Aralık birçok faşist saldırının ve katliamın olduğu aydır. Maraş katliamı ve Roboskî katliamı bu ayda olmuştur. Siyasi soykırım operasyonlarının ikinci büyük dalgası 2009 Aralığında gerçekleşmiştir. AKP 2012 Aralık ayını da baskıların zirveleştiği ay yapmak istiyor. Son günlerde baskıların artması bunu gösteriyor. Daha ayın bitmesine çok var. AKP’nin hangi faşist saldırı ve uygulamalarına maruz kalacağız göreceğiz.

Aslında bugün Türkiye’de geçerli olan 12 Eylül döneminin başlangıcı Aralık 1978 yılıdır. 1978 Aralığında yapılan Maraş katliamıyla bu yeni düzenin temeli atılmıştır. Faşist cunta çatışma yaratılacak en kolay gerilim noktası olan Alevi düşmanlığı 1978 Aralığında harekete geçirilmiş, yüzlerce Alevi Kürt’ün kurban edilmesiyle faşist cuntaya gidilen ilk adım olan sıkıyönetimin birçok şehre yayılması gerçekleştirilmiştir.  Maraş katliamı sonrası Türkiye’de devrimci hareketin geliştiği yerlerle Kürt Özgürlük Hareketi’nin geliştiği yerlerde sıkıyönetim ilan edilmiştir. Üç ayda bir sıkıyönetim alanları daha da genişletilerek 12 Eylül cuntasının daha çabuk hakim olacağı bir zemin yaratılmaya çalışılmıştır.
PKK Maraş katliamının bu faşist askeri darbeyle sonuçlanacağını söyleyen ilk siyasi hareket olmuştur. PKK Önderinin bu katliam sonrası yazdığı Maraş Katliamı Üzerine adlı broşürde, eğer devrimciler bir araya gelmez, bu gidişat durdurulmazsa faşist bir askeri darbenin geleceğini açıkça ifade edilmiştir. Bu nedenle Maraş katliamı sonrası devrimci hareketlere birlik olma ve ortak hareket etme çağrısı yapılmıştır. Katliamdan çok kısa bir süre sonra yazılan bu broşürdeki değerlendirmeler de PKK önderliğinin nasıl büyük bir öngörü sahibi olduğunu ortaya koyuyor. Bu açıdan bu cuntaya karşı yetersiz de olsa en hazırlıklı hareket yine de PKK olmuştur. PKK Önderliğinin 1979 Haziranında yurtdışına çıkması ve kısa bir süre sonra (1979 sonu) eğitim görecek ilk grubun Filistin kampına gitmesi bu öngörü ve hazırlığın ifadesidir.
Maraş Katliam da Selanik’te Atatürk’ün evinin bombalanması sonucu gayrimüslimlere saldırılması gibi bir kontrgerilla tezgahıdır. Bu katliamdan sonra da Kürt Özgürlük Hareketi ve Türkiye’deki devrimci güçler hedef gösterilmiştir. Atatürk’ün evinin bombalanması gayrimüslimlerin kökünün kazınmasına vesile edilirken Maraş katliamı da Kürt Özgürlük Hareketi ve Türkiyeli devrimcilerinin kökünün kazınmasına vesile yapılmıştır.
Cunta; ezilmiş bir sol, ezilmiş bir Kürt halkı, iradesi kırılmış bir toplum hedefliyordu. Amacı tartışmasız buydu. Ama Kürt Özgürlük Hareketi ayakta kalarak, direnerek bu faşist cuntanın hedeflerini sekteye uğrattı; tüm planlarını bozdu. Şimdi 12 Eylül için her şey söyleniyor. Eğer Kürt Özgürlük Hareketi direnmeseydi Kenan Evren kendini ikinci Atatürk ilan edecekti. Zaten o havalardaydı; havasını PKK söndürdü. Şimdi 12 Eylül ile ilgili tüm değerlendirmeler 12 Eylül’ün başarısızlığı üzerinden yapılıyor. 12 Eylül başarılı olsaydı şimdiki değerlendirmeler çok farklı olurdu. Tarih 12 Eylül’ü kimin bitirdiğini en iyi biçimde yazacaktır. Çünkü gerçekler demagojiyle, laf kalabalığıyla örtülüp farklı gösterilemez.
