sokakta istediği sonucu doğurmadı. Toplum savaş istemiyor” dedi. Kürdistan’daki öz yönetim ilanlarının AKP’nin bu savaşına karşı bir siyasi tavır olduğuna dikkat çeken Demirtaş, “Halkın öz yönetiminden daha meşru bir şey olamaz” diyerek saldırılara tepki gösterdi. Demirtaş, erken seçimlere ilişkin de mesaj verdi. Seçimlerin HDP için “erken” olmadığını, 7 Haziran’dan bu yana hazır olduklarını vurgulayan Demirtaş, demokrasi güçlerine de çağrıda bulundu. “Seçim ittifakından söz etmiyoruz, birlikte hareket etmekten söz ediyorum. Güçlü bir demokrasi bloku, barış bloku birlikte hareket ederse AKP tek başına birinci parti olmayabilir böyle bir imkan var” dedi. Demirtaş’ın ANF’nin sorularına verdiği yanıtlar şöyle:
Halihazırda AKP’nin savaş politikasını ne düzeyde buluyorsunuz? Gelişeceğini düşünüyor musunuz?
Ben bir defa AKP’nin bir savaş oyunu gibi savaşı kurguladığını ve kendisine hizmet edecek bir düzeyde tutmaya çalıştığı kanaatindeyim. Böyle topyekün imha, topyekün bir savaş yürütmeye ne gücü var, ne iradesi var, ne de bunun gerçeğe tekabül etme şansı var. Bunu bildiği için topyekün imha savaşından çok siyaseten kendine yarayacak düzeyde bir savaş kurgusu ve planı yaptı. Ama masada kurguladığı savaş sokakta istediği gibi sonuç doğurmuyor. Yani evdeki hesabı çarşıya uymuyor. Siyaseten kendisine hizmet vermesi için kurguladığı savaş şu anda siyaseten kendisini bitiriyor. Şunu söyleyebilirim; AKP’nin ve bu yürüttüğü savaşın ne içeride ne dışarıda, ne toplumun vicdanında meşruiyeti, karşılığı var. İflas etmiş savaş politikasında ısrar ettikleri her saat, her gün kendi kendilerini bitiriyorlar, bitirmeye devam edecekler.
Peki, HDP bu savaş politikasından zarar görmüyor mu?
Savaş sonuçta demokratik siyaset alanını daraltan bir şeydir. Tutuklamalar da oluyor, ölüler de oluyor, HDP üyelerine yönelik gözaltılar oluyor, kriminalize eden uygulamalar oluyor. HDP’nin arzu ettiği şey çatışma, savaş ortamı değil. HDP’yi büyüten şey barış ortamıydı. AKP bunu bildiği için bu ortamı zehirlemeye ve HDP’yi var eden toplumsal duygu zeminini ortadan kaldırmaya çalışıyor. Fakat biz de bunun önüne geçmeye çalışıyoruz. Nasıl? Hem savaşı durdurmaya çalışıyoruz hem de bu savaşın bir “Saray Savaşı” olduğunu topluma anlatarak. AKP’nin arzu ettiği savaştan beklediği hedeflere ulaşmasını engellemeye çalışıyoruz.
Savaştan PKK’nin sorumlu tutulması mümkün mü? Savaşı AKP’nin başlattığı gerçeği ile karşı karşıya değil miyiz?
Dolmabahçe’nin inkarı, masayı devirmek artık AKP açısından savaşın ilanı anlamına geldi. Yoksa öyle Ceylanpınar’da 2 polis katledildi, onun üzerine savaş çıktı demek yanıltıcıdır yani 2 polis değil, 2000 polis ölse AKP’nin umurunda değil aslında. AKP polis için savaş başlatacak bir parti değil. Bizim için tek bir canın bile kıymeti vardır, ama onlar için yüzbinlerce polis, asker ölse umurlarında değil. İktidardan başka bir şey düşünmezler. Yani bilinmesi lazım ki, AKP kendi savaş hazırlığı ve kararlılığını örtmek için onu sürekli içeride ve dışarıda kullanıyor ve işte oradan başladı savaş diye bir meşruiyet kurmaya, oluşturmaya çalışıyor. O nedenle PKK’nin bu konuda, Ceylanpınar konusunda bir soruşturması, araştırması varsa bunu çok hızlı yapıp kamuoyuna açıklama yapmasında fayda görüyorum. PKK yaptığı eylemi üstlenen, söylediğini yapan, yaptığını söyleyen bir örgüt olarak hep tanındı, bilindi. Dolayısıyla bütün bu konuların tarihe doğru not düşülmesi için yani açıklanmasında biz fayda görüyoruz.
