TUHAD-FED Ankara Temsilcisi Havva Özcan, ilk defa ölümlerin olmadığı bir ortamda 1 Eylül’ü karşılamanın önemli olduğunu ama AKP’nin güven vermediğini söyledi. Ekojin aktivisti Deniz Kırımsoy, barışı en çok Roboskî’nin istediğine vurgu yaparken, kağıt işçisi Suat Karaman barış olursa köylerine döneceklerini belirtti.

“Çözüm süreci”nin başlamasının ardından hükümet şu ana kadar adım atmazken, son dönemlerde anadilde eğitim hakkı ve “Andımız”ın kaldırılması için başta Kürt illeri olmak üzere birçok merkezde milli eğitim müdürlüklerine dilekçeli başvurular gerçekleştiriliyor. Partilerin anadil konusunda ki tavırlarını bildiklerini ama iktidar partisinin tavrının son anayasa görüşmelerinde ortaya çıktığını söyleyen Bilgen, “Anayasa görüşmelerinde İktidar partisinin tavrının ortaya çıkması, kamuoyu tarafından bilinmesi ve iki tarafı idare eden pozisyondan çıkılması açısından önemli bir adımdır. Ama anayasa sürecinin geleceği açısından da kaygı vericidir. Çünkü anadili savunmak sadece BDP’nin üzerine bırakılacak bir yük olmamalıydı. İktidar partisi bu konuda çok daha özgürlükçü bir söylemi kamuoyunda savunurken, somut süreç içerisinde bambaşka bir pozisyon aldığını görmüş olduk” ifadesini kullandı.
Anadil konusunda dahi risk alınmayacaksa, sorumluluk üstlenilmeyecekse, bunun doğrudan silahlı güçlerin siyasete katılımı konusunda, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi konusunda hiç adım atılamayacağının net göstergesi olduğunu belirten Bilgen, “Yani Türkiye’nin imzaladığı anlaşmalar, sözleşmeler, taraf olduğu belgelerin gereğini ortaya koyacak ama ne yazık ki muhtemelen seçim atmosferinde karşı karşıya kalacağı propaganda ve baskıyı göze alamadığı için bu tavrı ortaya koymadı ve bence aslında süreci kendisi bitirdiğini ilan etti” dedi. Özellikle anayasa komisyonunda iktidar partisinin iradesinden bahsettiklerini ve orada milletvekillerinin kendi kişisel tercihlerini yapmadığını vurgulayan Bilgen, “Başbakanın izin verdiği kadar, talimat verdiği ölçüde hareket ediyorlar. Bu bir tercih beyanıdır. Bundan sonra kimsenin silahlı güçler çekildi-çekilmedi beyanı üzerinden süreci şunlar bitirdi bunlar engelledi, sabote etti demesi mümkün değil, çünkü anadil konusu silahlı güçler sınır dışına çekilse de, çekilmese de tanınması gereken bir haktır, hukuk devletinin gereğidir, insan haklarının olmazsa olmazıdır” dedi.

‘Andımız’ı dahi değiştirmıyorsa…’

Sembolik, yapısal, hukuksal ya da statü içeren hiçbir adım atılmadığının altını çizen Bilgen, sembolik adımlar atmanın önünde hiçbir engel olmadığını vurgulayarak, “Anayasa için bir sayısal sınır var ama bir okulda ki andımızı değiştirmeye de eğer siyasi iktidarın gücü yetmiyorsa, bu kadar riski bile göze almak istemiyorsa zaten başka hiçbir alanda bir şeyi konuşma imkanı bile kalmıyor. Bu eğitimin temel felsefesi aynı kalacak ama bakanlar değişecek, kadrolar değişecek aynı mantalite üzerinden Türkiye barışını tesis edecek! Böyle bir şey mümkün değildir. Dünyanın hiçbir yerinde de barış süreci böyle işlemez zaten” dedi.
Türkiye’nin bu yıl tersine bir pozisyonda 1 Eylül’e girdiğini ve ülke içinde barıştan yana bir süreç işletip yönetiyormuş gibi davrandığını ama ülke dışında net savaşçı bir tercih ortaya koyduğuna vurgu yapan Bilgen, “Benim kaygım Türkiye’nin Suriye’de oluşan ittifaktan Kürt sorununu silah yoluyla bastırma yönünde bir konsept çıkarmak istediği yönünde. Yani bir oldu bitti ile bir olağanüstü atmosferde Suriye Kürtlerine ve bütün Ortadoğu da ki Kürt siyasi hareketine, Kürt silahlı hareketine yönelik bir operasyonel tutum takınacağını düşünüyorum. Bu kaygıyla 1 Eylül’de hissediyorum kendimi” dedi.

