Ağrı’da 11 Nisan Çarşamba günü yapılan operasyon AKP’nin çözüm sürecini resmen rafa kaldırdığının işaretidir. AKP bu operasyonla çatışma sürecini yeniden başlatmak istiyor. AKP’nin niyeti bu operasyonla açığa çıkmıştır. AKP kalemşörleri televizyon ve radyo kanallarında boy göstererek “çözüm sürecine eklemlenmemiş bir PKK olduğunu, bir değil birkaç PKK’nin olduğu” yönünde inciler döktüler! Aslında eklemlenmeyen biri varsa o da AKP’dir. Çözüm sürecinden yana olan bir AKP iç güvenlik yasası yerine demokratik bir yasa yapabilirdi. Bunu yapmadı. Bunun yerine vali ve polisleri olağanüstü yetkilerle donatıp, ülkeyi bir polis devleti haline getirerek kendisine muhalif bütün kesimleri susturma çabası içine girdi.
Yaklaşan 7 Haziran seçimleri öncesi HDP’nin barajı aşacak pozisyonda bulunması AKP ve Cumhurbaşkanı’nın bütün hesaplarını altüst ediyor. Bundan dolayıdır ki Serik Kaymakamı’nın “Serik halkının hassasiyetleri var, HDP parti binasının kapatılması gerekir” yönündeki açıklamasından sonra HDP‘ye yönelik saldırıların gelişmesi ve buna karşı herhangi bir idari tedbirin alınmamış olması Türkiye’deki demokrasinin geldiği aşamayı ve AKP’nin çözüm(süz)lük niyetini göstermektedir. Bu yaklaşımdan sonra HDP Genel Merkezi başta olmak üzere Bursa, Rize ve birçok yerde HDP seçim bürolarına yönelik saldırılar gerçekleştirilmiştir.
AKP’liler yazılı ve görsel basın başta olmak üzere bütün alanlarda hop oturup, hop kalkarak “HDP eğer Türkiye partisi ise PKK’yle ilişkisini kessin” diyor. Ancak unuttukları ya da unutturmak istedikleri bir şey var; AKP’nin kendisi PKK ile bir çözüm süreci yürütüyor, HDP ise bu çözüm sürecinin bir tarafı olarak buna aracılık yapıyor. Eğer bu her iki partiden biri PKK ile ilişkisini keserse ortada çözüm süreci diye bir şey kalmaz.
Kamuoyu şunu iyi biliyor ki HDP, AKP’den daha çok Türkiye partisidir. HDP bütün renkleri içinde barındıran, AKP gibi tekçi düşünmeyen, tekçilik yerine çoğulculuğu esas alan bir anlayışa sahiptir. AKP‘nin esas hedefi toplumda büyük bir güç haline gelen HDP’yi etkisizleştirmek ve dağıtmaktır. Bunun içindir ki 6-7 Ekim olaylarıyla başlayan “HDP’yi karalama ve etkisizleştirme operasyonu” Ağrı provokasyonuyla devam ettirilmiştir. AKP toplumda güç kaybettikçe HDP’ye saldırmakta, “HDP’nin silahların gölgesinde, zorla ve tehditle oy aldığını ve çözüm sürecine karşı olduğunu!” dile getirmektedir. Tam aksine, AKP çözüm sürecinde bugüne kadar söylemden öteye gidemeyen bir yaklaşım sergilemektedir. Eğer AKP‘nin bu süreci çözme gibi bir niyeti olsaydı, sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi için izleme kurulunu hemen oluştururdu. Fakat cumhurbaşkanı, aynı zamanda AKP’nin filli genel başkanı olan Tayyip Erdoğan’ın ordudan özür dilemesi ve Balyoz davaları konusunda “Aldatıldık” demesinden sonra Balyoz davasında beraatların başlamasıyla hükümetin böyle bir niyetinin olmadığını anladık. AKP bugün geçmiş hükümetlerin yapmış olduğu gibi, orduya sarılarak kendisine bir çıkış aramaktadır. Demokratik bir tutum yerine, faşizan politikalara sarılarak kendi iktidarını sağlamlaştırma ve Tayyip Erdoğan‘a tek adamlılığa giden yolu açmak istemektir. Ama bizler şunu çok iyi biliyoruz ki dikta rejimler hep yenilgiye uğramıştır.
Amerikalı bir Kızılderili “Siz hiç beyazların kendilerine beyaz dediklerini duydunuz mu?” diye sorar ve devam eder: “Ama beyaz adamlar başkalarına çeşitli adlar takarak, onları bölerek kendisini hakim kılar. İsim taktıklarına ise öyle olmadıklarını ve kendilerinin de beyaz adam gibi olduklarını kanıtlamak zorunda olmayı dayatır.” Bugün AKP‘nin Kürtlere, diğer etnik grup ve inançlara ve farklı düşüncelere yaptığı, Kızılderili adamın bu anlatımdan farklı bir durum değildir. Bugün, Avrupa Parlamentosu’nun Ermeni Soykırımı’nın kabulünden sonra AKP, CHP ve MHP’nin ortak tutumunun bu ülkede kendi geçmişiyle yüzleşmenin bunlar açısından sıkıntılı ve zor olduğunu göstermektedir. AKP, CHP ve MHP bu ülkede Kürt sorununu çözmek istiyor ise Ermeni meselesinden başlayarak bir yüzleşmeyi gerçekleştirmesi gerekiyor. Yukarıda belirttiğim gibi, ne yazık ki bu gerçekleştirilmiyor. Bunun içindir ki 7 Haziran genel seçimleri, Türkiye halklarının vicdan ve demokrasi sınavıdır. Herkesin bu bilinç ve inançla çalışmalara katılması gerekiyor.
* Eğitimci