12 Eylül faşizmine yönelik en isabetli değerlendirmeleri de yine PKK Önderliği yapmıştır. 12 Eylül ile ilgili PKK önderliğinin değerlendirmeleri bir kitap olarak basılmıştır. Avrupa’da basılan bu kitap  yeniden okunursa ne kadar isabetli değerlendirmelerin yapıldığı görülür. Yine PKK Önderliği 1984 sonrası yürütülen savaş sürecini ve derin devleti en iyi değerlendiren siyasi liderdir. 1980’li ve 1990’lı yıllarda yaptığı değerlendirmelerde derin devlet gerçeğini deşifre eden önderlik de PKK önderliğidir. Derin devlet gerçeğini kirli savaş içinde öyle çözmüştür ki, Özal öldüğünde “ölmedi, öldürüldü, hatta zehirlendi” diyen de yine bu önderliktir.
Kısa bir süre önce Ahmet Altan Türkiye’nin Abdullah Öcalan gibi bir lidere ihtiyacı var, dedi. Ahmet Altan bunu düşünmeyerek söylemedi; On yılların deneyimi sonrası bunu söyledi. Çünkü on yıllardır bu Önderliği gözlemlemektedir. Herhalde edebiyatçı duyarlılığı ve kişilik analizlerinde derinlere inme yeteneği Ahmet Altan’a bunu söyletmiştir. Türkiye’nin en büyük edebiyatçısı, yazarı Yaşar Kemal’e sorsalar onun da bu cevabı vereceğinden kuşkumuz yok. Hep zulme karşı isyan romanını yazmış, romanlarında mazlumları ve direnenleri anlamaya çalışmış, kişilik çözümlemesinde ustalaşmış bir edebiyatçının, bir romancının, dolayısıyla büyük sosyologun Kürt Halk Önderi için Ahmet Altan’dan daha olumlu şeyler söyleyeceğine inanıyorum. Tüm kitaplarını okumuş; sadece romanlarını değil, bu romanları yazanı da anlamaya çalışmış biri olarak bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Yaşar Kemal beni bağışlasın, kendi adına değerlendirme cüreti gösterdiğim için bunu söylemiyorum; onun duygu yüceliğini hissettiğim için bunu söylüyorum.
AKP gerçeğini de ilk defa derinliğine çözümleyen ve AKP gerçeğinin ne olduğunu ortaya koyan da bu önderliktir. Görüşme notlarında da, yazdığı savunmalarında da bu gerçeği görürüz. AKP gerçeğini öğrenmek isteyenler bu önderliğin söylediklerini ve yazdıklarını okurlarsa AKP’yi daha boyutlu anlayabilirler. Bu önderliğin savunmalarını en az Kürtler kadar Türkiye’de siyaset yapanlar ve Türkiye gerçeğini öğrenmek isteyenler de okumalıdırlar diyoruz. Kuşkusuz ileride bu savunmaların değeri iyi anlaşılacaktır. Hele hele Türkiye’de sorunların kördüğüm olduğu bir dönemde okumanın çok hayırlı sonuçları olacaktır.  AKP’nin bugünkü Abdullah Öcalan ve PKK düşmanlığı AKP’nin şifrelerinin çözülmesi nedeniyledir. Kürt Halk Önderi, Aralık 2010’da bitirip AİHM’e gönderdiği savunmalarından sonra “AKP’nin bana bu kadar düşmanlık beslemesinin nedeni savunmalarımı okumasındandır” demiştir. Gerçekten de bu savunmayı okuyan AKP danışmanları ve Tayyip Erdoğan’ın kafasının tası atmıştır. Tayyip’in baş danışmanı Yalçın Akdoğan’ın Kürt Halk Önderine düşmanlığı da buradan kaynaklanmaktadır. Şifrelerinin çözülmesine büyük tepki göstermektedirler.
AKP’nin Roboskî katliamını yapanları açığa çıkarmaması, hatta bu saldırı emrini veren Havacı Generale ödül vermesi AKP gerçeğini ortaya koymaktadır. Bu bir irade kırma tutumudur. Açıkça sizleri öldürenleri cezalandırmayız, ödüllendiririz diyerek Kürtlerde travma yaratıp irade kırmayı hedeflemektedir. AKP’nin Roboskî katliamı konusundaki tutumunu bilinçli görmek gerekir. AKP içindeki herkes bu durumu ve niyeti bilmeyebilir; ancak Roboskî katliamı karşısında AKP’nin gösterdiği tutum başka türlü izah edilemez.
