HDP’nin yükselişine karşı her türlü yöntem ve saldırının devreye konulduğu bir seçim süreci yaşadık. Son olarak Amed’de HDP mitinginde bombalı saldırılarla gerçekleştirilen katliamla AKP seçimlere kan bulaştırdı. Birçok çevrenin de ifade ettiği gibi, seçime gölge düşmekten de öteye, 7 Haziran seçiminin meşruiyetinin bile kaybolduğu bir durum yaşandı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan dahil hiç kimse “Adil bir seçim olacağından” söz edemedi. Hatta seçimin yapılıp yapılamayacağına dair bile ciddi endişeler yaşandı. AKP yönetimi altında ülkemiz ve toplumumuz yeni ve sert bir iç mücadele dönemine girmiş bulunuyor.
Seçim kampanyasının başından beri Halkların Demokratik Partisi-HDP’ye yönelik yürütülen planlı ve örgütlü saldırılar, 5 Haziran günü Amed’de yapılan görkemli mitinge yönelik iki bombalı saldırıyla yeni bir aşamaya ulaşmıştı. Kuşkusuz bundan önceki saldırılar da önemliydi. HDP yönetiminden yapılan açıklamalara göre 150’den fazla irili-ufaklı saldırı yaşandı. HDP’nin mitingleri engellendi, propagandacıları dövüldü, seçim büroları ve parti binaları bombalandı, araçları yakılıp üyeleri vuruldu. Bütün bunlarla seçim çalışmaları engellenmek ve HDP zayıf bırakılmak istendi. Ancak başarılı olunamayınca 5 Haziran Amed Katliamı gündeme getirildi. HDP’nin Amed mitingindeki katliam saldırısı, HDP karşıtlarının başarısızlığının bir sonucu oluyor.
Çok açık ki yapılan, korkutma amaçlı sıradan bir saldırı değildir. Düpedüz Kürt halkının özgürlük direnişini kırmayı ve onu iradesiz kılmayı amaçlayan alçakça bir faşist katliam söz konusudur. Saldırıda şehit düşenlerle birlikte yüzlerce yaralı var ve çok ağır yaralıların olması nedeniyle bu bilançonun nereye varacağı belli değil. Şu bir gerçek ki, daha büyük bir facianın yaşanmasını Amed halkının soğukkanlı ve örgütlü davranışı engellemiştir. Bu nedenle, amaçlanan ve gerçekleştirilenin alçakça bir katliam olduğu açıktır. Bu temelde söz konusu faşist katliamı lanetlerken, şehitlerimizi saygıyla anıyor, yaralılara acil şifalar diliyoruz.
Amed katliamı MİT’in marifeti!
5 Haziran Amed Katliamı ile faşizm ve demokrasi arasındaki mücadelenin yeni bir aşamaya ulaştığı açıkça görülüyor. Kuşkusuz söz konusu katliam “Kürt sorunu yoktur” diyen Kürdü inkar ve imha zihniyetinden ve siyasetinden kopuk ele alınamaz. Dolayısıyla 1925-1940 yılları arasındaki Amed-Bingöl, Ağrı ve Dersim katliamlarının bir devamı olarak ortaya çıkmakta ve Kürt toplumuna dayatılan kültürel soykırım rejiminin açık marifeti olmaktadır. Yine Kenan Evren cuntasının başlattığı ve özel savaş örgütlenmesinin devam ettirdiği Diyarbakır zindan katliamı, 1991’te Vedat Aydın’ın katledilmesi, 1993 Lice katliamının, kısaca 1980-2000 yılları arasında Kürdistan’ın tüm kent, kasaba ve köylerinde gerçekleştirilen faşist özel savaş katliamlarının bir devamı olarak ortaya çıkmaktadır.
HDP’nin 5 Haziran tarihli Amed mitingine dayatılan katliamı AKP iktidarının on üç yıldır Kürdistan’da gerçekleştirdiği baskı ve katliamlardan kopuk ele almak da mümkün değildir. Söz konusu katliamın, insanlık tarihinin vahşetlerinden olan Roboskî katliamının, Kazan Vadisi katliamının, Uğur Kaymaz’ın katledilmesinin, Gezi katliamının, Paris katliamının, Kürdistan’ın tüm dağlarında ve şehirlerinde Kürt çocuklarına yöneltilen vahşi katliamların bir devamı olduğu da tartışmasızdır. Kısaca AKP iktidarının katliam suçu dosyası kabardıkça kabarmıştır.
Elbette daha güncel olarak, 5 Haziran Amed katliamı Newroz ardından “Kürt sorunu yoktur” diyerek Tayyip Erdoğan’ın başlattığı yeni topyekun özel savaş saldırısının bir parçası ve şimdilik son halkası olmaktadır. Dolayısıyla bu saldırının zeminini AKP’nin izlediği politikalar ve Tayyip Erdoğan, Ahmet Davutoğlu ve Yalçın Akdoğan’ın yaptığı konuşmalar hazırlamıştır. Söz konusu saldırılar İstanbul, Ağrı, Adana, Mersin ve benzeri provokasyonların bir parçası olarak gerçekleşmiştir. Kısaca Hakan Fidan’ın yönettiği MİT’in marifetlerinden olduğu tartışmasızdır. Eğer böyle değilse, o zaman gerçekleri AKP ve MİT’in açığa çıkarması ve kamuoyunu ikna etmesi gerekir.
