Nihayet bu da oldu. Suriye hava savunma sistemi tarafından bir Türkiye uçağı Akdeniz’de düşürüldü. AKP’nin savaş yanlısı ve kışkırtıcısı politikaları meyvelerini vermeye başladı. Ülkemiz resmen ve fiilen Suriye ile savaşan bir ülke haline geldi.
Bu, aynı zamanda İran ve Rusya ile savaşır olmak anlamına geliyor. Suriye hava savunma sistemini Rusların örgütleyip yönettiği söyleniyor. Diğer birçok savaş aracını da. Zaten bir süredir Rus savaş gemilerinin Doğu Akdeniz’de hareketli olduğu ve Türkiye ile kısmi bir savaşa hazırlandığı “yönünde haberler yansıyordu basına.
Peki şimdi ne olacak? Suriye’den hesap sorulacakmış! ABD Dışişleri Bakanlığı devrede ve sürekli ilişki içindeymiş! NATO devreye girecekmiş! Suriye ile tam bir savaş yürütüyor hale geliyoruz yani. Güney Kore gibi NATO tarafından korunan ülke haline geliyoruz. Tabi NATO’nun her dediğini yapan ülke de oluyoruz.
ABD’nin istekleri nasıl da gerçekleşiyor! Bundan böyle daha somut bir ABD jandarması haline geliyoruz. Bölgede de dünyada da istediği gibi kullanacak. Suriye provokasyonu ve AKP politikaları ülkemizi işte bu hale getirdi.
Savaş uçağını kim, niçin düşürdü? Kaç gündür herkes bunu tartışıyor. Suriye ve Rusya’nın gözdağı verdiğini söyleyenler var. ABD’nin Suriye’ye askeri müdahalenin zeminini güçlendirmeye çalıştığını söyleyenler var. Bunların hangisi doğru olursa olsun, bizim için bunun bir önemi yok. Bizim için önemli olan, bu durumu AKP’nin kışkırtıcı politikalarının yarattığını görmektir. Ülkemizin bu biçimde Suriye’ye karşı savaşta bir jandarma olarak kullanıldığını bilmektir.
Uzun süredir AKP politikalarının ülkemizi tehlikelere sürüklediğinden söz ediyorduk. Bunun sonunun “Herkesle savaşan bir Türkiye olacağını” belirtiyorduk. İşte şimdi ülkemiz bu hale getirildi. Yunanistan, Kıbrıs ve Ermenistan ile sorunlar çözülemezken, Suriye üzerinden Irak, İran, Rusya gibi ülkelerle de savaşır hale geldik.
Hani tüm komşularla “Sıfır sorunlu diplomasi” yürütecektik! Hani ülkemiz bir barış merkezi haline gelecekti! AKP’nin kendini beğenmiş dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu bunları söylememiş miydi? Peki pratikte gerçekleşen ne? Tüm komşularıyla savaşır hale gelen bir Türkiye! AKP’nin ve Ahmet Davutoğlu’nun ülkemizi getirdiği nokta işte bu.
Peki bu neden böyle oldu? Niye AKP’nin sözü farklı pratiği farklı oluyor? “Komşularla sıfır sorunlu diplomasi” derken neden tüm komşularıyla savaşır hale geldik?
Bunun birinci ve temel nedeninin Kürt sorununu çözmemek ve Kürtlerle savaşır olmak olduğu tartışmasız gerçektir. Kürt sorununu demokratik siyasi yollarla çözen ve Kürtlerin özgürlüğünü tanıyan bir Türkiye hem kendi içinde demokratik olacak, hem de komşularıyla demokratik birlik kuracaktı.
Fakat AKP hep bunu sözde söyledi, pratikte ise tersini yaptı. Kürt sorununu çözmek yerine Kürtlere imha ve tasfiyeyi dayattı. Kürtlerin demokratik haklarını tanımak yerine aldatıcı ve özel savaşa hizmet edici bazı sahte açılımlarla yetindi. Sonuçta ülkemizi yeniden 1980’li ve 1990’lı yıllardakine benzer bir Kürt savaşı içine soktu.
Her iç savaş aynı zamanda bir dış savaştır. Kürtlerle savaş doğal olarak tüm komşularla savaş haline geldi. Böylece Kürt sorununu çözemeyen ve Kürtlerle savaşan bir Türkiye, kendi içinde demokratik olamadığı gibi, komşularıyla da savaşır oldu.