Osmanlı geleneğinde özellikle genç erkeklere tecavüz edip irade kırma politikalarını bugün Türk devleti ve onun AKP Hükümeti bu türlü yöntemlerle yapmaktadır. Başbakan’ın her türlü zulmü, baskıyı ve hakareti yaptıktan sonra bir de hakarete uğrayanları suçlaması da bu irade kırma anlayışının farklı versiyonudur. Türkiye’de başbakan ve AKP bu politikayı sadece Kürtler ve BDP’ye değil, kendisine muhalif tüm siyasi güçlere, kişilere, aydınlara ve yazarlara da uygulamaktadır.
Kürtler bırakalım başka olay ve uygulamaları, sadece Roboskî olayına bakarak Türk devletinin Kürtlere yönelik politikalarının ne olduğunu öğrenebilirler. AKP’nin karşısında Kürt gördüğünde saldırganlaşması, hakaret yağdırması Kürt’e bakışıyla ilgilidir.  Kürt, Tayyip Erdoğan için bir iradeli kişi ve toplum değildir; İradesiz, kendisine itaat etmesi gereken kişi ya da topluluktur. Bu yönüyle devletin Kürt bakışını kendinde “mükemmel” biçimde somutlaştıran Tayyip Erdoğan’dır. Kürt’e bu bakış Tayyip’in kişiliğini de şekillendirmekte, giderek herkese karşı böyle olmaktadır. Abdüllatif Şener Tayyip’e çok öfkelidir. Herhalde Tayyip’e bu kadar öfkeli olmasını sağlayan da Tayyip’te var olan karşısındakinin iradesini kırma tarzıdır. Bu tarz sıra Kürtlere geldiğinde daha çirkin ve aşağılayıcı biçimde yansımaktadır.
Roboskî olayı herhangi bir olay olarak ele alınamaz. Roboskî’ye yönelik bu yaklaşım herhangi bir olaya gösterilen yetersiz yaklaşım gibi ele alınamaz. Roboskî olayı şahsında sömürgeci ve kültürel soykırımcı zihniyet kendini tüm çıplaklığıyla açığa vurmuştur. Birçok olayda bu zihniyeti görebilirdik; ancak Roboskî kadar kilitlenilmediğinden bu gerçek yeterince görülmüyordu. Şimdi Roboskî nezdinde AKP ve Türk devleti gerçeği Kürtler açısından çok iyi görülmüştür. Ne yazık ki bazen böyle acı olaylarla öğrenilebiliyor. Belki bu da insanoğlunun zayıflığıdır.
Tayyip’in ne olduğu Diyarbakır il başkanına gösterdiği tepkiden de anlaşılmıştır. Tayyip için insanların hiçbir değeri yoktur. Tayyip’e göre amaca ulaşmak için her şey mubahtır. Makyavellizmi dünyada Tayyip kadar çirkince ve ahlaksızca uygulan başka bir siyasetçi bulunmaz. Dün dündü diyen Süleyman Demirel bile bu kadar Makyavellist olma becerisinde değildi. Bu konuda Tayyip Erdoğan’a şapka çıkarılır. Tayyip Erdoğan için amaca ulaşmak için her şey, hem de her şey mubahtır. Özellikle Kürtleri kültürel soykırıma uğratmak, Kürtleri soykırım sistemi içine almak ve AKP’yi iktidarda tutmak için her şey mubahtır. Erdoğan için hiçbir ilkenin olmadığını, sadece amaca ulaşmanın önemli olduğunu herkes her gün daha iyi öğrenmektedir.
AKP Diyarbakır il başkanı doğru söylemiş. Ancak BDP’liler sadece şimdi değil, her zaman dindar insanlardan oy alıyordu. Birçok Kürt şehrinde yüzde altmışların üzerinde oy alması bu gerçeği göstermektedir. Kaldı ki Kürdistan’ın en değerli mellelerinden olan ve Kürt toplumunda çok sevilen Melle Abdülrahman Tımoki’nin son yıllarını, aylarını Kürt Halk Önderinin yanında geçirmesi ve son nefesini PKK’nin yanında vermesi her şeyi açıklamaya yeter.