AKP iktidarını korumak için teröre sarıldı
Belli ki AKP’de sultanlık ve diktatörlük eğilimleri ciddi bir biçimde gelişmiştir. Zaten Tayyip Erdoğan da kendisini Sultan Abdulhamid’e benzeterek bu durumu itiraf etmiştir. Seçim sürecine girildikten sonra, “eğer AKP iktidarı kaybedeceğini anlarsa seçimi iptal ettirmeye çalışır” biçiminde görüşler tartışılmaya başlanmıştır. Hatta “AKP’nin paramiliter güçlerinin olduğunu ve seçimi kaybederse iktidarı bırakmayacağını ve savaş yapacağını” söyleyenler bile olmuştur. HDP’nin seçim çalışmalarına yönelik saldırılar ve en son yaşanan Amed Miting Katliamı tüm bu tartışmaları ve görüşleri doğrular niteliktedir.
Açık ki, AKP her diktatoryal ve suçlu iktidarın yaptığı gibi davranmakta ve bunu derinleştirerek sonuna kadar sürdürmek istemektedir. Çünkü on üç yıllık iktidarı boyunca çok ciddi kire, suça, harama bulaşmıştır. İktidarı kaybederse sadece yönetimden düşeceğini değil, canı dahil her şeyini kaybedeceğini düşünmekte ve adeta can havliyle saldırı yürütmektedir. Başta Tayyip Erdoğan olmak üzere AKP’nin elde ettiği iktidarı siyasal yollarla bırakmayacağı ve başkasına devretmeyeceği anlaşılmaktadır.
Kuşkusuz bu yaklaşım ve tutum kötü ve tehlikelidir. Ülke ve toplum için kötü ve tehlikeli, AKP’nin kendisi için kötü ve tehlikelidir. AKP suç ve haram dosyasını daha fazla kabartmamalıdır. Konumunu daha çok ağırlaştırmadan Türkiye’nin önünü açmalı ve değişimin demokratik siyasetle gerçekleşmesine izin vermelidir. Ülke ve toplum kadar AKP’nin geleceği ve kurtuluşu da buna bağlıdır. Bunu açıkça söylediği ve böyle bir demokratik siyaset gücü haline geldiği için HDP’ye kızmamalı, tam tersine bundan memnuniyet duyarak adeta teşekkür etmelidir.
AKP ve Tayyip Erdoğan böyle yapar mı yapmaz mı, kuşkusuz tam olarak bilinemez. Faşist polis terörüne sarılması ve orduyu harekete geçirmesi bunun tersini göstermektedir. Yani Tayyip Erdoğan ve AKP, iktidarını sürdürmeyi Kürtlerle ve demokratik güçlerle savaşa bağlamış gözükmektedir. Yapılan uygulamalar bunu ifade etmekte ve daha fazlası için de sürekli hazırlık yapıldığı görülmektedir. AKP, faşist diktatörlükler gibi davranmakta kararlı olduğu izlenimi vermektedir.
Mücadelede yeni aşama
Şimdi gelecek ne olacak, yarın nasıl gerçekleşecek, bilinememektedir. Zaten adil ve meşru bir seçimin olacağına dair inanç hemen hiç kimsede kalmamıştır. Sizler bu satırları okurken belki seçimler gerçekleşmiş ve sonuçlarını tartışıyor olacaksınız, belki de yeni ve daha ağır olayları yaşıyor ve tartışıyor olacaksınız. AKP yönetimi altında Türkiye işte bu denli belirsiz hale getirilmiş ve seçim yapamaz bir duruma düşürülmüştür.
Sonuç ne olursa olsun şu bilinmeli ki, 5 Haziran Amed katliamıyla faşizm ve demokrasi arasındaki mücadelede yeni bir sürece girilmiştir. 5 Haziran katliamı, AKP’nin iktidarını silahla korumakta kararlı olduğunun en açık bir göstergesidir. O halde AKP’nin bu tutumuna ve ısrarına karşı da demokratik direniş mücadelesi yeni ve topyekun bir karakter kazanmak zorundadır. Seçim olsa da olmasa da faşizm ile demokrasi arasında böyle tarihi bir mücadele kesinlikle yaşanacaktır. Sonucu ise, mücadele eden tarafların haklılıkları ile stratejik ve taktik yaklaşımları belirleyecektir.
Söz konusu bu mücadele, en azından son kırk beş yıldır kesintisiz devam eden faşizm-demokrasi arasındaki mücadelenin son halkası olmaktadır. Dolayısıyla söz konusu mücadelede final aşamasına gelinmiştir. Finalin AKP faşizmine karşı HDP çatısı altındaki demokrasi hareketi temelinde yaşandığı görülmektedir. Dolayısıyla 5 Haziran katliamını tekil olarak ele almamak gerekir. Tersine AKP faşizminin planlı bir saldırısı olarak görmek ve ona karşı mücadeleyi de AKP faşizmine karşı tarihi bir demokrasi mücadelesi olarak görüp yürütmek önemlidir.
Artık ülkemizde böyle tarihi bir demokratik direniş sürecine girilmiş olduğu açıktır. Dolayısıyla başta gençler ve kadınlar olmak üzere tüm emekçi halklar, yine başta Kürt Özgürlük Hareketi olmak üzere tüm demokratik güçler süreci böyle okuyup buna göre örgütlü birleşik bir demokratik direnişi çok yönlü olarak geliştirmek durumundadır. Kürtlerin ve Türkiye toplumunun özgür ve demokratik geleceği buna bağlı olduğu gibi, Ortadoğu halklarının demokratik ve kardeşçe birliği de böyle bir mücadelenin başarısına bağlıdır.