Ölümlerin önüne geçmek için barış mücadelesini yükseltiyorsunuz. Vicdani ret de güncel anlamda bunun bir parçası olabilir mi?
Vicdani ret seçim programımızda var, parti programımızda var. İnsanlar, gençler çıkıp toplu halde, tek tek vicdanı ret hakkını açıklayabilir ve savaşmak istemediğini söyleyebilir ve askerlik yapmak istemediğini söyleyebilirler. Bu ses çoğaldıkça savaşın durması ve zorunlu askerliğin sonlanması fayda getirecek, diye düşünüyorum. Bu konuda cesur olmalılar.
Uluslararası alanda kimi temaslarınız oluyor. Batılı devletler AKP’nin savaş politikasını nasıl yorumluyor?
Ben birçok ülkenin ve devletin olup bitenin farkında olduğu kanaatindeyim. Yaptığım görüşmelerden bu izlenimi edindim, diyebilirim. Yani AB’nin 26 ülkesinin büyükelçileri ile görüştüm. Amerika, İngiltere, İran elçileriyle ayrı ayrı görüştüm. En son İsveç Dışişleri’yle görüştüm. Haftaya Avusturya Cumhurbaşkanı’yla görüşeceğim. Oradan Belçika’ya gideceğim, orada üst düzey bazı görüşmeler yapacağım. Sonrasında Almanya’da bazı görüşmeler yapacağım. Bütün bundan hedeflediğimiz şey de, Türkiye’nin kendi iç sorununu çözme konusunda yeniden bir diyalog ve müzakere yoluna dönülmesi açısından savaşın durdurulması için uluslararası kamuoyu yaratmak, kamuoyu desteği yaratmak. Yani sonuçta Türkiye toplumunun çıkarına, lehine olan şey barıştır, biz bunun arayışı içerisindeyiz. Savaşın uluslararası toplum nezdinde de güçlü bir desteği yok, bunu net olarak söyleyebilirim.
Türkiye’ye dönersek; mesela CHP, çatışmalı süreçteki rolünü yeterince oynuyor mu?
CHP’nin tutumu eskiye göre daha olumlu bir noktada tabii, dikkat ederseniz kayıtsız, koşulsuz bu AKP’nin yürüttüğü savaşı desteklemiyorlar, eleştirileri var. Fakat net bir barış ve çözüm duruşu ortaya koymuyorlar. Yani savaşa koşulsuz destek veren bir CHP yok şu anda. Yani silahların susması konusunda bir irade gösteriyorlar, savaşa karşı bir eleştirel duruş var ama bir çözüm iradesi ve çözüm cesareti ortaya çıkmıyor CHP’de.
Sayın Öcalan’a yönelik tecrit sürüyor. Kendisinin devlet heyetiyle görüşme yaptığına dair yeni bilgi var mı?
Bir görüşme yapıldığına dair somut bir bilgi yok elimizde. Böyle bir tecrit ortamında da spekülasyonlara dayanarak konuşmamak lazım. Kesintisiz bir tecrit var, hükümet bu konuda da bilinçli politik bir tutum olarak tecridi uyguluyor. Hukuku tümüyle ayakları altına aldığı, 2,5 yıldır müzakere yürüttüğü muhatabını hiçleştirmeye çalıştığı başbakan ağzıyla itiraf edilmiş durumda. Tabii bu geçen 4 aylık süreç bize çok şey gösterdi. AKP’nin çözüm istemediği, AKP’nin oyalamacı olduğu, AKP’nin halkı kandırmaya çalıştığı, çözüm sürecini çürütmeye bıraktığı eleştirileri 2,5 yıldır yapılıyor. Hala bunu bir türlü anlatamıyorduk. Toplum şimdi bu 4 ayda bunların hepsini gördü ve AKP’nin çözüm konusundaki duruşu, ciddiyetsizliği, pragmatist yaklaşımı, araçsallaştıran yaklaşımı, Sayın Öcalan’a yaklaşımı hepsi o kadar çirkin bir şekilde dışa vurdu ki artık kin, öfke kusmaya başladılar. Yani 2,5 yıldır müzakere yürüttükleri muhataplarına, bizlere ağza alınmadık küfürlerle, hakaretlerle yaklaşıyorlar. Neden? Çünkü iktidarlarını kaybettiler. Çünkü onlar için çözüm süreci güçlü AKP iktidarı demekti. Buna yaramıyorsa barışın, çözümün onlar açısından bir değeri, kıymeti yoktur.
