
Kuşkusuz çocuklar büyükler gibi bilinçli değildir. Ancak kolektif bilincin tepkisini dışa vurdukları açıktır. Babalarına, annelerine, ağabeylerine, ablalarına, akrabalarına yapılan işkenceleri görerek, dinleyerek büyüyorlar. Binlerce köyün nasıl yakılıp yıkıldığının hikayelerini biliyorlar. Bu da onları erkenden mücadelenin içine atıyor. Öte yandan analar, babalar, ağabeyler, ablalar tüm Kürtler Kürt halkı özgürleşmeden ve demokratik yaşama kavuşmadan çocuklarının da özgür ve demokratik olmayacağını biliyor. Kürt toplumunun bu duygularını ve çocukların neden gösterilerin parçası olduğu anlaşılmadan Kürt sorunu çözülemez.
Türk devleti bunu anlayacağına çocukları öldürüyor, çocuklara işkence yapıyor, çocukların ölümünden rahatsızlık duymuyor. Başbakan kadın da olsa çocuk da olsa gereğini yaparız deyince hemen birçok çocuk öldürülmüştür. Lice’de Ceylan Önkol ve İran sınırında birçok çocuk askerlerin attığı havan topları sonucu katledilmiştir. Mehmet Uytun bebek gaz bombası ile öldürülmüştür. Güney Kürdistan’da biri bebek dördü çocuk ve biri hamile kadın olmak üzere yedi Kürt insanı uçaktan atılan roketlerle parçalanarak katledilmiştir. Batman’da bir hamile kadın ve bir çocuk da polis kurşunuyla öldürülmüştür. Her gün sokaklarda, gösterilerde çocuklara eziyet yapılmaktadır. Nusaybin’de en son biri ağır birçok çocuk gaz bombalarıyla yaralanmıştır. Gaz bombasıyla şimdiye kadar çoğu yaşlı birçok kadın yaralanmış, bir yaşlı kadın da öldürülmüştür. Tüm bunlarla Türk devleti suyu kurutup balığı öldürmek istemektedir. Tüm bu zulüm Kürt Özgürlük Hareketi’nin toplumsal tabanını daraltmak içindir. PKK ile halkı ayırmak dedikleri politika esas olarak budur.
Çocuklar üzerindeki baskıların son örneği Nusaybin’de mayın tarlasına sürülmeleridir. Sınırda yakaladıkları çocukları tüm hırçınlığıyla dövmüşlerdir. Bunlar öyle büyük çocuklar da değil, 7-8 yaşlarında, 10-12 yaşlarındaki küçük çocuklar dövülerek cezalandırılmıştır. Bu fotoğraf Türk devletinin çocuklarla nasıl bir savaş içinde olduğunu göstermektedir. Eğer bir devlet çocuklarla bir savaş içine girmişse bu savaşı çoktan kaybetmiş demektir. Çocuklarla böyle zor ve şiddetle uğraşması devletin Kürdistan’da tamamen işgalci olduğunun kanıtıdır. İşgalci bir devletin polisi ve askeri dışında hiçbir güç böyle davranmaz.
Herkes bilmelidir ki İsrailli askerler bile Filistinli çocuklara böyle yaklaşmamıştır. Son Gazze saldırısında bombardımanda ölenler olmuştur, ama doğrudan asker ve polislerin Türk askeri ve polisi gibi davrandığı görülmemiştir. Bir çatışmada arada kalan bir çocuk İsrail kurşunlarına hedef olduğunda, bir çocuğun kolu kırıldığında dünya ayağa kalkmış, İsrail’i kınamıştır. Ama Türk devleti sürekli bu öldürmeleri yaptığı halde dünya sessiz kalıyor.
Dünyada siyasi nedenlerle Türkiye’deki kadar çocuk tutuklu yoktur. Bir kısım çocuk taş atan çocuklar yasasıyla bırakılsa da hala çocukların cezaevinde olduğu bir Türkiye vardır. Bırakalım büyükler üzerinde, çocuklar üzerinde bile baskı ve şantaj politikası yürütmektedir. Türk devleti ve basınının en fazla kullandığı söz, “kadınları ve çocukları öne sürüyorlar” olmaktadır. Bu söz bile Türk devletinin kadın ve çocuklarla nasıl bir savaş içinde olduğunun kanıtıdır. Çocuklar ve kadınlar öne sürülüyor denilerek çocuklar ve kadınlara eziyet yapmaktadır. Çünkü onlara göre öne sürülenlere eziyet yapmak ve gösterileri dağıtmak haklarıdır.
Bir toplumsal mücadele kadın ve çocuğu içine almışsa devlet de bu toplumsal mücadeleyi bitirmek için kadın, çocuk ayırımı yapmıyorsa orada meşruiyetini tümden yitirmiş ve kaybetmiş bir devlet var demektir. Ama kaybeden bu devlet gerçeği kabul edeceğine baskı ve zulmü daha da arttırarak bu gerçeği ortadan kaldıracağını düşünmektedir. Şu anda AKP hükümetinin durumu budur.
AKP hükümetinin bu çirkin ve faşist saldırılarını sürdürmesini sağlayan da Türk basınıdır, psikolojik savaştır. Psikolojik savaşla bu zulüm düzeninin ömrü uzatılmaya çalışılıyor. Bu kadar ağır zulüm ve öldürme kadın ve çocuklar üzerinde günlük politika olarak yürütülürken Türk basını bunları görmüyor, hatta üstünü örtme gayreti içine giriyor; ama gerillaların özür dilediği dört kadın ölümü üzerinden psikolojik savaşı görülmedik biçimde artırıyor. Türkiye işte böyle çirkin ve yalanlar üzerine bu savaşı sürdürüyor. Mehmet Ali Birand’ın yalanlar söylüyorduk dediği dönemden daha büyük bir yalancılık ve psikolojik savaş bugün yürütülüyor. Gerçeklerin üstünü örtme konusunda o dönem basınının psikolojik savaşına nal toplatıyorlar.
Ancak gerçekler o kadar yalın ki her gün ortaya çıkan bir gerçek, bir fotoğraf bu psikolojik savaşın bir anda yerle bir olmasıyla sonuçlanıyor. AKP bu savaşı ne kadar uğraşsa da kazanamaz. Başarı sandığı her durumun pirus zaferi olmaktan öteye geçmeyeceğini görecektir. Nitekim her yıl, her ay PKK karşısında nasıl başarılı olduklarını iddia etmişler, ama her yıl ve her ay daha başarısız olduğu ortaya çıkmıştır. Anlaşılıyor ki gerillalar karşısında sıkışan devlet, karakollarından çıkmayan asker ve polis hıncını kadın ve çocuklardan alarak kendini rahatlatmaya çalışmaktadır. Ataerkil toplumlarda kadın ve çocuklar dövülerek iç sıkıntılarının giderdiklerini sanırlar. Şimdi bu durum AKP polisi ve askeri şahsında kendini dışa vurmaktadır.
Kadın ve çocuk masumiyeti temsil ederler. Kadın ve çocuğa bu kadar el kaldıran bir devletin iflah olmayacağı açıktır. AKP hükümeti de kadın ve çocuğa yaptıklarının bedelini mutlaka ödeyecektir. Kadın ve çocuklara yaptığı eziyet ve ölüm şu andaki safahatı ve saltanatını yerle bir edecektir. Bunu yakında göreceğiz. Bizzat Başbakan zulümle Abad olunmaz demiyor mu?