Son Newroj’da bir kere yaşandığı üzere, TC tarihinin Kürdistan cephesi kan, ağlama sesi ve yangınların yok ediciliğinin insanlık suçlarıyla kirlidir. Bana temiz bir sayfa gösterin, önünde çökeyim!..
TC, bu yönüyle kanunsuz rejimidir. Kanunsuzların merhameti, yerde kokuşmuş ölü, vicdanları çürüyen cendek, din söylemli bugünküler, "vur ha vur" naralarıyla ölüm emirleri yağdıran ilk şeflerin mirasçısı, devamıdır.
Ne dini, hangi dindarlık? Ne alaka, bunlar tüccardır. Adamlar, dini dükkan açmış ticaretini yapıyor, iktidar gücünün gölgesinde, nimetleri derip, içinde debelenerek, bu dünyada cennet hayatı yaşamaya bakıyorlar.
Ezberledikleri dini kelime ve deyimleri, gerektiğinde siyasi güç olma yolunda, yeri geldiğinde, tehdit unsuru yapıp haraç toplamakta kullanmaktadırlar. Yoksulların yüzüğü, bileziğini, kefen için diye kenara konan kuruşçuklarını, "cennet için hayrat" adı altında topluyorlar. Bu paralar, İstanbul boğazında yalı, orada burada lüks hayatın fokurdadığı yüzme havuzlu villa, kasalarında para desteleri, kurdukları bankanın sermayesi olarak çıktı, karşımıza.
"Cennet yollarında ileri" diye diye topladıkları oylarla, ırkçı diktatörlük, polis devleti inşa ettiler. İslam dini ve kitabında ırkçı ayırım ve kölecilik bağışlanamaz büyük günah, münafıklık, ama Kürtlere dayattıkları budur. Kürtler hakkı, hukuku, statüsü olmayan köledir. Ahmet Altan, geçenlerde İslam Peygamberinin "Veda Hutbesi"ni hatırlatarak, bunların din adına ırkçılık yapıp, köleciliği sürdürdüklerini hatırlatıyordu.
Ve onlar, özgürlüğünü arayan Kürtlerin karşısına zehirli gaz, sopa, kurşun ve kimsayal bombalarla dikiliyorlardı. Nasıl ırkçı bir kinle zehirlenmeyse, Uludere’de, çoğu çocuk, 34 Kürdü bir araya toplayıp, uçakların napalm bombalarına teslim ettiler. Katilleri korudular. Mahkemelerine bile çıkarmadılar. Analar, babalar, kardeşler, paramparça kayalıklara yapışmış bedenleri toplarken, o sırada Başbakan katilleri kutsayan mesajını yayımlıyordu.
 Yine nasıl ırkçı bir kinle zehirlenmeyse, Kürtlerin bayramını yasaklıyor, Polis sokağa çıkanlara yerden ve havadan zehirli gaz boca ediyor, kurşun yağdırıyordu. İstanbul’da Hacı Zengin aldığı darbeyle ruhunu teslim ediyor, Cizre'de polis Kürt partisini kurşuna tutuyor, panzer denilen tankı koçbaşı niyetine kullanıp içeriye giriyor, esir aldıkları çocuk ve kadınları dipçik, postal darbeleriyle linç etmeye kalkışıyor, çenesini dağıttıkları kız çocuğunu yerlerde sürükleyerek götürüyor, bu arada yanlışlıkla birbirini vuruyor, cinayeti de Kürtlere mal ediyorlardı.
Ahmet Türk’ün, Batman’da linç edilmeye kalkışılması ise bir polisin anlık ırkçı refleksi değil, emirle cinayete kalkışmasıydı. Önce Ahmet Türk’ün içinde bulunduğu otobüse taşlar, kaya parçalarıyla saldırıp, camlarını kırmış, içeriye zehirli gazlar atmış, sonra Ahmet Türk yarı baygın dışarıya çıkınca da, hücum etmişlerdi.
Bilinçli bir planın uygulanmasıydı, bu. Çünkü, Ahmet Türk sıradan biri değildir. O, Kürtlerin geleneksel dokusu içinde, olağanüstü derinlikte saygı gören, bir rûspiydi. Ona dokunmak Kürtlerin onurunu kırmaktı. Manzarayı gören, hiç bir Kürt geri durmaz, duramazdı. Kürtler, "hayfını" (intikam) yerde bırakmayınca, bunu kırıma kılıf yapacaklardı.
Neyse ki, o an kitle uzaktı. Olanları görmedi ve katliam planı yarım kaldı. 
Bunlar olurken, iktidarın namlunun ucuna dayalı, Kürt planı yeniymiş gibi basına servis edildi. Sorunun muhatabı Abdullah Öcalan ve PKK ile görüşmeyecek, ama Barış ve Demokrasi Partisi çizgilerine gelirse görüşecek, bu arada Kürtleri yer yüzünden silme silahını ateşlemeye devam edeceklermiş.
Bunların hiç biri yeni değildir. İki yıldan beri sürdürdükleri, devlet terörüne dayalı geleneksel Kürt politikasıdır, bu. Bu yol, 1990’larda Demirel-Tansu Çiller ikilisiyle generalleri tarafından denindi. Ama hayrını görmediler. "Yeni plan" dedikleri, budur. Eskiye dönüş…
Çünkü, bunların "barış" gibi insani bir değer yargıları, ölüm kaygıları yok. Tersine, kanla geçiniyolar. Cepheden gelen kanlı cenazelerin üstünde, ırkçı histeriyle, hamasi nutuklar atmakla oylarını artıracaklarına, güçleneceklerine inanıyorlar.
O nedenle, ölüme tapınıyor, ölülerin kanını kına niyetine sürüyorlar. Barıştan anladıkları, Kürtlere daha çok zehirli gaz, sopa ve kurşundur. Bunu yaparken, öbür yandan, cami avlusunda kıt bilinçli insanları soymada yaptıkları gibi, gerçekte düşman oldukları "barış"tan yanaynış görünüp, Kürtleri oyalamaya, zaman kazanmaya çalışıyorlar.
 Çünkü, sıkıştılar. Kürdistan, Newroj’da (Newroz) burunları yerde sürttü. Kopuş hızlandı.
Gerilla gücü, kışı geride bıraktı. Aralıksız sürdürdükleri saldırıların, baharla birlikte cevap bulacağını biliyorlar. En önemlisi göz diktikleri Suriye’yi işgale çıkarken, arkalarını güvene almaya çalışıyorlar.
Kimseye fayda getirmeyen "yeni plan"ın hayrını görecekler mi, göreceğiz.