Sömürgecilik işte budur: İnsanların canına kıyar, vatanını işgal edip malını-mülkünü yıkar, yakar, gasp eder.

Dolmabahçe mutabakatını çöpe atan, 7 Haziran seçimlerini reddeden AKP çetesinin yaptığı budur. Önce halkın iradesini gasp ettiler. Sonra canına kıymaya, yeniden işgale ve katliamlara başladılar. Suruç katliamıyla başlayan, Cizre, Lice, Silvan, Sur, Nusaybin, İdil ile devam eden işgalci zulüm gözümüzün önünde sürüyor. AKP, devletin yüz yıllık inkar, imha siyasetine açıkça geri dönüyor. Geçmişten hiç ders almamış gibi, gene denize düşen yılana sarılıyor.

Diyarbakır'ın göbeğinde, kameralar önünde, Avukat Tahir Elçi'nin katledilmesiyle yeni bir imha süreci başladı.

Artık güpegündüz ve kameraların önünde, canlı yayınlarla yansıtılan katliamlar yapılıyor.

Cizre böyle canlı yayınlar eşliğinde işgal edildi. Halk Meclisi Eşbaşkanları Asya Yüksel, Mehmet Tunç ve yüzlerce insan canlı yayınlarla katledildi.

AKP yalakaları "Terörle yaşamaya alışmalıyız" diyor.

Yani "devlet güçleri istediği gibi katliam yapsın, terör estirsin ama halk ses çıkarmadan boyun eğsin" diyorlar. Yazılı ve görsel medyaları da, bu katliamları vatan müdafaası olarak gösteriyor. Türk halkının bunu desteklemesini, en azından sessiz kalmasını istiyorlar. Böylece devrimci direnişin en önünde yer alan şehirler birer birer işgal edilip halk cezalandırılıyor. Halk göçertiliyor, şehirler boşaltılıyor. Halkın canına kıyılıyor, cenazeleri paramparça edilip çöpe atılıyor, malları kamulaştırma adı altında gasp ediliyor. Müteahhit firmalar leş kargası gibi üşüşüp ranttan pay kapmaya çalışıyor. Geleneksel şehir merkezleri yok edilip yerine TOKİ merkezleri kurulması planlanıyor. Bunun en çarpıcı örneği Sur'daki katliam, yıkım ve kamulaştırma kararıdır. Böylece binlerce yıllık bir şehrin merkezi yok ediliyor. Yani sadece insanlar değil, şehrin kimliği de, ruhu da katlediliyor. Esas büyük cinayet budur. Başbakanın Ermeniler gibi demesi boşuna değil. "Ermenileri nasıl silip süpürdüysek Kürtleri de silip süpüreceğiz" diyorlar. Halkın yaşam alanlarını yaşanmaz hale getiriyorlar.

Erdoğan ve bu uğursuz savaşta Kürtlere karşı birleşenler, yüz yıllık tarihi unutuyorlar mı?

Kendilerinden önceki nice ırkçı çetenin Kürdistan'ı nasıl işgal ettiğini, nice zulümler yaptığını bilmiyorlar mı?

En azından Dersim isyanında yapılan zulmü kendileri de itiraf etmedi mi?

O zaman, bütün bunların kar etmediğini de bilmeleri gerekir ve biliyorlar.

Zaten bu kadar vahşileşmeleri de bundandır.

Geçmişteki isyanlar zamanında devlet güçleri isyanı bastıracaklarından, yani zaferi(!) kazanacaklarından emindi.

Ama artık güçleri yetmiyor. "Son terörist yok edilinceye kadar, terörü kökünden kazıyıncaya kadar..vb." umutları kalmadı, hayalleri yıkıldı. Kaybetme korkusu yüreklerine indi. Bu korku ve panik içinde saldırıyorlar. AKP çetesi tam bir yıkım ekibi gibi çalışıyor. Halka boyun eğdirme, çöktürme amacıyla başlayan vahşi saldırıların azgınca sürdürülmesi, herkese "Bu AKP ve bu devlet ne yapıyor, bu işin sonunun görmüyor mu?" dedirtiyor. Elbette görüyorlar ama onlar tercihini çoktan yapmış:

Kürdistan halkının eşit ve özgür yaşamını kabul etmektense, Kürdistan'ı bir savaş bölgesi olarak sürekli bir kargaşa-istikrarsızlık içine itmek istiyorlar. Savaşı uzatarak normal yaşama son vermek, halkı göçertmek, kaçırtmak, bıktırmak, bölgeyi insansızlaştırmak ve başkalarını yerleştirerek nüfus bileşimini bozmak istiyorlar.

Bu yeni yönelim uzun süreli, çok daha kapsamlı ve kanlı bir savaş demektir. Ama Türkiye ve bölge şartları bunu uzun süre kaldırmaz.

AKP diktası ve sömürgecilik ömrünü uzatmak için çırpındıkça ölümüne daha çok koşmaktadır. Halkların direnişi onların zulmüne son verecektir. AMED surlarının altında kalan halk değil, Erdoğan ve AKP çetesi olacaktır.