Şimdi Türkiye’de IŞİD konusunda bir saptırma var. Sosyal ve kültürel etkenler ve analizler yapılıp bu insanlık dışı hareketi besleyenler ve destekleyenler temize çıkarılmak istenmektedir. Nasıl ki bir zamanlar Ahmet Davutoğlu öfkeli gençler deyip IŞİD’i normalleştirip temize çıkarmak istemişse, şimdi de bu farklı biçimde sürdürülüyor. 

Her zaman sosyal ve kültürel sorunlar olur. Arap coğrafyasında da toplumsal ve kültürel sorunlar var. Toplumsal psikolojik sorunlar var. Yine Arapların 22 devlete bölünmesi sorunu var. Bunlar dün de vardı, yarın da olacak gibi görünüyor. Ancak toplumsal sorunları, kültürel sorunları, ekonomik sorunları algılama ve yaklaşım önemlidir. Sorunlara hangi ideoloji ve siyasi zihniyetle bakıldığı önemlidir. Bu görülmeden sosyal ve ekonomik sorunlar var; IŞİD’i ortaya çıkaran toplumsal etkenleri anlamak gerekir demek bir çarpıtmadır, hedef saptırmadır. Siyasal sorunları, siyasal yaklaşımları ele alıp bu yönlü tedbirleri gündemleştirmeden hep sosyal ve kültürel etkenlerden söz etmek bir demagojidir. Gözleri somut, acil sorunlar ve görevlerden kaçırmanın bir yöntemidir.

Sosyal ve kültürel sorunlar, mezhep çelişkileri daha uzun vadeli çözülecek sorunlardır. Siyasal yaklaşım ve sorunlar ise hemen çözülmesi gereken ve çözülebilecek sorunlardır, konulardır. Zaten bu sorunları çözmeden sosyal ve kültürel olgulardan kaynaklanan sorunları gidermek de mümkün değildir. Çünkü siyasal yaklaşımlar sosyal ve kültürel sorunların yarattığı sonuçları ya hafifletirler ya da daha da arttırırlar. 

Öte yandan sorunları dışarıda aramak kadar tehlikeli bir şey olamaz. Kuşkusuz emperyalizm ve kapitalist modernite Ortadoğu’nun sorunlarını ağırlaştırmaktadır. Bunlar her zaman tartışılır ve tartışılacak konulardır. Ancak mevcut IŞİD zihniyeti ve katliamlarını değerlendirirken öncelikli bölgedeki siyasal yaklaşımları değerlendirmek gerekir. Bu konuda yanlış yaklaşımları mahkum edip doğru yaklaşımları hakim kılmadan IŞİD faşizmini geriletmek mümkün değildir. Bu açıdan AKP’nin zihniyeti ve bunun siyasete yansımasının iyi ortaya konulması ve teşhir edilmesi gerekir. AKP’nin zihniyeti IŞİD’le aynı olduğu gibi IŞİD’i besleyip büyütendir. Aslında IŞİD olay ve olgulara aynı AKP gibi bakıyor. Nitekim AKP’nin gerçek dostları ve düşmanları IŞİD’in gerçek dost ve düşmanları oluyor. 

Erdoğan “terörün dini yoktur” diyor. Ancak IŞİD zihniyetini ve katliamını ortaya çıkaran zihniyeti bir tarafa bırakıyor. İslam dünyasındaki kimi zihniyet ve politik yaklaşımlar IŞİD’i beslemiş ve bugünlere getirmiştir. Bu nedenle İslam’la ilgisi yoktur demek bir göz boyama ve gerçeği saptırma oluyor. Tabii ki IŞİD’in İslam’la, İslam’da var olan değerlerle alakası yoktur. İslam’ın özüyle bir alakası olup olmaması ayrı bir konudur; İslam coğrafyası, İslam ülkeleri ve İslam toplumları içindeki kimi zihniyet, anlayış ve politikalarla ilgisi olup olmaması ayrı bir konudur. İslam dünyasındaki kimi zihniyet, anlayış ve politikalar, yorumlamalar bu türlü insanlık dışı örgütleri ortaya çıkarmaktadır. Yani İslam dünyasındaki iç etkenler bu sorunları çıkarmaktadır. Bu çerçeveden bakıldığında IŞİD’i ortaya çıkaran zihniyet, anlayış ve politikalarla AKP’nin savunduğu zihniyet, anlayış ve politikalar ruh ikizidirler. Bu nedenle AKP bu gerçeği gözden kaçırmak için Arap dünyasındaki sosyal ve kültürel sorunlara dikkat çekiyor. IŞİD’i bunlar yaratıyor, diyor. Böylece kendi gerçekliğini ve suç ortaklığını örtmek istiyor. 