Erdoğan ‘çözüm süreci buzdolabında’ dedi. Sizin için nerede?
AKP kendi geleceğine endekslemek istiyor çözüm sürecini. AKP’nin tekelinden çıkarmamız lazım. Çözüm sürecini buzdolabına koyup çıkarmak artık AKP’nin karar vereceği bir durum olmamalı ve biz olası erken seçimde AKP’yi daha da geriletmeyi başarırsak AKP’nin tekelinden çıkar barış süreci. Yani buzdolabına koyma hakkı Cumhurbaşkanı veya AKP yönetiminin elinde olamaz, olmamalı. Barışı biz istediğimiz zaman dayatarak, zorlayarak yaptırmalıyız. Zatıalinin inisiyatifine bırakmamalıyız. Her gün, her saat barışı istemeye, çözüm istemeye devam etmeliyiz ki toplum olarak AKP savaşı ben başlattım ve ben durdururum gibi bir gücü kendinde göremesin.
Erken seçimin 1 Kasım’da yapılacağı açıklandı. HDP’ye yeni oy veren kitlelerde partinizden bir uzaklaşma öngörüyor musunuz?
Meşruiyetimizi zorlayan bir durum değil, daha çok HDP’ye yeni umut bağlayan, ilk defa HDP’ye akmaya başlayan kitlelerin etkilenmesi söz konusu. Evet, HDP’ye akış konusunda özellikle Kürt olmayan kitlelerde bir tedirginlik gözlemleniyor savaştan kaynaklı. AKP de zaten daha çok bu kesime hitap eden bir kirli propaganda yürütüyor. Biz bu oyunlara alet olunmaması, seçim dönemi olsun ya da olmasın, mutlaka şiddet dışı yönetimi AKP’ye dayatarak sonuç alınması gerektiği konusunda bir kararlılık sahibiyiz. HDP’nin işi budur. HDP’nin işi silahların konuştuğu yerde silahları durduracak siyaset yapmaktır. Bütün gücümüzle silahların susması için uğraşıyoruz.
Yeni seçmenlerimize zorlanarak da olsa sesleniyoruz. Çünkü medya ambargosu çok güçlü ve bu yeni kesimlere ulaşmamamız için ciddi bir siyasi manipülasyon, karalama kampanyası var ama biz aşmaya çalışıyoruz. Yani tümüyle kapalı demiyorum fakat eskisi kadar tabii ki rahat bir ortam değil, ülkede şu an demokratik siyaset açısından.
Peki, seçim için hazırlığınız, enerjiniz var mı? Yoksa gerçekten ‘erken’ mi oldu?
7 Haziran’daki konuşmama tekrar bakılmasını tavsiye ediyorum. Orada Erdoğan’ın seçim sonuçlarını kabul etmeyeceğini biliyorduk. Bizi savaşa sürükleyeceğini belirten bir açıklama yapmıştık. 7 Haziran’dan itibaren seçime hazırız. Önümüzdeki ay da yapılsa korkumuz yoktur. Çok hızlı şekilde planlamamızı çözeriz. MYK, seçim koordinasyonumuz toplanacak. Sıfırdan çalışma yapılmayacak; yüzde 95 önceki çalışmamızın üzerine inşa edeceğiz.
AKP’nin erken seçimde birinci parti olmama ihtimali güçlü mü?
