Türkiye’de yıllardır sol-demokrasi güçlerinin dağınıklığı Türkiye halklarını sonunda AKP gibi bir iktidara teslim etti. AKP’nin iktidar olmasındaki en büyük neden, Türkiye’de demokratik-özgürlükçü kitlesel sol bir siyasetin olmamasıdır. AKP gibi küresel egemen siyasetlerin uzantıları, popülist politikacılar fırsatçı karakterleri ile kendilerini zorunlu bir siyasi seçenek haline getirdi. Tabii ki AKP ve benzeri partilerin tarihi olarak Türk devlet yapısı ile bağı, iktisadi ilişkilerle palazlanmış çıkar gruplarının da bunda etkisi var. Ayrıca AKP gibi iktidara gelmek için kırk takla atan ve şekilden şekile giren yapıların toplumun içinde yayılmasının da rolünü görmekte fayda var.

Bu avantajlarla AKP 2002’de kurulup, 3 Kasım 2002’de iktidara geldiğinde “Yeni siyaset, yeni söylemler ve değişim” ile klasik devlet politikalarının temsili olan partileri baraj altına itmişti. Siyasal zeminde Kürt direnişinin TSK vesayetini zayıflattığı gibi devlet politikalarını sürdüren partileri de tasfiyenin eşiğine getirmişti. AKP’nin “muhafazakar demokrasi” gömleği giyerek siyasal İslamı, liberal grupları ve milliyetçi kesimleri kendinde temsil etmek için cemaat gibi farklı blokları da içine taşıması ortaya AKP’yi çıkardı. Recep Tayyip Erdoğan için “oluşturulan karizma” işlevselliği ise AKP’ye büyük oranda avantajlar sağladı. Ama bütün bu sebeplerin esasını Türkiye’de kitle siyaseti yürütecek sol/demokratik bir siyasetin kendisini geliştirmemesi oluşturuyor.
İşte şimdi AKP’deki Tayyip Erdoğan karizması “totaliter, tekçi lider sultasına dönüşmüş durumda. Muhafazarklık “aşırı İslama” giden yol oldu. Milliyetçilik “Yeşil Kemalizmin” olarak tekçi siyasete dönüştü. Sermaye yanlılığı ise Gezi Parkı, ODTÜ, kentsel dönüşüm konularında görüldüğü gibi gözü dönmüş rant siyasetine bağlı AKP’yi ortaya çıkardı. Cemaatlerle koalisyonlu iktidar bloku oluşumu ise Hakan Fidan, dershaneler ve kadrolaşmada yapısal çelişkilerin ortaya çıkmasını sağladı. Yani demem odur ki AKP, toplumun ihtiyaç duyduğu siyasal bir parti olamadı. Olamaz da. Çünkü varoluşsal zihniyeti, alışkanlıkları toplumsal doğanın gerçeği ile çelişkilidir.
Bu nedenle HDP projesi AKP’ye karşı alternatif siyaset üreterek Türkiye toplumunun ihtiyaç duyduğu bir siyasal oluşum olma potansiyeli taşıyacaktır. HDP’nin AKP’ye alternatif siyaseti, zaten AKP’nin siyasal türevi olan CHP, MHP ve İP gibi partileri doğallığında teşhir edecek ve işlevsiz kılacaktır. HDP’nin Türkiye’de AKP projesine karşı, samimi müslümanları, Alevileri, kadınları, çevrecileri, sanatçıları, öğrencileri, işçi ve işsiz gençleri, emekçi sınıfları, gecekonduları doğrudan örgütlemeye girişmesi beraberinde Türkiye halkını doğru temelde ayağa kaldıracaktır. Bütün siyasal olasılıkları düşündüğümüzde HDP’nin önü açıktır. HDP bu başlangıcı yapabilir.
Yeni bir başlangıç için ise HDP, dogmatik, dar sınıfçı, marjinal söylemlerle değil, toplumsal bütünlüğü hedefleyerek yeni bir siyaset dili oluşturabilir. HDP’nin içindeki farklı sol, demokratik siyasal gelenekten gelen partiler, gruplar ve şahsiyetlerin birikimi AKP’nin birikiminden kat be kat fazladır. Kürt sorunu ile kurulan doğru bağ; Türkiye toplumunun ihtiyacı olan eşitlik ve özgürlük ihtiyacını siyasetinin merkezi haline getirirse HDP Sırrı Süreyya Önder’in de dediği gibi Türkiye’ye yeni bir siyasal soluk kazandıracaktır. Bunun için HDP, kendi kadro hareketini, kendi siyasal kimliğini ve siyaset tarzını hızla oluşturmak durumundadır. Genç, dinamik ve mücadele heyecanını canlı tutacak kadro vizyonu ile HDP, giderek gericileşen AKP’ye ve faşizmin sınırları içinde dolaşan CHP ve İP gibi yapıları da büyük ölçüde boşa çıkaracaktır.
Son olarak, milliyetçi ve dinci akımlarla, ulusal/sosyal faşizmin sınırlarında dolaşan solcuların HDP’den ürkmesi anlaşılır. Çünkü bunların varoluşu anlamsızlaşıyor. Ama Kürdistani olan yapıların izlerini taşıyan “birey”lerin HDP projesinden “içkinlenmesi” anlaşılır değil. Nelson Mandela’nın dediği gibi “Güney Afrika’da ırkçılara karşı tek dostlarımız komünistlerdi” sözü de bu manada değerlidir. Türkiye’deki milliyetçi ve faşist devlet politikalarına karşı Kürtlerin gerçek dostları HDP projesi içinde yer alan ve bedel ödeyen devrimcilerdir. Unutmamak gerekir ki Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, İbrahim Kaypakaya, Dr.Hikmet Kıvılcımlı, Kemal Pir, Haki Karer gibi devrimci önderlerin mirası da misyonu da bugün HDP’nin içindedir. Bu nedenle eleştiriler, HDP’yi güçlendirecekse, dar grup siyasetlerin aştıracaksa, kemalizmin yedeğine düşme uyarısı yapacaksa ve halka daha büyük kazandıracaksa değerli ve anlamlıdır. Ama “eleştiri” adı altında yıpratma/çökertme/marjinalleştirme amacı taşıyorsa bu anlamsızlıktır. Bu gizli AKP’lilik ve CHP’liliktir. Ki bunun da bir anlamı ve değeri yok!