Şu anda dikkatler IŞİD’i besleyip büyüten siyasetlere yönelmelidir. IŞİD’in arkasındaki devletlere ve siyasi çevrelere bakmak gerekir. Bunlar açığa çıkarılıp teşhir edilmeden, bu güçlerin üzerine gidilmeden şu sosyal ve kültürel nedenlerle olmuştur, esas bunların üzerinde durmak gerekir demek, IŞİD’e karşı mücadeleyi zayıflatan bir söylem olarak görülmelidir. Bu söylemi de AKP gibi siyasi güçler ve onların yardakçıları bilinçli biçimde hep gündemde tutmaktadırlar. Böylece gündem saptırarak şu anda yaşanan katliamların arkasındaki, yanındaki güçlerin görülmesi engellenmek istenmektedir. 

Erdoğan milli maçtaki şovenist yaklaşım ve IŞİD’e sahip çıkan protestolar karşısında “bu bizim genlerimizde yok” demiş. Bu da aslında bu durumu yaratma konusundaki suç ortaklığını örtmek içindir. Dünya karşısında böyle konuşuyor. Ama bu sapkınlara; solculara, Kürt devrimcilerine, gezi protestocularına söylediği şeyleri söyleyebiliyor mu? Hayır söylemiyor. Sadece bu öfkeli çocuklarına siz böyle yaparak ülkemizi zor durumda bırakıyorsunuz; böyle yapmayın diyor. Yani nasihat veriyor. Yoksa bir karşı çıkışı ve tutumu yoktur. Aslında stadyumdaki durum AKP politikalarının yansımasıdır. Bu aynada kendisini görmesi gereken Erdoğan ve AKP’dir. 

Dünya devletleri ve istihbarat örgütleri içinde IŞİD’le bu düzeyde iç içe olan başka devlet ve istihbarat örgütü yoktur. Amiyane deyimle IŞİD’in içini en fazla bilen Türk devletidir. MİT yıllardır sınırda IŞİD’le iç içedir. Kuşkusuz Suriye içinde ve Irak’ta da IŞİD’le ilişkileri vardır. MİT özellikle sınırlarda IŞİD’in eskortluğunu yapmıştır. Başka türlü IŞİD Türkiye sınırlarını bu düzeyde kullanamazdı. 

John Kerry bile tüm sınırları IŞİD’e kapattık, şimdi sadece Cerablus’taki Türkiye sınırı kaldı, diyor. Yani IŞİD’in tek nefes borusu burasıdır, diyor. Cerablus öyle dağlık bir alan değildir. Kerry neden sınırdan rahatsızdır, bu sorunun cevabını Türkiye vermelidir. Daha doğrusu hesabını! 

IŞİD saldırıları ve gündemi ortamında Türk devleti dün Farqîn’de, şimdi de Nusaybin’de insanları pervasızca katlediyor. Bu ölümler Türkiye’de normal hale getirilmiş bulunuyor. Türkiye’de bu cinayetlere karşı ses yükseltilmiyor. Çünkü bu cinayetler devletin hakkı görülüyor. Bu büyük bir ahlaki, siyasi ve vicdani bir yozlaşmadır. Bu cinayetlerin görmezlikten gelinmesini sağlayanlar, Türk devletinin sömürgeci politikalarını eleştirip orada neden asker ve polis bulunuyor diyeceklerine, neden hendekler kazılıyor, neden asker ve polise direniliyor diyenlerdir. Bu cinayetlerden esas olarak böyle yaklaşım içinde olanlar sorumludur. Ölenleri ve halkın direnişini suçlayanlar devletin bu kadar rahat adam öldürmesinden sorumludurlar. 

Türkiye kültürel soykırımcı ve işgalcidir. Kürt halkının çok meşru olarak ortaya koyduğu özyönetimlerine saldırmaktadır. Buna karşı gençler tabii ki direnecektir. Dolayısıyla gençlerin ve halkın direnişini sorun yapmayı bir tarafa bırakıp bu devlet neden Kürtlere böyle yaklaşıyor, insanları öldürüyor diyerek AKP’nin politika ve uygulamalarından hesap sormalıdır. Demokrat ve insani kafaların yapması gereken budur.