AKP en çok neyden korkuyor? Bize göre en çok basından, özgür basından korkuyor. Bu durumu somut yaşamdan net olarak görüyoruz. Dikkat edin, Başbakan Tayyip Erdoğan on yıldır en fazla basınla kavgalı bir durumu yaşadı. Kendi deyimiyle “Gazete patronlarını”, “Sırça köşkte oturan köşe yazarlarını” hep eleştirdi. Daha doğrusu çok ağır ifadelerle suçladı.
Belliki bu yöntemlerle onları susturmaya çalıştı. Basını korkutmayı ve ele geçirmeyi temel amaç edindi. Önemli bir kısmını korkutup teslim alırken, bir bölümünü de ele geçirerek en büyük basın tekeli haline geldi.
Teslim ya da satın alamadıklarıyla da kavgayı sürdürüyor. Bu kavgada her türlü yönteme de başvuruyor. Ağır bir dille suçluyor, mali kıskaç içine alıyor, mahkemeye veriyor ve nihayet değişik sürelerle kapatıyor. Devri Abdulhamid’e benzer bir yasak ve baskı rejimi uyguluyor. Tabii AKP’nin ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ın korkutamadığı ve susturamadığı başta gelen basın biz oluyoruz. Yani özgür basın oluyor. Belki de Tayyip Erdoğan’ı yaşamda en çok kızdıran ve zorlayan özgür basındır.
Onun için de özgür basını susturabilmek için her şeyi yapıyor. Baştan beri ciddi bir mali baskı yanında her türlü teröre de başvuruyor. 2011 yılının son haftasında özgür basının bütün kurumlarına yönelik kapsamlı bir polis baskını yapıldı. Bürolar dağıtıldı, arşive el kondu, onlarca basın çalışanı tutuklanarak zindanlara dolduruldu.
Dahası toplatma ve yasaklama neredeyse rutin olaylar haline geldi. Gazete, dergi ve kitaplar pêşpêşe toplatılırken, tutuklamalar ve yasaklar da geliştirildi. Örneğin, ABD ve Danimarka yönetimleriyle pazarlık yaparak Roj TV’yi kapattırdı. Daha yayınlanmamış kitabı yasaklayarak yazarını tutuklattı. Ahmet Şık ve Nedim Şener’in tutuklanma olayları böyleydi. Bu tutum günümüzde de değişmeden devam ediyor. Gazetemize yönelik bir aylık kapatma kararı bu tutumun son örneği oluyor. Başbakan Tayyip Erdoğan ve AKP sözcüleri her fırsatta tutuklanıp zindanlara konmuş olan arkadaşlarımızı suçluyor. “Teröristlik”ten tutalım da akla gelebilecek her suç arkadaşlarımız için yakıştırılıyor.
Peki AKP tüm bunları niçin yapıyor? Besbelliki korktuğu için yapıyor. Özgür basının, yüzündeki maskeyi düşüreceğinden, yalan ve demagojilerini açığa çıkaracağından korkuyor. Nitekim arkadaşlarımız, 2011 Aralık sonu baskınında kamuoyuna “Daha çok çalışma ve AKP iktidarının yalanlarını daha çok deşifre etme” sözünü vermişlerdi. Tabii bu sözlerine uygun da davrandılar. Sayıları azalmış olmasına rağmen, her biri iki kişilik çalışarak AKP’nin maskesini düşürmeye devam ettiler. AKP Hükümetinin yalan, hile ve demagojileri konusunda toplumu bilgilendirdiler. İşte AKP bundan korkuyor. Her faşist iktidar gibi, karanlıkların aydınlatılması AKP iktidarını da çok korkutuyor. Çünkü AKP iktidarının yediği haram, söylediği yalandır. Demagojiyi gelmiş geçmiş iktidarların hepsinden iyi becermektedir.
Başbakan Tayyip Erdoğan, “Biz değişimciyiz, diğer partilerin hepsi statükocu” diyor. Bu biçimde kendinden öncekiler gibi halkın çok iyi bildiği kutuplaştırma siyaseti izliyor. Futbol takımı tutar gibi AKP’yi tutan bir seçmen yaratmak istiyor. Çünkü düşünmekten, sorgulamaktan korkuyor. Düşününce insanların gerçekleri görebileceğini biliyor.
