
Ölümlerin türlü türlüsü anlatılır toplumlarda. Vampir hikayesi anlatılırdı bir zamanlar. Bu vampir hangi zamandan ve hangi sebepten doğduğu bilinmeyen bir kan emiciydi. Korku filmlerinin bir figürü olan vampir, öndeki uzun dişleriyle insanları ısırıp kanlarını emerek kendini yaşatırdı. Bugüne kadar filmlerde dahi yüzü pek belirginleşmeyen vampir formu, Türkiye Cumhuriyetinde AKP hükümeti zamanında yüzü belirgin olarak resmedilmeye başlandı. Erdoğan’ın vampir şeklini gösteren birçok resmi yayınlandı. 2011 yılında yaşanan ölümler vampir başbakan Erdoğan’ı ve hempalarını doyurmaya yetmedi. AKP’li tüm bakanlar, tüm devlet görevlileri, en kirli yok etme yöntemlerini kullanmak üzere ordunun başına getirilen insanlıktan pay almamış Necdet Özel ve sokağa taşan bir kan arzusu. Türkiye cumhuriyetinin kanla beslenip büyüyeceğini sanıp yanılıyorlar. Kan arzusu hiçbir zaman doymaz. Amaç karnını ya da gözünü doyurmak da değildir. Sadece kan dökmektir. Bu çağdaş vampirleri doyuran da, aynı bu şekilde kan dökmektir.
2011 yılı bu vampirlerin en fazla kan emdiği yıllardan biri oldu. Önderliğimiz üzerindeki tecrit kan dökmeyi tahrik ve teşvik eden en büyük saldırı yöntemi oldu. Bununla birlikte kesintisiz süren operasyonlar da bu insanlık dışı arzunun dinmeyen vahşetine işgalci Türk ordusunun bir yanıtı şeklinde gelişti. Yıl boyunca süren lokal sivil katliamlar en son Roboski ve Bêceh köyleri yakınında sınır ticareti yapan insanlarımızın üzerine bombalar yağdırılıp 35 insanımızın katledilmesiyle sürdü. Bu sözde kazanın açıklamasını yapamadan AKP’li cemaatçi polisler Amed’de iki çocuğu, iki gencecik insanı sokak ortasında infaz ettiler. Hiçbir yüreğin, insan olan hiç kimsenin kabullenemeyeceği bu vahşetleri kaza olarak adlandırmak tam bir ahlaksızlıktır. Ulus devlet ahlaksızlığının zirvesidir.
Türkiye cumhuriyetinin gerçek kimliğini ortaya koymaktadır.
Kan arzusu kan dökmekle bitmez! Kan arzusuyla insanlığını tüketmiş vampirlerden kurtulmanın tek yolu onları yok etmektir.
Kürt halkının varoluş mücadelesi verdiğini dünya alem biliyor. Roboski’de yaşanan katliam karşısında ise dört parça Kürdistan’da, Türkiye’de ve dünyanın her yerinde, hatta ABD başkenti Washington’da dahi Erdoğan’ın kan emiciliği öfkeyle kınanmış ve direnişler geliştirilmiştir.
Kabuk tutmuş yaranın kabuğunu kaldırmak diyor bazı yazarlar ve yanılıyorlar. Kürt halkının yarası hiçbir zaman kabuk tutmadı. Sürekli kanatıldı. Hiçbir özür de bu katliamın acısını ve öfkesini ortadan kaldırmaya yetmiyor. Yüzyıl önce değil, yirmi yıl önce değil, daha dün işlenen katliamın acısını hangi özür ya da tazminat kapatabilir ki. Ölüm bezirganlığı üzerinden bir ulus inşa edilebilir mi? Kan arzusunu beslemekle bir devlet varedilebilir mi? İşte AKP böyle bir varoluş ve böyle bir zenginlik istiyor. Katledilen 35 Kürt gencinin damla damla sınır tellerine bulaşmış kanını, tazminat vererek temizleyeceğini sanmak gaflettir. Başta Erdoğan olmak üzere tüm AKP hükümeti ve Necdet Özel kılavuzluğundaki işgalci ordu vampirlerinden insani bir davranış beklenmez. Bunu sadece biz Kürtler değil tüm dünya görmüştür.
Her çıkışın bir inişi olduğunu kendi gidişatında gören AKP 2011 yılının son günlerinde de kan dökerek varolmaya çalışmıştır. Katliamlar karşısında Kürt halkı da direneceğini, tükenmeyeceğini ve vampirlere karşı savaşacağını başta AKP olmak üzere tüm dünyaya göstermiştir. KCK’nin kendi iradesi olduğunu meydanlardan haykıran Kürt halkı, iradenin çağrısına direnişi zirveleştirerek yanıt verecek ve küllerinden kendini yeniden yaratan Anka kuşu gibi anlamlı bir varoluşu başaracaktır.