
Tayyip Erdoğan Kürt Özgürlük Hareketi'ne yönelik tehdit konuşmalarını arttırmıştır. Kürt sorununun çözümünde adım atarak sorunu çözme yerine, tehdit ve kabadayılıkla Kürt Özgürlük Hareketinden kurtulacağını sanmaktadır. Başka rakiplerini siyasi konjonktür nedeniyle kolay saf dışı eden Tayyip Erdoğan Kürt Özgürlük Hareketi'ni de kolayca saf dışı edeceğini düşünmektedir. Ancak Tayyip Erdoğan bilmeli ki, diğer rakiplerini saf dışı ederken Kürtleri en iyi ben oyalar, en iyi ben ezerim argümanı kullanılmıştır. Diğer rakiplerini böyle saf dışı eden AKP, Kürt Özgürlük Hareketi'ne de benzer bir biçimde saldırarak iktidarını sürdüreceğini sanıyorsa tarihi bir yanılgı yaşıyor demektir.
Tabii ki Kürt sorununu çözmeyen bir AKP Hükümeti doğal olarak Kürt Özgürlük Hareketi’yle çatışma içine girecektir. Ancak bu çatışma sonucu AKP iktidarda kalamaz. Eğer AKP ben bir seçime kadar daha oyalarım, sonra 2011’deki gibi Kürt Özgürlük Hareketi'ne tekrar saldırırım diyorsa bu büyük bir yanılgıdır. Ya Erdoğan 2011’deki gibi bazıları tarafından dolduruluşa getirilmektedir ya da ne konuştuğunu ve konuştuklarının ne sonuçlar doğuracağının farkında değildir.
Herkes terörle mücadelenin kaldırılmasını beklerken, AKP'nin genel başkanı (Cumhurbaşkanı olmasına rağmen) Tayyip Erdoğan, terörle mücadele yasasını daha da sertleştireceğim; demokratik mücadele imkanlarını tümden ortadan kaldıracağım diyor. Bu söylem ve sokağa çıkmayı pahalı hale getireceğim denilmesi AKP zihniyetinin çok sorunlu olduğunu bir daha gözler önüne sermiştir. AKP'nin klasik devlet aklı dışında sorunlara çok farklı bir yaklaşımı olmadığı, özellikle Kürt sorununda daha fazla açığa çıkmaktadır. Psikolojik savaş yöntemleriyle sorunları çarpıtma ve oyalama yapma dışında bir yeteneği olmadığı görülmektedir. Bu konuda belli bir beceresi bulunmaktadır. Ancak bu yöntemlerle uzun süre işleri yürütmek mümkün değildir. Zaten bu yönetim anlayışının sonu gelmiştir. Kendilerini çok inandırdıkları algı yaratma ve yönetme konusu eğer Kürt sorununda ciddi bir adım atılmazsa artık AKP'nin derdine derman olamayacak ve mücadele karşısında amiyane deyimle sökmeyecektir.
İşin garip yanı Kürt sorununda hiçbir adım atmayarak iki yıllık çatışmasızlığı çarçur eden Erdoğan ve bakanları her gün Kürt halkını tehdit etmektedirler. Onlarca insanın katledilmesinden sorumludurlar, ama sanki hiçbir sorumlulukları yokmuş gibi pişkince ve utanmazca konuşmaktadırlar. Çıkaracakları yasayla da sanki Kobanê halkına destek olmak için sokağa çıkanlar haksızmış gibi bir algı yaratmaya çalışmaktadır. Gerçek ise, AKP Hükümetinin hiçbir gösteri ve muhalefete tahammülü olmadığıdır. Özellikle temel demokrasi gücü olan Kürtlerin mücadele gücünü etkisizleştirmek ve böylece hegemonik iktidarını sürdürmek istemektedir. AKP Hükümeti tercihini Kürt sorununu çözüp demokratikleşmeyi sağlama yönünde değil, otoriter ve hegemonik iktidarını sürdürmekten yana yapmıştır. Bu aslında Kürtler üzerinde kültürel soykırımcı sömürgecilik uygulanmasını isteyen tüm güçlerle uzlaşmayı ifade etmektedir. Bu temelde başta Kürtler olmak üzere tüm demokrasi güçlerini etkisizleştirmeye çalışacaktır. Ya bu hegemonik zihniyete teslim olunacaktır ya da bu zihniyet ve politikanın saldırılarına karşı direnilecektir. Demokrasi güçleri de böyle bir tercihle karşı karşıyadır.
Kürt sorununda çözüm politikası olmayan bir iktidarın izleyeceği politika budur. Şimdiye kadar oyalama ve zaman kazanmayla işleri yürüttüğünden bu yüzünü açık dışa vuramıyordu. Psikolojik savaş ve demagojilerle Kürtleri mücadelesiz kılmayı hedefliyordu. Artık oyalama ve zaman kazanma politikasının kabul edilmeyeceğini görünce gerçek yüzünü göstermiştir. Aslında esas AKP gerçeği bugün gösterdiği yüzüdür. Diğer yüzü özel ve psikolojik savaş yürütme imkanı olduğu zamanki yüzüdür. Aslında bu yüzüyle yürütmeyi tercih ederdi. Çünkü kendisine verilen esas rol bu yönlüydü. Ama bu maskesi işe yaramayınca restore edilmiş yeni devlet zihniyeti ve politikasıyla saldırıya geçmiştir. AKP'nin şu anda ortaya koyduğu tutum esas gerçekliğidir.
AKP Kobanê gösterilerinde şu oldu, bu oldu diyerek bu saldırgan yüzünü ortaya koymuyor. Artık eski yüzüyle işleri yürütme imkanı bulamadığı için, psikolojik savaşla oyalama ve aldatma politikalarının sonuna geldiği için gerçek karakteri olan saldırgan yüzünü devreye koymuştur. Kürtlerin ve demokrasi güçlerinin bu gerçeği görerek kendilerini konumlandırmaları dışında başka bir yol yoktur.