Başbakan’ın çok sözünü ettiği “AKP değişimciliği” gerçekten de incelenmeye değer. AKP neyi değiştirdi? 12 Eylül faşist rejiminin yarattığı sistemi mi değiştirdi? Hayır, Kenan Evren yönetiminin getirdiği her şey yerinde duruyor. O nedenle Kenan Evren, “Biz kurucuyuz, bizi yargılarsanız sizde suçlu duruma düşersiniz” diyor. Yani kendi suçlarının ortaklarından birinin de AKP olduğunu belirtiyor.
Dikkatle bakalım, 12 Eylül darbesinin yarattığı rejim esas itibariyle ortada duruyor. Faşist-despotik sistem sürüyor. Anayasa, yasalar, yönetim sistemi, yasaklar hepsi korunuyor. Ortada ciddi bir değişim ve demokratikleşme kesinlikle yok.
Birincisi, AKP faşist-despotik sistemi değiştirmiyor, tersine değiştiriyormuş gibi yaparak halkı aldatmaya çalışıyor. İkincisi, AKP sistemin özüyle uğraşmıyor, tersine görüntüsüyle uğraşıyor, biçimde bazı cüzî değişiklikler yapıyor. Üçüncüsü, AKP’nin yaptığı değişiklikler herkes için değil, sadece kendisi için oluyor. Yani devleti ve iktidarı AKP olarak tek başına ele geçirmeye çalışıyor.
Dikkat edelim, bütün bunların hepsi hiledir. “Değişimcilik” sözü ve görüntüsü altında kendi faşist iktidarını inşa etmektedir. Özgür basından da işte bu nedenle korkmaktadır. Özgür basının tüm bunları deşifre edip halkı aydınlatmasını engellemeye çalışmaktadır.
Örneğin Kürt sorununa bakalım. AKP’nin Kürt sorununa yaklaşımının kendinden önceki iktidarlardan farkı ne? Bunu en çarpıcı bir biçimde Diyarbakır AKP milletvekili Mehdi Eker ifade etmişti. “Onlar öldürüyordu, biz cezaevine koyuyoruz, daha ne istiyorsunuz?” demişti.
Gerçekten de yapılan değişiklik sadece budur. Kenan Evren ve Tansu Çiller yönetimleri “Faili meçhul” adıyla katletmişlerdi, Tayyip Erdoğan yönetimi de tutukluyor. Geçmiş yönetimlerin işlediği 17 bin faili belli cinayetin olduğu belirtiliyor. AKP tutuklamaları da yedi bine ulaşmış. Eğer 17 bin insanı tutuklamaya karar vermişlerse, demek ki daha on bin kişi tutuklanacaktır. AKP, işte bu gerçeklerin aydınlatılmasından korkmaktadır.
AKP’nin izlediği dış siyaset de benzerdir. Hala bir koltuğunda ABD’yi, diğerinde İran’ı idare etmeye çalışmaktadır. “Füze kalkanı” kurarak ABD’ye, “Nükleer enerji üretme hakkı var” diyerek İran’a taviz vermektedir. Bütün bunların hepsini de “PKK’ye karşı destek” için yapmaktadır.
AKP iktidarı da, kendinden öncekiler gibi ülkemizi Kürt sorununa tutsak etmiştir. İç ve dış politikanın tümünü buraya bağlamıştır. Bütün imkanları burada harcamaktadır. Buna rağmen yine de korkmakta ve adeta iman tazeler gibi her üç ayda bir ABD ve İran ile ittifak yenilemektedir.
Diğer yandan, AKP dış politikayı tamamen güven duyulmaz noktaya getirmiştir. Artık kimse Türk dış politikasına güvenmemektedir. Çünkü, AKP iktidarının ne zaman kucak açacağı, ne zaman arkadan hançer saplayacağı belli olmamaktadır. Mısır’dan Libya’ya 2011 pratiği bunu göstermektedir.
Bu noktada Suriye pratiğinde AKP sıkışmışa benzemektedir. Esat yönetimi düşecek diye erken düşmanlık yapması, ama Suriye yönetiminin ömrünün uzaması, AKP’nin politikalarını zorlar, gerçek yüzünü gösterir hale gelmiştir.
İşte AKP bütün bu dış politikaları nedeniyle de özgür basından korkmaktadır. Maskesinin düşürülüp gerçek yüzünün gösterileceğinden ve bu nedenle daha fazla hileci politikası izleyemeyeceğinden çekinmektedir. Bütün bunların verdiği korkuyla özgür basına saldırmakta, toplatmaktan kapatmaya ve hatta yasaklamaya kadar her türlü yaptırıma başvurmaktadır.
Özgür basın AKP iktidarının korkulu rüyası olmuştur. Fakat çok söylenen halk deyimiyle “Korkunun ecele faydası yoktur”!..