Bütün bunlara AKP’nin izlediği Kürt politikasının yol açtığı açık. Kürt sorununu çözme yerine Kürtleri ezme politikası bunlara yol açıyor. Kürtlerle savaşarak kurşunu kendi ayağına sıkan AKP, içine düştüğü çöküşten kurtulabilmek için daha çok dış güçlere, ABD ve NATO’ya sarılıyor. Bu da ABD ve NATO’nun çıkarları doğrultusunda savaşan bir jandarma yapıyor.
Demekki esas yanlışlık AKP’nin Kürt politikasındadır. Burdaki yanlışlık tüm iç ve dış politikalarda yanlışlığa yol açıyor. Kürtleri ezme politikası AKP yönetimini 12 Eylül rejimi ve Çiller yönetimi gibi faşist yaparken, tüm komşularla da savaşır hale getiriyor. Kürde baskı politikası faşizm ve herkesle savaş oluyor.
Dikkat edilirse, Suriye ile gelinen savaşma konumu, içerde Kürtlere yönelik baskı ve saldırıların her alanda yoğunlaştığı bir ortamda gerçekleşiyor. Neredeyse bir yıla yakındır PKK Lideri avukatlarıyla görüştürülmüyor. Dünyada eşi benzeri olmayan bir yasak türü uygulanıyor. Tutuklanan Kürt aydın ve siyasetçi sayısı neredeyse onbine yaklaştı. Habire de benzer tutuklamalar her gün yapılıyor. Ne Kenan Evren ne de Tansu Çiller döneminde böyle tutuklamalar yaşanmıştı.
Öyle ki, bütün cezaevleri tıka basa doldurulmuş. Tüm cezaevleri iki, üç kat kapasite ile dolu hale getirilmiş. Tutuklamaların son derece haksız, keyfi ve tamamen siyasi gerekçelerle yapılıyor olma durumu bir yana, cezaevleri artık yaşanılmaz bir hale gelmiş durumda. İnsanlar yatacak ve yaşayacak yer bulamıyor. Bunaltıcı sıcaklarda adeta nefes alamıyor. Esrardan fuhuşa kadar her türlü kötü yaşam ortamında tümüyle boğuluyor.
İşte bunun sonucu isyandır. Başta Urfa olmak üzere birçok cezaevinde insanlar her şeyi göze alarak isyana kalkmış durumda. Adalet istiyor, yaşanılır ortam istiyor, insanca muamele istiyor. Baharda açlık grevleri biçiminde başlayan cezaevlerindeki hak mücadelesi yaz sıcağında isyan haline geliyor.
Bunlara karşı AKP yönetiminin verdiği cevap ne? Katliam! İnsanları yakmak, kurşunlamak ve işkenceden geçirmek! Yeni Roboskî’leri cezaevlerinde yaşatmak! İşte Urfa Cezaevi katliamı! Roboskî katliamından ne farkı var? AKP artık her şeyi katliamla yürütür hale geldi. Cezaevindekine katliam, köydekine katliam, dağdakine katliam, madendekine katliam!..
Dikkat edelim, Doğu Akdeniz’de savaş uçağının düşmesi ile Urfa Cezaevi katliamının eşzamanlı yaşanması bir tesadüf değildir. Urfa Cezaevindeki Kürt tutuklulara dayatılan katliam politikası, dışarda Suriye ile savaş politikası olmaktadır. AKP yönetimi ülkemizi Hitler Almanyası ve Saddam Irak’ı haline getirmektedir.
Çok açık ki bu durum tehlikelidir, hem de çok tehlikelidir. Ülkemizi ve halkımızı adeta felakete sürüklemektedir. Sahibi açısından da sonucu felaket olacaktır. Tıpkı Hitler gibi, Saddam Hüseyin gibi! Bu felakete yol açan da izlenen Kürt politikasıdır. AKP’nin doksan yıllık Kürdü inkar ve imha politikasını incelterek sürdürmek istemesidir. Kürt sorununu çözmemesi, Kürt halkının özgür iradesini ve demokratik haklarını tanımamasıdır. Kemalistlerin “Bu ülkeye komünizm gelecekse onu da biz getiririz” demesi gibi, “Kürdü de ben temsil ediyorum” politikasında ısrar etmesidir. Böylece Kürtlere siyasal tasfiyeyi ve savaşı dayatmasıdır.
Belliki bu politika yanlıştır. AKP çıkmaz yoldadır. Kürtleri ezme politikası Türkiye’yi herkesle savaş ve ABD jandarmalığı gibi tehlikeli bir durumun içine itmektedir. Herkes bu gerçeği iyi görmelidir. Herkes gibi AKP’liler de bu gerçeği iyi görmelidir. Gerçekler iyi görülerek elbirliği ile AKP’nin bu felaket getiren politikalarına karşı durulmalıdır!..