Bu demokrasi güçlerinin birlikte hareket etmesine bağlı bir şey aslında. Yani Türkiye’de dediğim gibi tekçi, ırkçı savaş bloku var, AKP ve MHP tereddütsüz bu blokta yer almayı kabul etmiş durumda. Bir de barış isteyenler var. Bu blokun kimlerden oluşacağını, önümüzdeki dönem tabii ki AKP’nin birinci parti olup olmaması belirler. Yani CHP ve parlamento dışındaki demokrasi güçleri bir barış bloku, gerçekten de alternatif demokratik iktidar bloku olarak hareket etmeyi başarabilirlerse -tırnak içinde söylüyorum; bir seçim ittifakından söz etmiyorum, birlikte aynı ilkeler içinde ülkenin barışı, selameti için birlikte hareket etmekten söz ediyorum- o zaman AKP tek başına birinci parti olmayabilir. Böyle bir imkan var, böyle bir alan var. Türkiye toplumu bir alternatif görmek istiyor ve o biziz. Bizim dışımızda da kimse yok.
Seçim hükümetinden ne beklemek gerekiyor?
Biz seçim hükümetinde yer almak istiyoruz ve AKP’nin devlet imkanlarını, hükümeti kendi partisi lehine kullanmasına engel olmak için ve yine hükümette olarak aslında HDP’nin Türkiye’nin bir parçası gerçeği, meşruiyeti olduğunu ve Türkiye’yi yönetebileceğini göstermek istiyoruz. Biz AKP hükümetiyle işbirliği yaparak koalisyon kurmuyoruz. Seçmenimizin hakkı olan koltukları, sandalyeleri AKP’den alıyoruz aslında. Yoksa AKP’nin bir lütfu değil, bizim hakkımızdır, onu AKP’ye bırakmak istemiyoruz.
Öz yönetim bir tavırdır
Kuzey Kürdistan’ın pek çok yerinde halk öz yönetim ilanında bulundu. AKP cenahından buna karşı tehditler geliyor. Sizin için halkın bu iradesi ne ifade ediyor?
Halkın öz yönetiminden daha meşru bir şey olamaz. Partimizin programının bir parçasıdır, biz zaten iktidara gelirsek veya iktidarla bir müzakere yürütürsek Türkiye’de siyasi yönetim modeli olarak özerkliği öneren bir partiyiz, resmi olarak. Dolayısıyla halkın özerklik talebini gayrimeşru ilan etmek partimizin programına da, ruhuna da aykırı olur. Bizim buradaki farkımız silah kullanılmamalı, şiddetsiz olmalı. HDP’nin yaklaşımı HDP’nin çözüm arayışı bu zemin üzerinde, demokratik siyaset zemini üzerinde olabilir. Dolayısıyla sivil halk meclislerinin ilan ettikleri özerklik tutumunu saygın bir halk iradesi beyanı olarak görmek lazım. Kent meclisleri, sivil toplum örgütleri eğer hükümet kurumlarına bir demokratik alternatif oluşturmak istiyorlarsa ve bunun nasıl oluşturulması gerektiğini fiilen ilan ederek yapıyorlarsa onu ciddiyetle dinlemek lazım. Yani gözaltına almak, tutuklamak, öldürmeye çalışmak nafiledir. Halkın sesine kulak vermek ve öz yönetimi güçlendirecek tartışmaları yürütmekte fayda var. Halk şu anda özerklik ilanıyla birlikte bizatihi özerklik çözümünü net olarak hayata geçirmiş olmuyor ama bu konudaki iradesini, kararlı, ısrarlı tutumunu belirtmiş oluyor. Siyasi bir tavır alıyor, siyasi bir hamle yapıyor. Halkın bu konudaki yaklaşımını böyle anlamak lazım. Yoksa şu anda işleyen bir özerklik yönetimi falan yok. Yani ‘bakın efendim özerklik budur, özerklik bu mu olacak’ gibi yaklaşmamak lazım. Bu bir siyasi irade beyanıdır. Biz böyle algılıyoruz. Halkın bu tutumuna saygı duyuyoruz.
Hükümetin de, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin de bunu kriminalize etmemesi lazım. Bunu bölücü faaliyet görmek yerine ciddiyetle tartışması, ciddiyetle eleştirmesi daha yerinde olur. Yani varsa eksikliği ‘şöyle olmamalı, böyle olmalı’ diyebilmelidir, hükümet. ‘Şurası yanlıştır, şurası yetersizdir’ diyebilmeli. Onun dışında saldırgan bir tutumla ve hiçleştiren bir tutumla sorunun çözülmeyeceğini görmek lazım.
ALİ BARIŞ KURT / ANF/ANKARA