‘AKP’den bir beklentimiz kalmamıştır’
TUHAD- FED Ankara Temsilcisi Havva Özcan ise daha önceki yıllarda 1 Eylül’leri hep savaş döneminde karşıladıklarını ama şimdi barış atmosferinde girdiklerini belirterek, “Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın başlatmış olduğu çözüm sürecine denk gelmesi bizim için daha farklı bir anlam taşıyor. Savaşların olmasını, insanların ölmesini istemiyoruz. Önderliğimizin başlatmış olduğu bu süreçten itibaren hiç kimsenin ölmemesi sevindirici bir gelişmedir. Bu durum bizi mutlu ediyor. Fakat devlet tarafından adım atılmıyor. Devlet açısından belirsiz bir süreç var. Sanki bu beklentimiz, sevinçlerimiz ve bu olumlu bakışımız şu an umutsuzluğa dönüştü. Biz bunu en çok cezaevlerinden biliyoruz” dedi. Bu süreçte AKP Hükümetine değil kendilerine güvendiklerini belirten Özcan, “AKP Hükümetinden beklentilerimiz kalmamıştır. Onun bizler kendi gücümüze, tabanımıza, önderliğimize güveniyoruz ve önderliğimizin arkasındayız” diyerek hasta tutsakların serbest bırakılmasını ve cezaevlerindeki hak ihlallerinin durdurulmasını istedi.

‘Barış da ısrar etmemiz gerekiyor’

İnsan Hakları Akademisi Başkanı Hüsnü Öndül ise bütün dillerin anayasal güvenceye kavuşturulması ve resmi dillerin dışında diğer dillerin kamu hizmetinde ve eğitimde kullanılması gerektiğine vurgu yaptı. Öndül, “Andımız’ın hala okunuyor olması da ırkçı ayrımcı bir durumdur. Bu ant öyle ırkçı bir anttır. Bu andın kaldırılması ile ilgili Milli Eğitim Bakanlığı’nın bir çalışması vardı. Ama bu konuda dahi gelişme olmaması düşündürücü” dedi.
Barışın bu topraklara bir türlü gelmediğini ifade eden Öndül, “Ortadoğu’da bugünlerde savaş konuşuluyor. Suriye’deki iç savaş güncel. Öte yandan Türkiye’de 30 yıldır devam eden savaşın sıcaklığı şu an hissedilmiyor. PKK yurt dışına çıktı. Şu an bir çatışmasızlık hali yaşanıyor. Ama bununla ilgili olarak tarafların Abdullah Öcalan ve BDP ile görüşmeleri sonucunda süreç ilerliyordu. Bence şu an yeniden çatışmalara döndürülecek bir gelişme yok. O nedenle 1 Eylül Dünya Barış Günü nedeniyle barışta ısrar etmemiz gerektiğini söylüyorum. Bütün tarafların barışta ısrar etmesi gerekir. Masanın Oslo’da olduğu gibi bir daha devrilmemesi gerekiyor. İnişli çıkışlı bir süreç yaşanabilir. Çatışma olmadığı sürece bütün problemler diyalogla çözülebilir. 1 Eylül vesilesiyle bu dileğimi iletmek isterim” dedi.

‘Barışı en çok Roboskî istiyor’
Roboskî İçin Adalet Girişimi aktivisti aynı zamanda Ekojin gönüllüsü Deniz Kırımsoy, yasalar ve sınırların insanların katledilmesine asla izin vermemesi gerektiğini belirtti. Roboskî’nin yaşadığı derin acılara rağmen barış da çok kararlı olduğunu dile getiren Kırımsoy, Ekojin olarak da Roboskî’ye gittiklerini ve bu kararlılığı bizzat gördüklerini söyledi. Kırımsoy, “1 Eylül’ü her sene kutluyoruz. Fakat 1 Eylül günü nerdeyse savaş günü olmuş. Her şeyden önce barış kişinin özünde başlar. Her türlü barışı sağlayabilmek için gerçekten ciddi bir çalışma yapmak gerekiyor. Asıl adaleti getirecek bir çözüm bulunmadıkça bir barıştan bahsetmek mümkün değildi. Ezilen tarafın adım atması barış adına yeterli olamaz. Barışı en çok Roboskîliler istiyor. Şimdi siyasiler dünya barışı falan diyorlar. Bence önce kendi barışımızı çözelim sonra dünya barışına el atalım” dedi.



EREN DİNÇ/NAGİHAN AKARSEL/DİHA/ANKARA